Reklamı Kapat

Unutmak mı?

“Ellerim kurtulacak ellerinden,

Bir kuru dal ağaçtan kopar gibi.”

İnsan bağlamından yeter ki bir kez kopsun, ister kendi iradesi ile isterse bir şekilde koparılmış ya da kopuşa zorlanmış olsun. Araya giren mesafe artık telafi edilemez engeller örmeye başlar. Belki bağlam çok uzakta değildir, ama geri dönüş yolu çoktan kaybolmuştur. Onun için zaman ve zemin değişmiştir. Ne kopan için ne de bağlamında yani evinde kalan için hiçbir şey eskisi gibi değildir. Değişim de hayat kadar canlıdır. Ancak zamanın değişimi ve şartların farklılaşması sonrasında insandan hafızasızlık, tarihsizlik gibi bir beklentiye girilerek bu mesafenin bir anda kapatılması ve ne uğruna olduğu belli olmayan ve de ilkelerden yoksun, hiçbir muhasebeden geçirilmemiş bir kabullenme, sindirme ve birliktelik beklentisi ortaya atıldığında insan nedenini merak ediyor. Neden?

Ortaya çıkan yeni manzara ve tutulan yol bütün müktesebat gözden geçirildiğinde muhataplarını aptallaştırma ve aptallaşmaya davetten başka bir şey ifade etmiyor. Bağlamını terk edip kendini yeni bağlamlarla tarif edenlerle ne gibi bir ortak payda ortaya konulmuş olabilir ki, her şeyden vazgeçilerek hiçbir şey yaşanmamış gibi bir davranış takınılmaya başlanıyor? Hâlihazırda sürekli elini kirleten birinin elini tutma arzusunda olan elin gözlerini ne bağlamıştır? Kalbinde hangi damar çatlamıştır ki kendi bağlamına karşı merhametini ve şefkatini kaybedip kendini kaskatı bir yönelişe sürüklemektedir.

Oysa her şeyden önce kendimize ve biz diyebildiğimiz, bizi biz yapan bütün ilkelere karşı sorumluluğumuz var. Bir hafızamız var ve orada bütün yaşanmış her şey daha taptaze dururken hiçbir lütuf ne sorumluluklarımızı unutturabilir ne de aptallaştırabilir. Elbette hepsinden de öte bir sözümüz yok mu? Ve bu söz, ülkemize, insanımıza, ait olduğumuz medeniyete ve insanlığa karşı sorumluluğumuz değil midir?

O halde her şeyin altüst olduğu böylesi durumlarda daha da agâh olmak gerekmez mi? Eleştirel bir bakış açısını diri tutmak gerekmez mi? Hangi garabet mecralarda üretildiği belli olmayan ve bu giderek darlaştırılan siyasal/sosyal/ekonomik düzlemde yoldakilerin psikolojisini manipüle etmeye ve bu yönde uygulanacak stratejileri meşrulaştırmaya yönelik içi boş adımları sorgulamadan insan önünü görebilir mi? Sorgulamak, anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmak insan olmanın bir gereği değil midir? Hem evi dağılanın yurdu genişler mi? O vakit ‘sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez’ düsturunun altını bir kez daha çizmek gerekir. Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?