Reklamı Kapat

Dergilerdeki şiirler nereye dökülüyor?

Memleketin değişik yerlerinde çıkan edebiyat dergilerinin toplamında her sayı yüzü aşkın şiir çıkıyor. Buna her ay yüz şiir yayımlanmaya uygun bulunuyor da diyebilirsiniz. Az bir şey değil, her ay 100’ü aşkın şiir yayımlanıyor ülkemizde. Yetkin edebiyat dergilerinde yer alan şiirlerden söz ediyorum. Heves ya da inat olsun diye çıkanları hiç saymıyorum bile. Onları da saysak bu sayı epey kabarır. Yazması ayrı çaba, yayımlanması ayrı ceht ve gayretin ürünü olan bu şiirlerin hatır ve hafızadaki ömürleri iki ila sekiz ay arasında değişiyor. Bunu kendimden biliyorum. Zira her yayımlanan şiirin okuyucu nezdindeki kalıcılığı takriben üç okumalıktır. Dergilerde ilk sayfadan ya da kapaktan yayımlanan şiirlerin bile kalıcılığı bu oranı fazla aşmaz. Bunun sebeplerinden biri aylık yayımlanan şiirlerin çokluğu olduğu kadar bu şiirler üzerinde eleştiri ve değerlendirme yazılarının yazılmamış olmasıdır. İyi şiirlerin kaderi de buna dâhildir; şairinin bu şiirleri kitaplaştıracağı günü beklemek! Sadece tek bir şiir üzerine bir kitap yazılması bile esastan sayılması gerekirken, bir kitap üzerine tek yazı yazılması neredeyse gelenek haline gelmiş. Günümüz şiirinde neredeyse dizelerin ömrü yazılan şiirin bütününden daha uzun sürmektedir. Hâlbuki şiirin yaşaması şairin yaşamasıdır. Dize ya da beytin şairini temsil gücü zayıf olmakla birlikte daha çok anonime ve popüler kültüre hizmet etmektedir. Aylık ya da iki aylık çıkan edebiyat dergilerinde yayımlanan şiirler acaba yayımlandıkları gibi öyle kımıltısız bir şekilde unutuluş günlerini mi beklemektedirler yoksa her biri ayrı bir denize mi dökülmektedirler de biz mi göremiyoruz? Şiirin (şiir dilinin) verili dili bugün bırakınız yerinden kaldırmasını yerinden oynatması bile mümkün değildir. Şiir dergilerden kopup hayatın orta yerinde gürül gürül akmıyor. Edebiyat dergileri kendi bünyelerinde veya başka dergilerde yayımlanan şiirleri enine boyuna değerlendirip “tek şiir”in gücünü cümle âleme göstermelidirler. Şairin gücünün aslında bu “tek şiir”de olduğu görülecektir.

ÇOCUKLUĞUMUN ORUÇ HATIRASI

İlkokul 4. sınıftayım. Ramazan o zamanlarda bir festival havasında gelip giderdi. Annelerdeki telaş görülmeye değerdi. İftarlık ve sahurluk için gün boyu yufkalar açılır, erişteler kesilir, sarmalar sarılırdı. Annemle birlikte sokağımızdaki komşu kadınların bu tatlı telaşını görür ve uzaktan hatırı sayılır bir misafirin geleceğini, bu hazırlığın da onun için olduğunu düşünürdüm. Ramazan çocukluğumun ağır misafiriydi hep.

Okulumuz baraka sınıflardan oluşmaktaydı. Yine böyle bir ramazan ayının ilk haftasındaydık.  Din derslerimize gelen öğretmen sınıf defterini imzaladıktan sonra ayağa kalktı ve bütün sınıfı bir tehlikeden uzaklaştırıyormuş havası içerisinde içimizde oruç tutanın olup olmadığını sordu. Oruç tutmuyordum, ama bunu çok istiyordum. Bünyem zayıf diye evde bu isteğimi hep erteliyorlardı. Ateist din öğretmenimizin bu sorusuna hiç kimse oruç tutsa bile tutuyorum diyemezdi. Din öğretmenimiz bizim yaşta oruç tutanların nasıl bir sıkıntıyla ve hastalıkla karşılaşacağını hiç bıkmadan anlatıyordu. Bir ara işi öyle abarttı ki şayet bir gün bile oruç tutarsak dizanteri, kuşpalazı, cüzzam gibi hastalıklara yakalanacağımızı ve durumu bir süre sonra da öleceğimize kadar getiriverdi.

Öğretmeni nefesimi tutarak dinliyordum. Çünkü oruç hakkında çok ilgimi çeken şeyler söylemişti. Büyülü gerçeklikti sanki. Bir ibadet ki hem boğmaca yapıyor hem difteri hem de öldürüyor. On parmağında on hüner olan bir gizemli varlık, Süpermen ya da Örümcek Adam heyecanını yaşatmıştı. Kafaya koymuştum bu gece sahura kalkacağım ve oruca niyet edip öğretmenimin bahsettiği bu sonuçları kendi üzerimde gözlemleme fırsatı bulacağım. O gece sahuru büyük bir heyecan içerisinde yaptım ve imsak vaktinden itibaren kuşpalazını, dizanteriyi ve difteriyi bekledim. İftara kadar bu beklentim sürdü. İftara yarım saat kala orucun ölümcül etkisini beklemeye koyuldumsa da gelen giden yoktu. Ertesi gün sabahleyin okula giderken kuş gibi hafiftim. Öğretmenim beni korkutacağım derken farkında olmadan oruca karşı büyülü bir merak duygusu oluşturmuştu bende. Bilmeden ilk orucuma vesile olmuştu. Onun aydınlanması için sonraki zamanlarda uzun uzun dualar ettim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?