Zekât ve basiret

Ramazan ayı geldi, hoş safa geldi.

Bereketiyle geldi, tüm hoşluğu ile geldi.

Mübarek olsun.

Her Ramazan’da olduğu gibi bu ay da zekât konusundan söz edenler çoğaldı.

Kitapların, makalelerin, sohbetlerin, vaazların en önemli konusu haklı ve yerinde olarak zekât oluverdi. Biz de zekât konusunda edinmiş olduğumuz bilgileri özet olarak yazmak istiyoruz:

Zekât devlet eliyle yapılan bir ibadettir. Peygamberimiz ve takip eden raşit halifeler döneminde, Tevbe Suresi 103. ayet-i kerimesi gereği zekâtları devlet toplamış ve beytülmale gelir kaydetmiştir. Toplanan bu zekâtları devlet, Tevbe Suresi’nin 60. ayet-i kerimesinde tek tek sayılan 8 sarf yerine dağıtırdı. Bunlar, fakirler, miskinler, zekât işinde çalışanlar, kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlar, borçlular, köleler, Allah yolunda ve yolda kalmış olanlardır. Bu sarf yerleri hakkında ilmi izahlar konusuna girmeyeceğiz. 

Cenab-ı Allah, Tevbe Suresi 103. ayeti ile fariza olarak zekât toplama görevini, Müslüman devlet başkanına ve İslami kurallara göre yönetilen devlete yüklemektedir. Asr-ı Saadet’teki ve sonraki raşit halifeler devrindeki devlet ve onun başkanları bu vasıflara uymakta ve farizaya muhatap olmaktaydı.

Zekât konusunu inceleyen Prof. Dr. Yunus Vehbi Yavuz, Yusuf El Kardavi gibi çağdaş ilim adamları şu hususun üzerinde durmuşlardır:

Bugün İslami bir devlet ve onun Müslüman bir devlet başkanı bir arada bulunmadığına göre, gerek Tevbe Suresi 60 ve gerek 103. ayetlerindeki farzlar nasıl yerine getirilecektir? Daha açık ifadesi ile bu ayetlerde emredilen zekât toplama “farzları” karşısında Müslümanlar ne yapacaklardır?

Denilen şudur:

Bu farzların yerine getirilemeyişi karşısında bütün Müslümanlar mesuldürler. Hesaba çekileceklerdir. Bu hesaptan kurtulmak için Müslümanlar kendi aralarında bir “zekât müessesesi” kurup, zekâtlarını İslami usullere göre toplayıp dağıtacaklardır. Bu müessese geçici bir müessese olacaktır. Aslolan İslami kaidelere göre işleyecek bir devlet mekanizmasının kurulması, zekâtların da bu devlet tarafından mecburi olarak toplanıp dağıtılması olacaktır. Daha açık ifade ile Müslümanların Kur’an nizamının kurulup yürütülmesi gayesi ile bütün güçlerini kullanarak çalışmaları üzerlerine vecibedir. Bu çalışmalar neticeleninceye kadar “geçici zekât müessesesi” zekâtların tanzimi ve yürütülmesi ile görevli olacaktır.

Fark etmişsinizdir, bu cümlemizin içinde Erbakan Hoca’mızın bir ömür üzerinde çalışıp verdiği “cihadın tarifi” yatmaktadır.

Netice şuraya gelir:

İslam devleti bulunmadığı zamanlarda, Müslümanlar bu devleti kurmak için bütün güçleri ile çalışacaklar, yani cihat edecekler, bu arada zekât müessesesini de kurup işleteceklerdir.

İlim adamlarının yaptığı çalışmalara göre, bugün ülkemizde zekât vermek resmi bir mükellefiyet olsa yani devlet eliyle toplanacak olsa, bugünkü değerleri ile yüzlerce milyar doların toplanması gerekecektir. Çünkü zekât servetlerden alınan, sarf yerleri de tayin edilmiş bir vergidir.

Bu günlerde “bu kadar büyük meblağın az bir kısmını bile toplasak çok büyük rakamlar elde ederiz” diye hesap yapan bazı kendini kurnaz zannedenler ya da basiret bağlanmasına uğrayanlar, devletin bir “zekât fonu” kurup işletmesini önermektedirler. Hatta hangi bakanlık bünyesinde böyle bir fon kurulması gerektiğini bile tarif edecek derecede. İyi de bunu yapmak için Müslüman bir devlet başkanının olması yetmiyor ki. İslam kurallarına göre işleyen bir devlet de gerekiyor.

Anayasasında İslami kuralların gelme ihtimali bile önlenmiş, ceza yasalarında devletin dini kurallara uydurulmasına çalışmak bile ağır suç olarak tarif edilmiş, Hıristiyan birliği olan Avrupa ile bütünleşebilmek için ekonomik, ailevi, ahlaki, medeni, kültürel ve hukuki kuralları değiştirmekte olan, aile içinde bile dini ve geleneksel kuralları tümden kökünü kazıyarak yasaklayan, zinayı himayesi altında yaptırmaya devam eden, kumarı devlet eliyle yaygınlaştırarak oynatan, vahşi kapitalizmin kurallarını başı üstünde tutan, helal-haram kavramlarını resmi literatüründen çıkarmış bulunan, faizi bir realite kabul edip her fırsatta yukarı yukarı çeken, İslam’ı güncelleyip ılımlılaştırma derdinde olan, 14 asır önceki hükümlerin (tam da Asr-ı Saadet’te Efendimizin uyguladığı hükümlerin) günümüze aynen uygulanamayacağını en yetkili ağızdan ilan eden devlet mi zekât fonu kuracak, zekât toplayıp dağıtacak?

Bunu savunmak, olsa olsa basiret bağlanması olarak tarif edilebilir.

BASİRET

Ya Rabbi, en mükemmel görüş

Senin şaşmaz basiretindir…

Elimizi açtık duadayız,

Bize katından basiret indir…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ekrem Şama - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?