Çekirge!

Hollanda’nın kalesine Krul geçti. Biz de televizyonun karşısına geçtik kurulduk. Portakallar’ın teknik patronu da yabancı değil Frank De Boer’du! Barcelona’nın da kalesini koruyan Jesper Cillessen ısınırken sakatlanmıştı. Van De Beek ve Luc De Jong da sakattı. (Yani “bizim çocuklar”da Hakan Çalhanoğlu-Burak Yılmaz’ın kadroda olmaması gibi.)

Daha Hollanda ne olduğunu anlamadan millilerimiz skor avantajını eline aldı. Burak ve Hakan Çalhanoğlu kaleci Krul’u uzaktan, yakından yokladılar. Krul hiçbirini geri çevirmedi. Cillessen’in sakatlığı adeta gecenin müjdecisiydi. Zaten Hollanda Ligi en çok gol atılan liglerden biridir. Bir ara Hollanda maçlarını izledim. Neden çok gol oluyor diye merak ettim. Hani basket maç gibi her atak gol pozisyonu oluyor. İyi ve isabetli şut çeken golü buluyor. Bu ligin kaleci sorunu vardı. Fenerbahçe’den devre arasında Hollanda Ligi’ne transfer olan Van Persie neredeyse yarım devrede gol kralı olacaktı!

Şenol Güneş de doğru onbirle sahadaydı. Umut, Çağlar, Ozan Kabak, Zeki ile savunma yerinde ve doğru müdahaleler yaptı. Gerekli skoru tabelaya yazdırmalarına rağmen Şenol Güneş ve “bizim çocuklar” gereksiz tedirginlikler yaşadı. İkinci yarıda savunma ağırlıklı oyun, üstünlüğü Hollanda’ya verdi. Hani maçı hiç izlemeyen biri gelse yanımıza ve ona sorsaydık hangi takım 3-0 önde diye, hiç şüphesiz “turuncular” derdi. Savunmayı 5’li hatta 6’lı yaparsanız kanatlardan atakları durduruşunuz belki ama göbek sizin yumuşak karnınız olur. Gol geliyorum diyordu ve üst üste geldi. Ne oluyor derken, imdadımıza yine Krul yetişti. Enes’in kazandırdığı serbest vuruş atışında barajı öyle bir yere kurdurdu ki, Burak Yılmaz kardeşime isabetli bir dokunuş kaldı. O da gereğini yaptı. 4. gol skoru da, millileri de, Şenol Güneş’i de rahatlattı. Bizler de Hollanda kalesinde Cillessen yerine Krul, takımın başında ise teknik direktörlük kariyeri neredeyse sıfır olan Fran De Boer olduğu için dua ettik.

Norveç deplasmanında da rakip kaleci ve teknik adamı için aynı filmi izledik diyebilirim. Sadece bir fark vardı. Millilerimiz Malaga’da rakibini sürklase etti. Hollanda maçındaki gibi kaleci ve teknik direktör farkı Norveç için de geçerliydi. De Boer ve Solbakken Güneş hocadan daha tecrübesiz ve de çaylaklardı. Kaleciler ise Uğurcan’dan daha yaşlı, daha tecrübeli görünse de daha beceriksiz ve daha acemi tavırları vardı. Hollanda’ya atılan 4 gol, Norveç karşısında oynanan dört dörtlük oyun, daha sonraki maçlarda büyük sorunlar çıkaracak ufak ayrıntıları gözden kaçırmamıza neden oldu. Daha doğrusu Şenol hocanın gözünden kaçtı sanırım.

Daha önce Mahmut ve İrfan Can takımlarında ya onbirde başlıyor ikinci yarı oyundan alınıyor ya da son dakikalarda oyuna dâhil oluyor demiş ve bu iki futbolcuyu neden Milli Takım’a davet ettiğini ve Milli Takım onbirinde oynattığını Şenol Güneş’e sormuştuk. Uluslar Ligi’nde küme düştükten sonra bu davetinden hoca vazgeçmiş çünkü Hollanda maçına doğru isimleri çağırmış ve doğru onbirle sahaya çıkmıştı. Aday listede anlam veremediğimiz iki isim vardı. Caner ve İrfan Can’dı. Haaa bu iki isim kendi kulüplerinde de aralıksız onbirde sahaya çıkıp iyi bir performans gösterip oynarlar o zaman hiçbir diyeceğimiz olmaz, olamaz. Caner kadro dışıydı yeni affedildi. İrfan Can henüz hazır değildi zaten tam iyileşemedi aday kadrodan çıktı. Caner’in oyunları aslında hem Norveç ve hem de Hollanda maçlarında sırıttı. Bu isme Taylan’ı da ekleyebiliriz. Tabi karşılaşmaları kazandığımız için bu konular manşetlere taşınmadı. Notlara yazılmadı. Daha önce Ömer Bayram’a Galatasaray’dan çağrılmadı olmasın diye aday kadroya davetiye çıkıyordu. Biz de yazmıştık bari sonradan oyuna dâhil olan değil de formda olan Taylan’a görev ver veya Milli Takım’a çağır demiştik. Fakat Taylan’ı ikinci yarıda skoru korumak için almak da yanlış. Taylan forvet, santrfor bir adamdır. Terim onu mecburen orta sahada ofansif bir görev verdi o da elinden gelenin en iyisini yaptı. Yani Taylan’ın savunma özelliği top kapma özelliği olsa Galatasaray o golleri yer miydi? Siz ilk iki maçta Umut Meraş’ı oynatıp sonuç alın, sonra da yine, “Çek bi Letonya” moduna girip Umut’u yedek kulübesinde oturtun, kadro dışı olduğu için maç yapmamış Caner’i ilk onbire koyun. Bir de kaptanlık verin. Olacak iş değil. Umut sakat ise neden yedek kulübesinde? Değil ise neden ilk onbirde başlamadı?

Letonya haddini bilerek oynadı. Hollanda ve Norveç gibi savruk değillerdi. Gerçi kalecileri diğerlerini aratmadı. Uğurcan veya Altay ayarında bir kalecileri olsaydı bugün ilk iki maçın kazanımlarını bir maçta nasıl heba ettiğimizi konuşur olurduk. Kartlar yeniden dağıtılıyor. Ben skor yazarı değilim. Ben yeri geldiğinde methiyeler de dizerim. Bizler başarılı işleri en tepeye çıkarırız, işler kötüye gidince de yerin dibine batırırız. Bir ortasını bulamadık yıllardır. Şu maçlarda gördük ki skoru bulup üstüne yattık. Letonya maçında ise bu kez tutmadı sıçrayamadık. Ortalar ve paslar isabetli olunca bizim yumuşak karnımız göbek sos veriyor golleri yiyoruz.

Eylül’ler bize iyi gelmiyor. Öncesinde de önemli maçlar var. Hocam ne olur bu lejyonerler kadrosunu Fenerbahçe’ye, Galatasaray’a mavi boncuk dağıtacağım diye heba etme!

Başarılı anları ölümsüzleştirip puan kazananları Uluslar Ligi’nde küme düştüğümüz zaman da görmek isterdik.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hamit Dizman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Tarım Kredi Kooperatifi marketi fiyatları pahalı mı?