Çanakkale geçilmedi mi?- 2 -

İslam hukukunu terk ederek, yasaklayarak laik hukuku benimsedik. Allah’ın yasakladığı batıl yollara (Fatiha, En’am/153), onların velayetine girdik (Ankebut).

İslam’ı hayatımızdan çıkarttık. Laik, ahiretsiz/seküler bir hayatı benimsedik. Vehn hastalığıyla müptelayız.

Kur’an’ın, ezanın okunmasını bile bir zamanlar yasakladık.

Şapka giyenleri astık, çarşaflıları cezalandırdık.

Son kalemiz de kuşatıldı. Ailelerde depremler oluyor. AB kriterleri uğruna... Aynı cinslerin evlenmelerine bir adım kaldı.

Haramlar hak/helal, helaller de haram sayılabiliyor.

Faiz, fuhuş ve zina korumada, yaygınlaşıyor.

Din hayatımızda ne kadar kaldı? Ne kadar önemli? Eğitim ve öğretimin neresinde?

Ne kendimiz kaldık; ne de Batılı olabildik... Benzetildik.

Onlar, İslam’dan tamamen kopmamızı istiyorlar; biz de direniyor, elimizde kalanla yetiniyoruz. Hiçbir hüküm İslam’a uygun olarak düzenlenemiyor. Yasak... “Laik”iz ya... İngiltere de İsrail de birer “dini devlet” iken, bize laikliği hediye ettiler.

Camilerimizde bile İslam’ın tamamı anlatılamıyor. Yasalar ve icraatlar eleştirilemiyor. Batı’nın batıl/sapık ideolojilerini, ilke, kelime ve kavramlarını ithal ettik (demokrasi, laiklik vb.). Yüz yıl sonra elimizde Âşık Veysel’in deyimiyle: “Bozuk düzen, bozuk terazi” kaldı. Siyonist-Evangelist birlikteliğinin sonu nereye? Kuşatılıyoruz...

Terk ettiğimiz “yola”, yeniden tevbelerle birlikte girmeye mecburuz.

Dün ecdadımız maddeten zayıflamıştı. Ancak; sahih imana, güzel ahlaka, sağlam aileye ve kardeşliğe, ümmet şuuruna sahipti. Birbirlerini seviyor, sayıyorlardı. Acıyı ve tatlıyı, dünya nimetlerini paylaşıyorlardı. Yüz yıldır gerileseler de/zayıflatsalar da yolları, istikametleri, kıbleleri, doğruydu. 30 cephede savaşmışlardı. Savunmadaydılar, vatanlarını, bayraklarını, namuslarını korumaya çalışıyorlardı. Meşru müdafaadaydılar. Birlikteydiler. Cılız imkânlarıyla canlarını ortaya koyarak destan yazabildiler. Yolda, birlikte ve cihattaydılar. Bu nedenle Allah Teala’nın yardımına mazhar oldular. Mazlumdular; emperyalizmle savaştılar, direndiler. Ne yazık ki onların savunduğu değerlere biz sonradan sahip çıkamadık. Ecdat yolundan, saldıran zalimlerin yoluna girdik. Onların hukukunu, siyasetini kültür ve uygarlığını, ilkelerini, hayat tarzlarını almaya, taklide, ithale çalıştık. İman, ahlâk ve yaşayışımızda, zihinlerimizde, kalplerimizde depremler, parçalanmalar oldu. Şaşırdık. İki kimlik, iki yol arasında kaldık. Benzetildik, dönüştürüldük, bozulduk, çözüldük, parçalandık, düşmanlaştırıldık... Birbirimizle savaşıyoruz... Yoldan ayrıldığımız, yüz çevirdiğimiz, köklerimizden/kimliğimizden, tarihimizden uzaklaştığımız için manen de zayıflatıldık. Yüz yıl sonra yeniden kuşatılıyoruz. Aklımızı başımıza alarak, yeniden tevbeyle Çanakkale’deki terk ettiğimiz ruhumuza kavuşursak, yüzümüzü ilahi mesaja dönerek, ona birlikte tutunabilirsek, tekrar Allah’ın yardımını alabilir, yaşadığımız maddi manevi dertlerden, tefrikadan, zilletten kurtulabiliriz.

Denir ki, merhum T. Özal, iktidarında Japon eğitim uzmanlarından “ülkemizin eğitimi”yle ilgili bir rapor almış: “Sizin eğitim sisteminizde ‘milli ruh’ yok. Bunun için Çanakkale’nizi çocuklarınıza örnek vererek, ondan ibretler, dersler almalarını, ona göre bilinçlenmelerini/çalışmalarını sağlayın. Bizdeki Hiroşima felaketinin on katı çapında ibretler var, Çanakkale’de...” görüşünde bulunmuşlar...

Ne yazık ki eğitimimiz ABD’nin (Fulbright) ve AB’nin eğitim kriterlerine/müfredatına uyumlu çalışmalarla sürüyor. Kimliksiz, kişiliksiz, özgüvensiz... Maneviyatsız, amaçsız, hedefsiz, taklitçi, bencil ve sorumsuz... İyi ki, MGV/AGD var...

Yoluna dönmeden, birleşmeden, cihat etmeden kurtulamayız. Tevhit bilincine, vahdetine muhtacız. Siyonizm, BOP, Sevr projeleri çökecek, yeni, adil bir dünya/D-8 kurulacak, inşallah.

Çanakkale’deki “milli ruh”a/tevhit/ümmet bilincine şiddetle muhtacız. Küresel derin kuşatmayı yarmak, oyunları bozmak zorundayız. Bunun için her şeyde olduğu gibi Allah Teala’nın yardımına muhtacız. O’nun da, “Kendi dinine yardım edenlere”, “Kendi yolunda cihat edenlere yardım” vaadi vardır. Ve O (C.C.) “oyunları/tuzakları/düzenleri BOZAN”, “kendi ayaklarına DOLAYAN”dır.

Umutsuzluk yok. Hz. İbrahim’i (A.S.) Nemrut’un ateşinden kurtararak bir sinekle onu helâk eden, Hz. Musa’yı (A.S.) tüm tedbirlere rağmen Firavun’un sarayında ve karşısında koruyarak onu ve ordusunu Kızıldeniz’de helak eden, Hz. Yusuf’u (A.S.) zindandan saraya izzetlendiren Rabbülalemin bizi de bu zilletten kurtarmaya KADİR’dir... İzzeti Allah katında arayanlara selam olsun...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Muhammed Güney - VeAleykümselam

Allah Razı Olsun İnşâAllah

Velakıbetülilmuttakin

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 06 Nisan 18:09
01

Özay Görgün - ALLAH (C.C.) razı olsun mükemmel bir tespit anlayana.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 01 Nisan 12:21


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?