Reklamı Kapat

Kandıra kandıra idi demokrasimiz, ne oldu?

AKP medyasının, insanlar duyduğunda manasını öğrenmek için arama sitelerinin başına yığıldılar diye yazmaya başladığı haberinde geçen “kanırtma” kelimesini biz biliyorduk, lakin bir AKP’li kadın milletvekili Genel Kurulda kullandı ayrıntısı içimize bir acaba sorusu düşürmüştü. Amiraller bildirisinin kanırtma fiili ile bir ilgisi olabilir miydi?

Konuyu top yuvarlaktır felsefesine dahil etmeden önce giriş ve gelişme bölümlerini iyi bilmeliyiz.

AKP’nin bayan milletvekili Zeynep Gül Yılmaz eleştirilere Genel Kurulda yanıt verirken, demiş: “Biz bağırta bağırta Akdeniz Belediyesini aldık, kanırta kanırta da köşe başlarını tuttuğunuz büyükşehri de alacağız.”

Ne var bunda? Bir parti, rakibinden bir belediyeyi almak isteyebilir, diyenler olabilir. Evet, demokrasiler böyle işler ama, bu teslim almaların bir usulü yok mu? Bağırtarak almak metoduyla Akdeniz Belediyesini alan iktidar partisi, bu metodun bir sonraki aşamasına mı geçtiğini ilan ediyor, kanırta kanırta dedirtirken bir sözcüsüne. Yoksa yaşayacağı duygu yoğunluğunun tarifini yaparak endişe ve korku yaymacılığına dair bir tescil numarası daha mı alıyor?

Türk Dil Kurumu’nun “Bir araçla ya da zorlayarak bir şeyi yerinden oynatmak” tanımını yazdığı “kanırtmak” kelimesini cinsi ne olursa olsun bir CHP milletvekili kullansa idi, içimize o kuşkunun düşmesinde haklı olurduk. Amiraller bildirisi ile ilişkilendirmek meselesinde.

Arşimet’in, bana bir destek noktası ve kanırtma aracı verin, dünyayı yerinden oynatayım tezi rivayet edilir ya, buradan dalındığında daha anlaşılır bu ilişkilendirme pozisyonları.

Kanırtma kelimesini peşpeşe iki kere kullanarak eylemlerindeki tahrik ve tahribe dikkat çeken AKP kadın milletvekilini savunurken “rıza” kelimesini özellikle kullanan AKP yetkililerinin gözlerinden kaçan bir incelik daha var; “rıza” peşinde olmaları, son günlerdeki “helallik” istemelerini çağrıştırsa da hatırlatmak bize düşer. Ne diyordu o AKP’li kadın milletvekili: “Biz bağırta bağırta Akdeniz Belediyesini aldık.”

Bu ifadenin barındırdığı mutluluk çığlığı, alınması düşünülen belediyelerde yaşayan insanlara, belediyeleri bir başka partiye geçerken özellikle bağırmak istemeyen halka demokratik olmayan ve fizyolojik olan tehdit gibi algılanmasının nasıl önleneceği AKP yetkililerince açıklanmalı sanırız.

Rahmetli Mehmed Şevket Eygi ağabey geldi aklıma, bu haberi gazetelerde okuduğumda.

Galatasaray Lisesi anılarında birkaç kez yazdı diye hatırlıyorum: Osmanlı hükümetlerinde vekillik de yapmış bir öğretmenleri, sınıfı terkeder. İdare soruşturunca mesele anlaşılır. Arka sıralarda oturan bir kaç çocuğun parmaklarını çıtlatması imiş öğretmeni kızdıran olay. Talebe beyefendiliğine yakıştıramadığını söylemiş.

Biz bugün Meclis Genel Kurulunda konuşan bir bayan milletvekilinin, iktidarının gücünü kanırta kanırta göstereceğini ilan etmesini okuyor ve duyuyoruz.

AKP Grup Başkanı bunun üzerine “ AK Parti kurulduğundan beri millet iradesini en üst değer olarak gördü.” demiş.

Amiraller bildirisinden mecburen bahsetmek zorunda kalmamız eğer okuyucularımızı rahatsız ederse, özür babında bir anekdot da ilave edebiliriz yazımıza.

Osmanlı’nın bahtsız şehzadelerinden Yusuf İzzettin efendinin Hamdullah Suphi Tanrıöver’e kaydettirdiği ve bize nakledenin ordumuzun kuvvetli bir methiyesi diye tanımladığı şu satırlar bugün bir daha buradan da okunsun isteriz.

– Türk ordusu, mükemmel bir teşkilâttır. Avrupalılar ordumuz aleyhine ne akıllarına gelirse söylerler. Fakat ordumuzu iyi bilmezler. Bir ordunun gayesi, çapulculuk olursa, aldıklarını kaçırmak isteyenler ayrılırlar ve ordu dağılır. Ordumuz hiçbir zaman çapul âleti olmamış, hiçbir zaman dağılmamış, asırlarca muzaffer olmuş, millî bir şuur ve ahlâk müessesesi olarak büyümüş, yaptıklarını bu sayede göstermiş, her zaman muntazam olarak işlemiş ve millî bir iftiharımıza sebep olmuştur.

Bildiri yazanların da, bildiri üzerine konuşanların da umarız kanaatleri bu yöndedir.

PUDRA ŞEKERCİLİĞİNİN GEÇMİŞİ VAR EFENDİ!

Geçtiğimiz hafta basında ve sosyal medyada AKP siyasilerinin fotoğraf mankeni AKP’li bir kartpostal genci çok konu edilince, sayın İçişleri bakanının uykusuz kalan gecelerine hak ettiği ehemmiyeti verebilmek umuduyla malzemeler aradık ve bulduk. Hem de 1933 yılında neşredilmiş bir kitaptan. Tarihçiler iyi bilir, 1933 yılı CHP’nin tam iktidarda olduğu yıldır. Sayın İçişleri bakanı, kod adı bugün “Pudra Şekeri” olan işlerin CHP günlerinde de olduğunu rahatca iddia ederek hesabını dahi sorabilir. Fikret Adil Asmalımescit 74’de adresi vererek anlatıyor:

“Bi-Ba-Bo’nun bir hususiyetini de, kapısınde ve bodrumda oturan üç dört kişi teşkil ederler. Bunlardan birisinin ismi Salamanoftur. Başındaki kasketin gözünün birisinin siyah bir örtü ile kapatması, insana kazaya uğramış bir şoförle konuşuyor hissini verir.

Bu adamın sık sık kaybolup tekrar görünmesi nazarı dikkati celbeder. Her gidip gelişinde, kendini muhakkak birisi bekler, eline bir kaç lira verir mukabilinde küçük bir paket alarak gider.

Salemonof, kokain satıcısıdır.

Öteki adamlar da öyledir. Fakat onlar şişe satmazlar. Çünkü şişesi üç liradır ve herkesin 3lirası yoktur. Onlar şişeleri küçük paketlere taksim eder  25-50 kuruşa satarlar. Yani perakende muamelesi yaparlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?