Reklamı Kapat

Yürümek İnsan Kalmanın İlk Adımıdır

Hastanelere baktığımızda ülkede sağlıklı insan kalmadığını gözlemliyoruz. Yaşlısından çocuğuna her yaş aralığından insan hastanelerde ömür geçiriyor. Önceleri yaşlılara ait olan hastalıklardan artık bir insanın en sağlıklı olacağı dönem gençlik döneminde insanların muzdarip oldukları vaka sayısı artıyor. İlkokula giden çocuklarda kalp krizleri, şeker hastalıkları gibi hastalıklar zuhur ediyor. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde şeker, tansiyon, üst solunum hastalıkları, alerji, obozite gibi daha birçok rahatsızlıklar mevcut.

Doktorlar, uzmanlar yaşadığımız bu muazzam hastalıkların temelinde hareketsizlik ve beslenmenin yattığı gerçeğini ifade ediyorlar. Tüketim toplumunu oluşturmak için üretimden tüketim alanlarına kadar kurulan sistem, şekillendirilen hayat insanı hareketsizleştirmiştir. “Zaman nakittir” sloganıyla üretilen her ürünün insana “zaman kazandıracağı” bireyin kendine daha fazla “zaman” ayıracağı pazarlamasıyla insan makinelere bağımlı hale getirilmiştir. İnsanoğlu en küçük işinde bile makinesiz yaşayamaz hale gelmiştir. Kentler insanlara göre değil arabalara göre planlanmış, yaya yolları, bisiklet yolları daha insanlığın gündemine yeni girmiştir. Evden başlayıp insanın günlük yaşamını sürdürdüğü her alan bizi, insanı biraz daha hareketsiz kılmak üzere inşa edilmiştir. Sonuç ise hastane kuyruklarında o tahlilden bu tahlile koşuşturan hastalar.

Beyin üzerine çalışan ve tıp alanında uzmanlar insan beyninin ve bedeninin hareket üzerine yaratıldığını, bedenin ve beyinin hareket için tasarlandığını söyler. Tabiri caizse insanın yazılımı hareket programı üzerine kodlanmıştır, tasarlanmıştır, yaratılmıştır. Uzun süre masa başında ya da durarak çalıştığımızda ayağa kalkıp hareket yaptığımız zaman algılarımız açılır ve beyinin dikkati, bilinci, kavrama kapasitesi artar. Unutmayalım ki, beyin hareketli organizmalarda mevcuttur.

Yaşadığımız mekânlara, kentlere, çalıştığımız iş yerlerine bakalım. Tüm çalışmalar insanın fabrikalarda daha fazla çalışabilmesi, kapitalizmin seri üretim hattında daha verimli çalışabilmesi üzerine kurulu. Herkes metroların, tramvayların, otobüslerin insanların refahını sağlamak, konforunu arttırmak, ulaşımını kolaylaştırmak için yapıldığını düşünür. Oysa ilk yapılan metro kentin kıyılarından, kırsalından gelip fabrikalara, işyerlerine giden işçilerin kentin merkezindeki görüntüyü bozmaması, işçilerin bulundukları yerden getirdikleri pisliklerle kentin merkezini kirletmemesi için yapılmıştır. Ayrıca bu hızlı ulaşım sistemi ile yolda daha az yorulan işçi üretim/montaj hattında daha verimli çalışacaktır. Böylece insan daha az yürüyecek, daha az insan kılan hareketleri yaparak çalıştığı fabrikadaki makinelerin bir uzantısı olarak hareket edecek düzeyde olacaktır.

Biz dünyaya insan olarak geldiysek ve bu dünyadaki yaşamamız insan kalmak üzere ise neden böyle bir sistemde var olmayı sorgulamayız? Normal yaşamda hareketsiz bırakılan insan üzerinden şimdi de fitness, spor kulüpleri sektörüne mahkum edilmiş durumda.

Bu konu hakkında Mimar Turgut Cansever, Beyazıt Meydanı’nın düzenlemesinde, meydanı yayalara açacak şekilde düzenlemelere gidilmesi için çalışmıştır. Cansever’e göre yürümek bir noktadan diğerine ulaşmak için gerçekleştirilen fiziki bir aktivite değil, düşünsel gelişimin bir aracı olarak kabul etmiştir. İnsanı ‘yüce varlık’ statüsünde gördüğü için birey yararına Beyazıt Meydanı’nı yayalaştırmıştır. Cansever, meydandaki motorlu taşıt yolları ve karayolu kavşağı kaldırarak şehirlinin meydanı bir bütün olarak yaşaması için çalışmıştır.

Yürümek meselesi için şu cümleyi kurabiliriz böylece: Yürümek insan kalmanın ilk adımıdır. İnsanı diğer yaratılmışlardan ayıran düşünebilmesidir. Doğada gördüğü güzellikleri idrak edebilmesidir. İnsanı insan kılan yaşadığı yeri, mekânı güzelleştirebilmesidir. Yürümek, düşünsel yolculuğumuzda insanı, bizi besleyen; dünyada neden yaratıldığımızı hatırlatan bir faaliyet demektir. Mekân ve zaman bağlamı kopmayan insan yaşadığı dünyayı iyi bir şekilde muhakeme eder.

Demek ki liderlerin ve topluma önder olanların yürüyüşleri boşa değilmiş: Peygamber Efendimizin (s.a.v.) peygamber olmadan önce Hira’ya doğru yürüyüşleri, Erbakan’ın Kudüs Yürüyüşü, İzzetbegoviç’in Saraybosna yürüyüşleri, Mehmet Akif’in gideceği her yere yürüyerek gitmesi, İslam şehirlerinin insanın yürüyebilmesi üzerine inşa edilmesi, Hindistan’da sömürgeci İngiliz güçlerini süren Gandi’nin Tuz Yürüyüşü…

Ne dersiniz, insan kalmak için “yürüme hakkımızı” talep etme vakti gelmedi mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Elif Örs - Mesaj Gönder

# Kudüs

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Nesrin.ç. - Güzel yazı kalemine sağlık Elif kardeşim anlamı anlam yüklü yazı

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 05 Nisan 22:09
01

Nisa - Güzel bir yazı olmuş.

Kalemine sağlık kardeşim.

Sizi zaten Maaile Dergisinden de takip ediyoruz...

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 01 Nisan 15:29


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?