İsimler değişiyor ama…

Geçtiğimiz dönemde, yani 5 ay öncesinde, yine bu hükümet görevdeydi. Sadece bakan ve Merkez Bankası başkanı farklıydı. Hükümet, yine aynı iradenin idaresinde idi ve bakanın veya Merkez Bankası başkanının da bu doğrultunun dışına çıkması da olası değildi.

Kasım ayında “hiçbir şey olmasa bile kesin bir şeyler oldu” kabilinden bir anda birtakım gelişmeler yaşandı ve önce Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal görevden alınıp yerine Naci Ağbal getirildi. Hemen ardından da Berat Albayrak “istifa etmedi” tabi, “görevden af talebinde bulundu” (!) ve Hazine ve Maliye Bakanı olarak da Lütfi Elvan atandı.

Önce Merkez Bankası Başkanı’nın faiz indirimi yapma konusunda “söz dinlememesi” gerekçesiyle görevden alınması ve hemen sonrasında “eksi rezerv” meselesinde patlak veren kriz neticesi Albayrak’ın “görevden affını istemesi”(!), bir anda kamuoyuna “ekonomide yeni dönem, yeni anlayış” olarak aksettirilmeye çalışıldı. Halbuki, mevcut hükümet sisteminde kabinenin bakanları, hukuki olarak sadece Cumhurbaşkanına karşı sorumlu ve onun “direktifleri” dışında bir eylemde bulunduklarını düşünmek bile abesle iştigal olsa gerek. Meselenin bu yönü es geçildi ve isim değişiklikleri üzerinden “yeni dönem” gibi bir illüzyon kamuoyuna takdim edildi.

Albayrak döneminde yapılan şey şuydu: “Enflasyonun sebebi faizdir” aykırı önermesi merkeze alınarak faiz oranlarını piyasa dinamiklerine ve işleyişine göre değil de “talimatla” düşürmek ve bu düşüşün de etkisiyle enflasyonun düşmesini beklemek. Serbest piyasa ekonomisinde piyasadaki arz-talep dengesiyle ve piyasa mekanizmasının işleyişiyle belirlenen fiyat seviyelerine yapılan anormal müdahalelerin, bu fiyat seviyelerini eskisinden de yüksek seviyelere çıkaracağı aşikardı halbuki. “Enflasyonun altında faiz” uygulaması, düşük faizin neden olduğu kredi genişlemesinin ittirmesiyle enflasyonu son yılların en yüksek seviyesine çıkardı. Öte taraftan da yıllarca yüksek faiz vererek belli seviyede tutulmuş olan döviz kuru da, faizdeki düşüşle yukarı doğru fırladı.

“Yeni dönem” iddiasıyla göreve gelenler ise önceki ekibin yaptıklarını geriye almakla işe başladılar. Ekonomide tüm kötülüklerin bir anası “faiz” ise, diğer anası da “enflasyon”du ve enflasyonu düşürmek adına “faiz silahını”(!) devreye aldılar. 5 aylık süreçte faiz oranı yüzde 10,75’ten yüzde 19’a çıktı. Bu rota değişikliği elbette ki uluslararası sermayeyi ve rantiyeyi çok memnun etti. Ancak buradan şu sonuç da çıkmamalıdır. Önceki dönemde izlenen politikalar popüler tabirle “çok yerli ve milli”ydi de sonraki gelenler bunu bozdu. Önceki dönemin politikaları da gerçeklikten uzaktı ve halkı fakirleştirirken, rantiyenin semirmesine neden oluyordu. Sonuç bakımından “enflasyonun altında faiz” uygulanan dönemle, “yüksek faiz” döneminin birbirinden farkı yoktu yani.

Yanlış ekonomi politikaları hala sürüyor neticede. Hala seçim kazanmak uğruna geçici, pansuman tedbirlerle meseleler geçiştiriliyor, “borcu borçla ödeme” stratejisinden (!) vazgeçilmiyor, “el parasıyla” elde edilen büyümenin sıhhati, yani reel geliri büyütüp büyütmediği önemsenmiyor, birtakım istatistiki verileri kamuoyu önüne koyup “rekor kırmaktan” bahsedilebiliyor. Halkın payına yine acı reçete düşüyor. Çarşı pazarda, marketteki fiyat yangınının gerçek nedenleri yerine “günah keçileri” aranıyor, suç birilerine yıkılmaya çalışılıyor. Birkaç sene önce depocular suçlu ilan edilirken, bugün marketçiler suçlanıyor.

Ekonomi politikaları, ters yönde ilerleyen bir arabayı andırıyor. Ters yönde, gideceğimiz yönün aksi istikametinde ilerliyoruz ve politika veya yöntem değişikliği diye sağa veya sola dönmemiz gideceğimiz yönden uzaklaşmamız sonucunu değiştirmiyor. Dışarıdan sıcak para gelirken bir şekilde dönen çarkların, bu akış kesildikten sonra iyiden iyiye borçla döndürülmeye çalışılmasının istenen etkiyi oluşturamadığı artık anlaşılmalıdır. “Bütün dünya küçülürken biz yüzde 1,8 büyüdük” denen 2020’de 2019’a göre milli gelirin 600 dolar eriyip 8600 dolara gerilemesi ve neredeyse 2009 yılı seviyesine inmesi, bir şeylerin çok uzun süreden bu yana ters gittiğini gösteriyor zaten.

Şimdi de gerekçesi bile belirsiz şekilde 5 ay önce atanan Merkez Bankası başkanı görevden alınıyor ve farklı yönde düşünceleri olduğu söylenen bir başka sim geliyor. Hazine ve Maliye Bakanı ise dün piyasaları yatıştırmak için “sıkı para politikası”nın yani “yüksek faiz”in süreceği güvencesini(!) veriyor.

Tek bir gerçek ortada duruyor halbuki: Zihniyet ve olaylara yaklaşım mantığı aynı kaldıkça isimleri değiştirmek sadece kamuoyunu oyalayacaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?