Reklamı Kapat

Günün Sonunda-II

Tarih boyunca Doğu ve Batı, somuta indirgendiğinde, Asya ve Avrupa, özneleri devamlı değişse bile, daima gerilimli, gelgitli bir ilişkilerin tarafları olagelmişlerdir. İlişkilerin amaçları ve içerikleri süreç içinde değişkenlik göstermekle birlikte belirgin neden iktidar kurmak, yani hâkimiyet sağlamak olarak somutlaşmıştır. Zamanının Avrupa’sını simgelemenin yanında, daha sonraki dönemlerde kaynağı olma ayrıcalığı kazanan Grek dünyasının Persler tarafından istila edilmesi, sadece bu amaçla sınırlı kalmayacak, izleyen süreçlerde farklı sonuçlara da yol açacaktır. Aynı şekilde Büyük İskender’in Hindistan’a kadar gerçekleştirdiği fetihler de yine birçok değişimlerin önünü açacaktır.

Hümanizm, Rönesans, Reform, Sanayi Devrimi ve öncelikli olarak iktidar olgusu kavrayışında köklü bir kavrayış değişimini getiren 1789 Fransız Devrimi, çok boyutlu dönüşümlerin ilham kaynağı olma gibi bir niteliğe de sahip olacaktır. Özellikle Sanayi Devrimi ile Fransız Devrimi, önce Avrupa’yı kendi içinde dönüşüme uğratırken, kendi dışındaki dünyaya bütünüyle farklı bir anlayışla bakmasını adeta zorlayacaktır. Bu farklı bakış, ona, bir yandan kendi varlığını sürdürmesi ve geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu malzeme ve enerjiyi sağlayan kaynak, diğer yandan kendini kabul ettirmesinin ve hâkimiyet kurmasının göstergesi olan hareketinin yüklemi olduğu anlayışı doğuracaktır. Kolonyalizmden emperyalizme evrimle, bir anlamda bu anlayışın gelişen türevleri olacaktır. Doğal olarak söz konusu anlayışın özneleri, Avrupa’nın kendi iç çelişkilerinin, çatışmalarının, uzlaşma ve birleşmelerinin niteliklerine göre değişkenlik göstereceklerdir. Bazen Roma İmparatorluğu, bazen kilise (genel olarak Roma Kilisesi), bazen Fransa veya İngiltere temsil etme yetki ve gücüyle ortaya çıkacak, hükmünü yürütmeye başlayacaktır. Uzun süre geri planda kalan Amerika, özellikle II. Dünya Savaşı’nın kendisine sağladığı imkân ve fırsatı zamanında değerlendirip kullanmasıyla, her ne kadar bazı itirazlara rağmen, Avrupa’yı temsil etme rolünü adeta “çalmak” suretiyle ihraz edecektir. Öyle ki, bu çaldığı rolü, yeri ve zamanına göre, Avrupa’ya karşı da sergilemekten geri durmayacaktır. Bu, aslında Avrupa’nın içten içe işleyen, ama her iki tarafın da mümkün olduğunca dışa sızdırmaktan özenle saklamaya çalıştığı temel bir sorun olarak durmaktadır. Fakat sorunun giderilmesi istense bile, yöntemi konusunda tarafların rıza gösterebileceği unsurlar, her ikisinin varlığını dayandırdığı özellikler bakımından benzerlik taşımalarıdır. Yani kolonyalizm ve emperyalizm, her ikisinin kişiliğini ve kimliğini kurup besleyen niteliklerdir. Amerika hem kolonyalizmin yüklemi, hem de öznesi olduğu gibi, Avrupa sadece öznesi olarak görünmekle birlikte, II. Dünya Savaşı sonrasında Amerika tarafından çalınan rol nedeniyle, bir tür emperyalizmin yüklemi gibi bir konuma sürüklenmiştir onun tarafından.

Öte taraftan Amerika, emperyalizmini bölgesel sınırlar içinde değil, dünya ölçeğinde kavrayıp uygulama iddiasını açık bir şekilde savunmaktan geri durmamaktadır. Devletler ve ülkeler ölçeğinde bu iddiasını destekleyici girişimlerden geri durmadan pragmatik bir tarzda hareket etmektedir. Dün kanlı bıçaklı olduğu bir devlet, rejim, yönetim, ülke ve toplumla, bugün kurgulanmış “sözde idealler”, onlara karşı olan düşmanlar ilan etmekten, ortak çıkarlar vaat etmekten herhangi bir sakınca görmemektedir. Ancak ortak idealler, dostluklar, düşmanlıklar, çıkarlar, yararlar veya sakıncalar, mutlak olarak kendi varlığı, anlayışı ve geleceği için belirlenmiş, benimsenmiş, savunulması gereken şeylerdir. Onun için en dost göründüğüyle, bir anda en kanlı düşman haline gelebilmektedir. Bunun sayısız örnekleri tarihin çöplüğünde çürüyüp duruyorlar. Yakın zamanlardaki İran’ın güçlü ve gösterişli zorbası Şah Rıza Pehlevi’ydi, tedavi olacağı hastane, gömüleceği toprak bile bulamamış, Mısır’ın baş belası Enver Sedat’ın himmeti ancak yetişebilmişti. Amerika’daki Vakfı ve malvarlığı bile verilmemişti.

Böyleyken, Amerika emperyalizmiyle tekmil, şimdilik yeni dostlarıyla Ortadoğu’ya bütün varlığı ve ağırlığıyla kurulup yerleşmenin heyecanını yaşamaktadır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?