Reklamı Kapat

Erkan Oğur kimi dinliyor?

Bu tahammülsüzlüğü masaya yatırmak lazım. Nasıl bir ötekileştirme ve ne menem bir saflaşmadır bu? Hani farklılıklar zenginlikti? Hani farklı dünya görüşleri aynı mekânı paylaşabilir, müşterek bir ses ve söz korosunun içerisinde bulunabilirdi? Hani çamaşırlarımız aynı rüzgârlarla kuruyordu? Müzik birleştiriciydi hani? Şiir ortak türkümüzdü?

Sözü nereye getireceğimi tahmin etmişsinizdir sanırım. Sosyal medyada bir gürültü bir gürültü ki sormayın. Mesele aslı da faslı da bir cümleyi aşmayacak denli basit ve anlaşılır bir şey. O zaman bir bardak suda fırtına koparmak neyin nesidir?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın 14 Nisan günü kendi yazıp bestelediği Hiç Oldum isimli türküyü YouTube üzerinden paylaşmasıyla birlikte ortamlar birdenbire hareketleniverdi. Bazı çevreler beklenmedik bir ismin beklenmedik(!) bir yerde bulunmasıyla büyük şok yaşamış ve hayal kırıklığına uğramışlardı. Zira dokuz dakikalık türküyle ilgili açıklamaların olduğu kısımda gitarlar, e-bow ve kopuzda Erkan Oğur’un ismi yer alıyordu. Olacak şey değildi bu. Belli ki Erkan Oğur İbrahim Kalın’ın türküsüne bu mütevazı katkı neticesi böylesine bir tepkiyle karşılaşacağını hiç tahmin etmemişti. Hâlbuki Erkan Oğur ilk defa birinin parçasına katkı sağlamıyordu. Daha önceleri birçok sanatçının albümüne ve türkülerine eşlik edip katkı sağlamıştı. Ama bu sefer başkaydı(!) çünkü hükümetten bir ismin türküsüne katkı vererek affedilemez bir şey yapmıştı(!) Sosyal medyada art arda tepkiler gelmeye başladı.

Müziğin birleştiriciliği bile hükmünü yitirmişti. Daha hazin olanı ise Erkan Oğur’un yaptığı işe sahip çıkmaması ve bir anlık gafletle bu projeye katıldığını, benim bu projede ne işim var diyerek içinin bir tarafının cız ettiğini söylemesiydi. Bunun bir sanatçıya yakışmayacak bir tavır olduğunu bilmem söylemeye hacet var mı? Tepkileri göğüsleyemediği için hata ettiğini söylemesiyle kim ne derse desin karizmayı çizdirmiş oldu. Bu mantığa göre şimdi biz de kalkıp tepki olarak Erkan Oğur’un türkülerini dinlemeyeceğimizi deklare mi edelim yani? Bu komik kaçmaz mı? N’oluyoruz yahu?

Mahrem mesafe, resmi mesafe, hiyerarşik mesafe, sosyal mesafe, ideolojik mesafe derken hayatın en masum taraflarında bile aramıza duvarlar örüyor setler çekiyoruz. Kim ne derse desin müziğin ve şiirin birleştiriciliğine her zamankinden daha çok muhtacız.

GÖKYÜZÜ KOŞARKEN

İlk kitapları oldum olası severim. Sevmekle de kalmaz, onların peşine düşer sahaf sahaf dolaşıp ilk kitapların ilk baskılarını kütüphaneme kazandırmaya çalışırım. Bunun şahsi bir şey olmadığını kitap kurtları gayet iyi bilirler. Bizimkisi gönüllü koruyuculuk gibi bir şey. Birçok şehir kütüphanesinde bulunmayan kitapların şahsi kütüphanelerde mevcut olduğunu bilenler bilir.

Yunus Karadağ’ın ilk kitabında bu ilk olmanın heyecanını sezmekte zorlanmadım. Belki mahcup değildi, ellerini nereye koyacağı noktasında bir tedirginlik yaşamıyordu, ama büyüklerin yanında sesini yükseltmeme edebine uygun bir bilinçli geri çekiliş hemen fark ediliyordu.

Bağıran ilk kitapları sevmem. Sesini içine gömmüş, fısıltıdan destek uman şiirler de bana göre değildir. Ancak, şairin boyunu aşmayan mutedil ilk kitapların izini sürmek için yol gitmekten hiç yüksünmediğimi beni tanıyanlar gayet iyi bilirler. Yunus Karadağ’ın şiir kitabı böyle bir kitap. Paul Valery’e izafe edilen, “İlk dize tanrıdandır, gerisi matematiktir” sözünü biraz daha genişleterek Yunus Karadağ’ın Gökyüzü Koşarken kitabının ilk şiirine getirebiliriz. Bir adım daha ileri giderek, “İlk şiir Tanrı’dandır” diyelim. Şöyle diyor Yunus Karadağ, Fırtınada Beni Bul başlıklı ilk şiirinde: “Tenimi kanatan günışığı vazgeç / İçimdeki karanlığı söndürebilir misin? / Bir rüyada düşürdüm gözlerimi / Çiçeklerden cesaret toplayıp / Bana gülmeyi öğretirsin diye / Tam sırrımı açıyorum beni dinlemiyorsun.” Şiirin son dizesi yine bir geri çekiliş imgesi: “Sana defalarca yenilmek istiyorum.”

Yunus Karadağ’ın Gökyüzü Koşarken kitabında yer alan şiirler hiç denenmemiş dizelerden oluşuyor gibi. Okuyucuda daha önce hiçbir şairde işlenmemiş duygular intibaını oluşturuyor. Mesela çok aşina gibi gelen şu dize aslında özgünlüğü hiç tecrübe edilmemiş bir mısray-ı azade gibi: “Günler sanki / Bıçakla oynayan bir çocuk.” Sesi sözüne, nefesi mesafesine eş bir şiir Gökyüzü Koşarken kitabındaki şiirler.

Bu kitapla ilgili eminim çok daha ayrıntılı şeyler yazılacaktır. Benimki fırından yeni çıkmış bir ekmeğin sıcaklığıyla bir kitabı kavramaya çalışmak sadece. İlk okuyuş, ilk intiba, ilk kanaat. Söylemeden geçmiş olmayayım, kitabın ismi kitaptaki şiirleri kıskandıracak güzellikte.

Sevgili okur, şu mübarek Ramazan günlerinde okumama orucunu bozarak imsakle iftar arasını pekâlâ şiir okuyarak geçirebilirsin. Gökyüzü Koşarken şiir kitabıyla başlayabilirsin mesela. Haydi öyleyse!

(Gökyüzü Koşarken-Yunus Karadağ- Muhit Kitap)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yaşar Akgül - Teşekkürler kardeşim...iki yazınız da güzeldi...Selamlar olsun...

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 20 Nisan 17:26


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?