Reklamı Kapat

Hukuk sorunu

Birtakım konular ya da tartışma alanları vardır ki, bu konular veya alanlar ile yetkili olup olmamalarına bakılmaksızın görüş ileri sürmeleriyle karşılaşılabilinmektedir. Bu konular ya da alanların başında dinin, hukukun ve tıbbın yer aldığı görülür. Bir ölçüde bu durumu doğal karşılamak mümkündür. Çünkü bu konular veya alanlar, hemen her insanın hayatını doğrudan veya dolaylı olarak sadece ilgilendirmekle kalmazlar, bizzat onu biçimlendirirler, nasıl olacağı veya olması gerektiği hususunda etkilerler. Bu bakımdan insanların din, hukuk ve tıp konusunda görüş bildirmeleri, düşünce açıklamaları, yorum ve değerlendirmelerde bulunmaları doğal karşılanmalıdır. Hatta bu konular veya alanlar ile ilgili yetersiz sayılacak görüşler, düşünceler, yorumlar ve değerlendirmeler ortaya konulması, bir dereceye kadar çeşitli yararlar da sağlayabilir. Belki teşvik bile edilmesi düşünülebilir.

Ancak söz konusu konuların veya alanların herkesin ilgi sınırları içinde olmasıyla bunlar üzerinde görüş, düşünce açıklamaları, tartışmalara katılmaları, mahiyetleri gereği belli bir yöntemi, belli bir bilgi birikimi ve düzeyi, kaçınılmaz olarak gerektirir, gerektirmesi beklenmelidir. Sözgelimi Hıristiyanlıkta insanın günahkâr doğduğu inancını dikkate almadan, Hz. İsa’nın çarmıha gerilme ve bir din adamının huzurunda günah çıkarma ritüelini açıklamak mümkün olmaz. Bu tür inanışları dikkate almak, onların mutlak doğru olduklarını kabul etmek anlamına elbette gelmez. Yine bir Yahudi için “ağlama duvarı” önünde dua etmesi de böyledir. Aynı şekilde bir Müslüman’ın Kâbe’de tavaf, vakfe, say ibadetleri, ancak İslam’ın inanç ilkeleri ışığında anlam bulurlar. Yani dinin konuları ve alanları ancak onun bütünlüğünün gereği yöntem, bilgi, görüş ve düşünce birikimleri ölçeğinde ele alınmak ve tartışılmak durumundadır.

Tıp ve hukuk alanları, bir dereceye kadar benzer duyarlığı öngörmekle birlikte, din alanından farklı olarak, sınırlarını olgulara, şartlara, bilgi birikimi ve yöntemlere göre gevşetebilmekte ve genişletebilmektedir. Aynı durum, dinlerden kaynaklanan hukuk bakımından da, bir dereceye kadar düşünülebilir, hatta düşünülmesi gerekebilir. Sözgelimi, Hıristiyanlık, ilke olarak önceden katı bir şekilde belirlenmiş bir hukuk anlayışını içkin değilken, tarihi süreç içinde, bütünüyle dünyevi temelli Roma Hukuku’ndan esinlenerek “Canoniqeu” şeklinde adlandırılan bir hukuk sistemi oluşturmak durumunda kalmış ve uzun süre, başta kıta Avrupa’sı olmak üzere uygulanmıştır da. Fakat ortaya çıkan yeni olay ve şartları, insan ve toplum hayatının ihtiyaçlarını karşılama yeteneği gibi hususlarda yetersiz kalmasıyla bırakılmıştır. Dönüm noktası, Fransız Devrimi sonrasında tedvin edilen ve “Code Civile/Napoleon” biçiminde de adlandırılan Fransız Medeni Kanunu olacaktır. Bu gelişmeler hukuk alanında köklü bir tartışmaya da yol açacaktır. Bu gelişmelerin yansıması hukuk olgusuna bakışta kendini gösterecektir. Hukuk olgusunun nasıl ele alınacağı, ele alırken nasıl bir yöntem izleneceği gibi sorunlara öncelikle bakılması gerektiğini duyuracaktır. Hukuk Felsefesi, daha sonra da Hukuk Sosyolojisi, hatta Hukuk Tarihi gibi hukuk olgusunu farklı açılardan inceleyen disiplinlerin doğuşu böylece gerçekleşecektir.

Ülkemiz bağlamında hukuk olgusu uzun bir süreçte sorun olarak sürüp gelmiştir, ama günümüzde bu sorun hem aciliyet, hem ağırlık, daha da önce de önemli bir niteliğe bürünmüş gözükmektedir. Karşı karşıya olunan hukuk sorununu, hukukun gerektirdiği yöntem, ihtiyaç duyduğu bilgi ve birikim, uygulamalarda karşılaşılan sorunları çözebilecek imkân gibi boyutlarıyla ele alıp kavramaya yönelmek yerine, salt iktidara yaslanarak günübirlik karalarla, önlemlerle yetinilmektedir. Daha doğrusu avunulmaktadır. Bu görünümün çarpıcı örneğini devlet olgusunda açık bir şekilde gözlemlemek mümkündür. Oysa devlet olgusu ancak hukukun tanımıyla ve belirlemesiyle varlık kazanabilir, somutlaşabilir. Salt gücü ve zoru temel alan bir iktidar, devlet olgusunu önce baskılar, süreç içinde de yok eder. Özetle ciddi ve savsaklanamaz bir sorun söz konusudur. Tartışmak kaçınılmazdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?