Reklamı Kapat

Daha Da Çılgın Projeler

Latince ‘projektum’dan gelip Türkçeye Fransızca ‘projet’ten geçtiği bilinen proje kelimesi genel anlamda; bir probleme çözüm bulma ya da beliren bir fırsatı değerlendirmeye yönelik, bir ekibin, başlangıcı ve bitişi belirli bir süre ve sınırlı bir finansman dâhilinde, birtakım kaynaklar kullanarak, müşteri memnuniyetini ve kaliteyi göz önünde bulundururken olası riskleri yönetmek şartıyla, tanımlanmış bir kapsama uygun amaç ve hedefler doğrultusunda özgün bir planı başlatma, yürütme, kontrol etme ve sonuca bağlama sürecidir. Doğal olarak bu kapsamda bir içerikle anıldığı kadar proje olarak ele alınan şeyin üstünde durulmaz; bir an için kişinin aklına esen uçuk herhangi bir şeye proje deniliverir. Uçuk olan herhalde çılgın da görüneceğinden, deli saçması dahi olsa akla esen ve dil kullanma inisiyatifine sahip olanlar tarafından söze dökülen şey, çılgın proje tamlamasıyla ortaya çıkar. Gerisi, bir saçmalığı tatbik edecek yahut ona tahammül edecek beyinlere kalmıştır.

Bir proje yeterince çılgın değilse dikkatleri celp etmez. Dikkat celp etmeyen projeler üstü örtük bir şekilde halledilir. Farazi birkaç yüz milyar dolar gibi basit, kimseleri ilgilendirmeyen, sahibi bilinmeyen, ne idiğü belirsiz, kimliksiz ama temiz meblağın ortadan kaybolması, sır olması, uçması bu üstü örtük projelendirmeye örnek verilebilir. Yahut ihalelerin genel olarak birtakım inşaat şirketlerine veriliyor olması, hiç de çılgın olmayan projelerin sıradan vatandaş için vuzuha erememesi anlamına gelir. Mayasında çılgınlık barındırmayan proje el altından yürütülür. İcabında peşkeş çekilir, hediye edilir, hibe edilir, meccanen verilir, sadaka niyetine bağışlanır, sevaba bile girilir. Projeyi üstlenen kişi ya da kurumların, projeyi verene yaptığı nakdi yardım ise hâşâ rüşvet falan değil bilindik bağıştır. Üstelenmez.

Üstünde yaşadığımız ve bir gün mutlaka altına gireceğimiz topraklarda çılgın projelerin haddi hududu bulunmaz. Gemileri karadan yürütmekle maruf bir milletin evlatları, artık bu durumdan sıkılmış olacaklar ki denizleri doldurup üstüne beton boca etmekten tutun, kara parçalarını yarıp ortasından gemi geçirmeye kadar çıpçılgın projeler üretirler. Üretim demişken, üretmekle uzaktan yakından alakaları yoktur elbette, sadece akıllarına ne eserse onu gerçekleştirmek, tutarlılığını tutarsızlığını irdelemek gibi bir yanlışa asla düşmemek derdindedirler! Denizin ortasına, ovalara, yaylalara, dağların arasına kadar kutsal karışım olan betonu sokuşturmak yetmez, gözlerini fezaya dikerler. İçi oyulmadık, altı boşaltılmadık arazi kalmadığından, sıra uzaydaki madenlere gelmiştir. Ama işte tüm bunlar birer projedir; her şeyden önemlisi ve önceliklisi yüklenici firmalar bellidir. Gerçi yukarıda belirtildiği gibi o kısım pek de göze çarpmaz; sorunsuz, fesatsız halledilir. Yeterince çılgın gibi görünmediğinden bu tür alelade projelere olsa olsa yarı çılgın proje denebilir.

Çılgın hatta manyak projelere daha birçok örnek verilebilir. Ayakları yere basan bir proje olarak daha evvel sözünü ettiğimiz projede ısrar etmek; eski İstanbul’u çevreleyen Bizans’tan kalma surları baştanbaşa restore etmek mümkündür mesela. Bu birtakım evsizlerin, göçmenlerin, ne idiğü belirsiz kimselerin gecelediği ve adeta mezbeleliği andıran yerleri, tarihi sur görünümünde deprem yönetmeliğine uygun, beş katlı, güvenlikli siteler haline getirmek pek de zor olmasa gerektir. Bir projeye her şeyden evvel isim konması gerekiyorsa o dahi hazırdır; TOKİ’nin Surkent Projesi… Böylece hem bu Bizans artığı surlar orijinaline uygun olarak ihya edilmiş, hem mezbelelikten ve metruk görünümden kurtulmuş, hem de fahiş fiyata mekân edinme derdiyle yanıp tutuşan zenginlerin fazlaca açık veren konut ihtiyacı giderilmiş olacaktır. Zemin etüdüne, özelleştirmeye, imar iznine bile gerek duymaksızın sur çevresinde belediyenin çimlendirip çiçek diktiği, sit alanı olarak kullanılan geniş araziler bu dev site projesine sessiz sedasız dâhil edilir. Elbette buna da karşı çıkan densizler olacaktır ama ne pahasına olursa olsun gerçekleşecek dendiğinde akan sular durmaya, duran sular kokmaya, karşı çıkan korkmaya mecburdur.

En çılgını hiç şüphesiz henüz akla gelmemiş olandır. Ama mesela İskenderun Körfezi’nden dalıp Maraş sınırından Kayseri’ye uzanarak Nevşehir’i de aşıp Tuz Gölü’ne ulaşan, oradan tekrar Konya’yı ortalayıp Isparta’dan Antalya’ya yollanan bir iç deniz projesine kim hayır diyebilir? Böylece hem deniz ticaretinden, geniş sahillerden, hem de denize yakın konut satışından büyük kâr elde edilebilir. He tabi, yüklenici firmalar hemencecik ellerini ovuşturmalıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder

# Dolar

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?