Reklamı Kapat

Yeni Hikâyeler Peşinde…

Her birimiz doğduğumuzdan beri bize anlatılan hikâyelerle hayatı anlamlandırmaya çalışır, dinlediğimiz hikâyeleri ve çevremizde gördüklerimizi oyun yoluyla deneyimlemeye çalışarak hayata hazırlanırız. Dinlediğimiz hikâyelerle bir zihin dünyası oluştururuz. Çoğu zaman olaylar karşısında nasıl tepkiler göstereceğimizi kendimizi hikâyelerdeki kahramanların yerine koyarak bulmaya çalışırız.

Çocukluğunuzdan itibaren dinlediğimiz hikâyeleri ve yaşadıklarımızı gözlerimizin önüne getirmeye çalışalım. Kimi zaman dinlediğimiz bir kahraman gibi maceradan maceraya koştuk, kimi zamanda iyi ve kötü kahraman arasında ikilemlerde kaldık. Dinlediğimiz hikâyelerin kahramanlarıyla yeri geldi güldük, sevindik, yeri geldi ağladık… Onların bitmek bilmeyen cesaret ve azimlerinden ilham aldık…

İyiyi, doğruyu, çalışkanlığı, cesareti, saygıyı, adaleti, doğru sözlü olmayı, yalan söylememeyi, emanete sahip çıkmayı, erdemleri öğrendik hikâyelerden… Her zaman haklının yanında olmamız gerektiğini, kötülerin her zaman kaybedeceğini öğrendik hikâyelerden…

Hikâyeler kurmaca birer metinden çok daha fazlasıdır. Hikâyeler çıktığı toplumun değerleriyle, inançlarıyla yoğrulurlar. Hikâyeler vasıtasıyla tarihten pencereler aralar, bu sayede hayata, dünyaya, insanlara dair bilgiler edinir ve böylece geleceği inşa ederiz.

Diğer bir deyişle hikâyeler dünyamızın temelidir. Nasıl ki sağlam bir temel olmadan bir bina inşa edemiyorsak, hikâyeler olmadan da bir toplum inşa edilemez. Her ailenin, her toplumun kendine has hikâyeleri vardır. Nesilden nesle aktarılan hikâyeleri…

Biz hikâyelerimizle geçmişimizden güç aldık, yıllarca dünyanın muhtelif yerlerindeki mazlumlara can suyu olmaya çalıştık. Savaşlarla yakanlara yıkanlara aldırmadan, fetihlerle insanları ve şehirleri yaşatan medeniyetler inşa ettik. 

Ne yazık ki bu hikâyelerin sekteye uğradığını görüyoruz. Yeni hikâyeler lazım türküsünü söyleye söyleye, vazgeçiyoruz kendi hikâyelerimizden…

Artık iyinin, adaletli olanların, erdemlere değer verenlerin kaybettiği, hatta olmadığı hikâyeler anlatılıyor çocuklara. Kötülerin kazandığı hikâyeler… Bizden olan, bize ait olan ne varsa birer birer vazgeçtiğimiz hikâyeler…

Büyüklere değer vermemenin, yok saymanın ayaklarının üzerinde durmak sanıldığı; kötü konuşmanın, hakaret etmenin özgürlük olarak isimlendirildiği; hırsızlığın, üçkâğıtçılığın üstün zekâ ile ilişkilendirildiği; kısa yoldan başarıya ulaşmak için her yolun mubah olduğunu gösteren hikâyeler anlatılıyor.

Kadına, anneye değer veren baş tacı yapan, ayaklarının altına cenneti seren inancın yerine kadını öldüren, anneliğini yok sayan, değersizleştiren, köleleştiren zihniyetin hikâyelerini başarı hikâyesi diye alkışlıyor, örnek gösteriyoruz.

Komşusu açken tok yatmayan, azla yetinmeyi, paylaşmayı bilen koca yürekli insanların hikâyeleri yerine, tüm dünyanın rızkını sömürenleri ama yine de doyamayanların hikâyelerini hayran hayran anlatıyoruz.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” anlayışı ile dünyaya huzur ve adalet getirmek için çalışanların hikâyelerini değil, insan hakları, demokrasi yalanlarıyla dünyayı kan gölüne çevirenlerin, sadece ötekine değil, kendi insanına bile zulmetmekten geri durmayanların hikâyelerini iyi ahlâk hikâyesi diye anlatıyoruz çocuklara…

Artık hayata hazırlanmak için oynayacakları oyun alanları da kendi ürettikleri oyuncakları da yok çocukların. Sanal dünyalarda, sanal oyunlarla hayatı deneyimlemek zorunda bırakılıyorlar maalesef. En fazla adamı öldürenin en fazla skoru kazandığı böylelikle strateji kazandıkları iddia edilen oyunlarla hazırlanıyorlar hayata…

Böyle bir dünyada onlardan ne çok şey bekliyoruz farkında mısınız? Onlardan gerçek hikâyeleri saklayıp, gerçek oyun alanlarını yok edip iyi birer insan olmalarını bekliyoruz. Onlara örnek olmuyoruz ama örnek insanlar olmalarını istiyoruz. Sonra oturmasını kalkmasını bilemeyince, iki lafı bir araya getiremeyince, seviyesiz espriler yapınca, ahlaksız davranışlar içerisinde görünce bu gençlik nereye gidiyor diye şikâyet ediyoruz.

Filistin neresi, Kudüs neden bu kadar kıymetli, Doğu Türkistanlılar kim, Irak’ta neler olmuş, Suriyeliler neden bizim ülkemizdeymiş bilmeyen, insanlığın derdiyle dertlenmeyen, ahlâk ve erdem kavramlarının içini dolduramayan, kendi hikâyesine yabancı bir nesli biz kendi ellerimizle yetiştirdik.

Tüm bunları yeni hikâyeler yazma sevdası getirdi başımıza. Ne yeni hikâyeler yazabildik ne kendi hikâyelerimize sahip çıkabildik. Bir heves uğruna koca bir nesli yaktık. Gerçekler gün gibi ortadayken kendi hikâyelerimize sarılmak yerine hâlâ daha başka hikâyelerin peşinden koşanların amacı nedir ki acaba?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Selime Sümeyye Abatay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?