Reklamı Kapat

Hayatın Ritmi

Hayatın ritminin artık kaybolduğundan söz edebiliriz. Bunu doğrulayacak bütün emareleri hayatımızın akışı içerisinde aleni bir biçimde gözlemleyebiliyoruz. Bugün bu durumu konunun erbapları da ayni ile ifade ediyorlar. Bir bakıma bu ritim bozukluğu her şeyin tadını tuzunu yitirdiğinin de farklı bir ifadesidir. Yalnız kalabalıklar arasında kendi yalnızlığını bile duyumsayamadan akışın içerisinden geçip gidebilenler bir şekilde şanslı olmamalılar çünkü en azından tattıkları iyi şeyler ile bu diyardan göçüp gidebilmişlerdir. Mekân algısının yok olduğu bu ritimsizlik hali insanı daha çok müdahaleye açık hale getiriyor. Dolayısıyla müdahaleye uğrayan insan erklerin tesirine açık hale geliyor ve insan aradan çekilince de onlar adına vazife ifa edenler daha çok kendilerini merkezîleştirip, erişilmez oluyorlar.

Bu erişilmezlik hissi, gücü daha çok kutsamayı da beraberinde getiriyor. Her şey güç ile orantılı bir şekilde değerlendiriliyor. Özellikle pandemi ile insan daha çok sindiriliyor. Her şey orantısız bir biçimde insanın omuzlarına yükleniyor. Bir ferdin taşıyabileceğinden daha fazla bir yük biniyor. Sosyal ve ekonomik olarak bir cenderenin içerisinde bırakılarak hem de bundan kendisi sorumlu tutuluyor ve kendi kendine buradan çıkması isteniyor. Tuhaf bir şekilde insanlar arasındaki mesafe olabildiğince güçlüler (makam, mal mülk sahipleri) lehine açılıyor. Geçici çözümler bile çoğu zaman esirgeniyor. İnsanların farklılıklarının törpülenmek istendiği ve herkesin belli bir sığaya çekildiği zamanlar yaşanıyor. Yaşanan hayat daha az şenlikli bir hayata dönüşürken insanların neşesi kayboluyor.

Fukaralaşan insanlar görünmez hale geliyor. Halleri ile hallenmek, dertleri ile dertlenmek yerine fukaralık törenlerle tescilleniyor. Toplumsal dayanışma toplumdan kamu otoritesine doğru kayıyor. Sanki bu fukaralığın ortadan kalkması için vazifeli olanlar yardımları organize ederek asli işlevlerini, asli vazifelerini unutturmak istemektedirler. Bütün bu süreç bir bakıma meselelere karşı bir miyoplaşmanın da yaşandığını gösteriyor. Oysa insanı duymak için konuştuklarından çok sustuklarına kulak vermek gerekiyor. Şayet bir irade insanların sustuklarından onların halini okuyabilirse o zaman hemhal olabilir ve çözüme doğru yol alabilir. Bunun dışında atılan adımlar gösteriyor ki duymak bir yana duyma isteği taşınmıyor bile ancak duymak istediklerini duyan bir irade var ortada. Sadece kendi duymak istedikleri ile yol alan bir anlayış var.

Ritmini yitirmiş bu zamanda bu ritimsizliğe çanak tutanlar ritmi bozanlar kadar mesuldürler. Onun için zamanı doğru idrak etmek lazım ve zamanı bükmeden yaşamak lazım. Söylemlerini aşırı derecede mistikleştirip garipliği, yoksunluğu, yokluğu görmezden gelerek söylenen her söz beyhude sözdür, anlatılan her kıssa hissesi olmayan kuru bir anlatıdır.  Sadece açılan perdede rolünü icra eden bir oyuncunun performansı mesabesinde işlerdir. Onun için Ramazan’ı garipliklerin, yoksullukların görünmezliğine vesile kılacak her etkinlik her adım onların meselelerinin görünmezliğini destekleyen birer adımdır. Bu bakımdan zamanın dışındaymış gibi uzak zamanlara savuran her söz, her fiil mesuliyet taşır. Hak’tan, hakikatten bahseder gibi görünüp gerçekliği yok eder.

Bu bakımdan özellikle zamanın dışına çıkan her söz her fiil Ramazan’ın asli muhtevasına zarar vermektedir. Ramazan ki, ‘hız kirliliği’ni, ‘haz kirliliği’ni ortadan kaldıran bütün paradigmayı sarsan bir zaman dilimidir. Onun için sofralara oturmak güzeldir ama o sofraları oturulacak sofra haline getirmek, sofralara neşe ve huzur götürmek hepsinden daha güzeldir. Ritmini yitirmiş hayatı tekrar ritme sokacak adımlar atmak bu adımların atılmasını sağlamak hepsinden önemlidir. Gerçek tefekkür sofraları eşitleyecek gayrettedir. Görünmez insanların dertlerini, tasalarını hissedebilmektir. Yoksa bir dolu ramazan programı yapıp kendi sesinde yorulmakta bir irfan da tefekkür de fayda da yoktur. Ramazan inşallah hayatın ritmini tekrar kurmaya bir vesile olur. Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?