Reklamı Kapat

İtibarın arka ayakları

Eskiden, birbiriyle niteliksizlik üstüne yarışa giren sosyal sayfaların olmadığı, medya unsurlarının çok renkli, bol fotoğraflı hatta boy fotoğraflı gazete ve renklendirilmiş televizyonlardan oluştuğu zamanlarda Meclis açılışında mebus yeminini oluşturan metnin başlangıcındaki “devlet ve milletin bölünmez bütünlüğüne…” tümcesine hayret eder; belki çocuk aklımızın anlamak değil de anlamlandıramamak dolayısıyla takla atan, yan yatan lakin her halükârda dumura uğrayan tarafını hizaya sokmaya çalışırdık. Şimdinin niteliksizlikten yıkılmasa aşırı derecede komik “bölemeyeceksiniz” iddiasıyla örtüşen o tuhaf bütünleşmenin, bölünmez bütünlüğün nasıl bir şey olduğunu aslında bir ömür merak edeceğimizi; zaman geçtikçe de cümleyi ilk uyduran kişinin nasıl bir ruh hali yaşadığını tahmin edip pas geçeceğimizi bilemezdik.

İnsan için devletten vazgeçilemez; devlet için her insandan vazgeçilebilir! İnsanlar üstünde tahakküm kurup kendini sadece milletin değil devletin de sahibi zannedenler müstesna. Ki o istisnalarla her devirde rastlaşmak mümkün. Kimi zaman beşikteki bebek, kimi zaman seyyar satıcı bir çocuk devletin bekasını tehdit eden hayali bir canavara dönüşür ve derhal itlaf edilir, kimi zaman el değmemiş düşmanlar icat edilir.

Onlar, itibarlarından asla tasarruf etmezler. Dolayısıyla onlar dışındakiler, o itibarın nasıl bir şey olduğunu bilmezler. İtibarın hepsini onlar gasp etmişler, silmiş süpürmüşlerdir. Kendileri dışındakilere küçük bir kırıntı dahi bırakmamışlardır. Zaten sadece itibardan değil, genel anlamda hiçbir şeyden tasarruf etmezler. Geçici olarak sahip oldukları yahut öyle zannettikleri varlıkları bile hayatları, namusları, erdemleri pahasına cansiperane korurlar. Yani mülk için hayatlarını da feda etmekten çekinmezler, namus ahlâk bırakmamışlardır, erdem zaten yokluğunu bile fark edemedikleri şeydir.

Sırasında zat-ı devletlûdan bir kaymakamlık makamı kapıp itibarlarını çoğaltırlar. Sonra o kahve senin, bu dönerci benim, şu dernek onun demeden dolaşıp mezkûr dükkânların nadir müşterilerini tezikkin ederler. Yetmez, hakaret ederler, hem müşterilere hem de mekân sahiplerine saydırırlar. Ayak ayak üstüne bile atmamış bir müşteriye “o arka ayaklarını indir” demekten çekinmezler. Hâlbuki arka ayak değildir onlar, toynaktır! Ricali devlet, küfür, tahkir, tezyif gibi itibarlarını güçlendiren unsurları sarf ederken adeta edebiyat yapıyormuş havasına bürünüp ender zekâlarını cümle âleme reklâm etmekten çekinmezler. Nitekim onların duhul ettiği mekânda ayağa kalkmamak nasıl bir hadsizliktir? Gelen zatı muhteşem, devletin bir temsilcisi değil midir? Biz bir şey yapmıyorduk diye bir de savunmaya yeltenmek nasıl bir aymazlıktır? Mekân derhal kapatılsın, mühür vurulsun ve hatta ebeden daimen bir daha açılmasındır!

Bütün açıklığıyla devletin ne olduğunu gösterdikleri için onlara ne kadar teşekkür etsek azdır. Zaten öyle teşekkürle falan yetinmezler ama naçizane teşekküre kalkışsak en azından itibarlarına bir zarar gelmez. Tam anlamıyla devlet budur. ‘Efendim devletle hükümeti karıştırmamak lazım’ türünden terkiplere duçar olan, analitik düşünmede eline su ve hatta başka bir şey dökülemeyecek insanlar için net bir cevaptır. Bu türden cevaplar tek de değildir. Birkaç ay önce Avrupa’nın güzide şehri Esenler’de, işporta tezgâhlarına el koyup götüren zabıtalara “bırakın” dediği için boğazı sıkılan ve “devleti de zabıtayı da tanıyacaksın” diye yüzüne anayasa maddesi okunan henüz dokuz yaşındaki çocuk da önemli bir yanıttır. (Anayasa maddesi değilse başka bir yasa maddesidir. Önemli olan ve farkına varılması gereken o yasaları da maddeleri de gariban halkın oluşturmadığıdır!) Bir de ‘kendini devlet sanan bu tipler…’ diye başlayan ve akabinde bin türlü zırvayla beyin yakan cümle vardır ki sabır sınavıdır. Onlar, kendilerini devlet falan sanmazlar, bizzat devlettirler. Daha doğru ifadeyle artık çocukların tanıdığı devlet budur. Nasıl ki ayak ayak üstüne atıp Hollanda Başbakanı’nı dinleyen polisler devlet aklını yansıtıyorsa bu da devlet ahlakını yansıtıyordur. Nasıl ki Biden ve Obama yanlarından geçerken bankta oturan çiftler kıllarını kıpırdatmıyorsa boğaz sıkan zabıta da, hakaret eden kaymakam da, ceza yazan vali de, insanlara çay fırlatan yahut balkonunda sigara içen vatandaşa sataşan da devletin bizzat kendisidir. Ve hem de yandaş haramilerin çuvalla vergi borcunu silip tezgâhta balık satanların, simitçilerin, baloncuların kazanacağı üç kuruşa göz diken devlet ve onun itibardan dört köşe olmuş yönetimidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Ömer Koçer - Bir kaymakamın yaptığı terbiyesizliği genellemek doğru değil . Keza zabıtanında yaptığı da . Daha geçenlerde CHP li belediye işportacıyı dövdüler. Yanlış anlaşılmasın ne olursa olsun zulme karşıyız . Ak partiyi tenkid edebilirsiniz de insafa davet ediyorum .

Yanıtla . 0Beğen . 1Beğenme 30 Mart 17:35
01

vatandaş - nereye gidiyoruz belli değil. Allah sonumuzu hayır etsin.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 30 Mart 10:23


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?