Son Devrin En Büyük Müfessiri Muhammed Ali es-Sâbûnî

İslam dünyasının ulu çınarlarından Suriyeli müfessir, muhaddis ve fakih Muhammed Ali es-Sâbûnî’yi hilafetin son başkenti İstanbul’dan ebediyet âlemine uğurladık. Rabbim makamını ali yelesin.

O, çok büyük bir âlim olmanın yanında; telif ettiği özgün eserler, ihtisar ettiği kitaplar ve yazdığı şerhlerle zor ibareleri kolaylaştıran, muğlak ifadeleri açan, dağınık mevzuları çok mahirane bir şekilde toparlayan büyük bir müellifti. Bunun için yazdığı kitaplar İslam dünyasının her tarafında büyük bir hüsnü kabul ile karşılanmış ve birçokları medrese ve üniversitelerde ders kitabı olarak okutulmaya başlanmıştır. Türkçe’ye ilk çevrilen eseri ise iki ciltlik Ahkâm Tefsiri’dir. Esasen anlaşılması zor olan ahkâm ayetlerini öylesine kolay ifadelerle tefsir etmiştir ki nerede ise basit bir imam hatip okulu Arapçası ile anlaşılacak kadar kolaydır. Hatta Arapçası Türkçe çevirilerden daha anlaşılırdır.  Bu başarı onun bütün kitaplarında vardır. Safvetü’t-Tefasir’de olduğu gibi. Sanki bu üslup kendisine özel olarak verilmiş bir mevhibedir.

Kitaplarında İslam kütüphanesinin kadim ve meşhur eserlerinden alıntılar yaptığı gibi muasır âlimlerin eserlerinden de alıntılar yapmıştır. Yine kendisi bir taraftan sufi geleneğe bağlı kalırken ve benim de gönül bağımın bulunduğu Mahmud Efendi Hazretleri’nden tarikat dersi almışken, diğer taraftan şehidSeyyidKutub’un tefsirinden kendisini “şehidü’l-İslam” diye niteleyerek alıntılar yapmıştır.

Kendisi alimleriyle meşhur Halep’te doğmuş, ilk tahsilini burada babası Şeyh Cemil’den almaya başlamış ve El-Ezher’inKülliyetü’ş-Şerî’a’da tamamlamıştır. Mısır’dan ülkesine döndükten sonra 8 yıl kadar bir süre memleketinde talebe yetiştirmiştir. Ancak rejimle sıkıntı yaşadığı için Suriye’yi terk etmek sorunda kalmış ve Suudi Arabistan’a göç etmiştir. Bundan sonraki hayatını kutsal belde Mekke-i Mükerreme’de sürdürmüş ve Ümmü’l-Kurâ Üniversitesi’nde yaklaşık 30 yıl hocalık yapmıştır. Buraya dünyanın dört bir yanından İslami ilimler öğrenmek için gelen öğrencilere ders vermiş ve ehl-i sünnet inancını anlatmıştır.  Ümmü’l-Kura Üniversitesi’nde Suud rejiminin katı Vehhabilik öğretileri altında eğitim verilmesine rağmen ÜstadSabuni,  ehl-i sünnet yolundan asla taviz vermeden tedris ve telif faaliyetlerini sürdürmüştür. Kendisine “seni kim koruyor” şeklinde sorulan sorulara tek kelime ile “Allah Teâla” diye cevap vermiştir. 

Suriye rejimine karşı Hafız Esad döneminden beri karşı çıkmış Ramazan el-Buti’nin Hafız Esad’ın cenaze namazını kıldırmasını çok ağır bir şekilde eleştirmiştir. Suriye’de halk ayaklanması başladığı zaman mücahitlerin yanında yer almış ve Suriye direnişçilerine desteğini açıkça sunmuştur. Suriye’de İran’ın Fars ırkçılığı saikiyle devlet olarak, Şiilerin de mezhepçilik saikiyle mücrim Esad rejimi ile işbirliği yaparak Suriye halkına karşı uyguladıkları soykırımı açıkça lanetlemiştir. Bilad-ı Şam topraklarının kan gölüne dönmesinin en büyük müsebbibi ve bir milyondan fazla Suriyelinin asıl katilinin İran olduğunu defalarca dile getirmiştir. Bununla ilgili konuşma kayıtları herkese açıktır.

Kendisinin Türkiye’ye karşı özel ilgi ve sevgisi vardı. Kırk yılı aşkın bir süreden beri yazlarını Yalova’da geçiriyordu. Son 10 küsur yıldır ise neredeyse sürekli olarak burada yaşamaktaydı. Çok nüktedan ve sürekli tebessüm eden bir karaktere sahipti. Kendisini ilk kez 1995 yılında Yalova’daki evinde ziyaret etmiş ve bu vesile ile yakinen görme ve dinleme fırsatını bulmuştum. Son olarak da 2019 yılında İstanbul’da düzenlenen Buhari okuma icazeti merasiminde -kısa da olsa- kendisini dinleme ve kendi imzasıyla Buhari icazeti alma şerefine nail oldum.

Telif hayatının ilk dönemlerinde daha çok tefsir ağırlıklı telif, ihtisar ve şerhler üzerine çalışırken, son dönemlerde çalışmalarını hadis-i şerifler üzerinde yoğunlaştırmış ve başta Buhari ve Müslim olmak üzere “Kütüb-ü Sitte” kitaplarına şerhler yazmıştır. Yazdığı kitaplar İslam âleminde milyonlarca adet basılmasına rağmen o, Yalova’da mütevazı bir hayat sürmüş ve kitaplarının Türkiye’de basım haklarını İsmailağa Vakfı’na bağışlamasından başka içinde oturduğu evi dahi bir başka vakfa bağışlayarak ahirete göç etmiştir.

Onun vefatı İslam âlemi için gerçekten çok büyük bir kayıptır. Zira “Âlimin ölümü âlemin ölümüdür.”  Rabbim makamını ali eylesin ve bizi cennetinde buluştursun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

mesud - selamün aleyküm, değerli hocam bir bakımdan çok faziletlisiniz. ama diğer bir yandan...

''Suriye’de İran’ın Fars ırkçılığı saikiyle devlet olarak, Şiilerin de mezhepçilik saikiyle mücrim Esad rejimi ile işbirliği yaparak Suriye halkına karşı uyguladıkları soykırımı ...''

'' Bilad-ı Şam topraklarının kan gölüne dönmesinin en büyük müsebbibi ve bir milyondan fazla Suriyelinin asıl katilinin İran olduğunu ...''

ne korkunç sözler bunlar..

hadi suriye üzerinden bu ithamda bulunuyorsunuz,

peki ırakı ateşe kim attı? libyayı? afganistanı?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 29 Mart 14:46


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?