“Sayru musun, sağlar mısın”

“Hiç kimseye, imandan sonra, sağlıktan daha üstün bir nimet verilmemiştir” demekte Hz. Ebubekir.

Son günlerde hayatın hastalık kısmını deneyimlemekteyim.

İki arkadaşımla birlikte “atla gelen, yaya giden” hastalığın karşısında yaşadıklarımızı paylaşmaktayız.

Beyin kanaması geçiren kadim dostum, yaşamanın kıymetini nakletmekte; yürümeyi, merdiven çıkmayı, bir bebek gibi evde dolaşmayı öğreniyorum demekte.

Yeniden eşyaları tanımak, bir şeylere çarpmadan dolaşmak.

Kalp krizi geçirip, aort damarı yırtılan diğer arkadaşım, yaşadıkları karşısında şaşkın.

Cemiyet hayatının durmak bilmez kızı, yoksulların annesi, hayır işlerinin kalbinde bu oturmak tanımayan kadın, adım atmakta zorlanmakta.

Durağan bir yaşamın kıyısında kendisini tanıyamamakta, eli böğründe kalışına şaşarak bakmakta.

P. Safa, “İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur” derken ne kadar isabet etmiş.

Telefon konuşmaları, hastalıklar, ameliyatlar, tedaviler üzerine.

Bura ile öte arasında bir seyahat, ameliyat.

Çiçekli nevresimden, yeşil çuha sedyeye geçtiğinizde artık roller değişmiştir.

Hayat sizi sayruluğa terk etmiştir.

Kafka’nın dediği gibi: “Hastalık nasıl da durup dururken üzerine çöküyor insanın!”

Bu yeni süreçte bakıyorsunuz, yaşamın üzerinde durmadığınız sıradan işleri meğer ne büyük güzelliklermiş.

Fatma Barbarosoğlu aradığında anlattı: “rutini kaybettiğimizde anlamaktayız ancak hayatımıza nasıl büyük anlamlar kattığını.”

Bulaşığı yıkamak, evi süpürmek, yemek yapmak.

Dahası güzel bir manzaraya bakmak, yürüyüş yapmak, arkadaşınız ağaçla konuşmak mı sizi terk etmiştir yoksa siz mi duvar örmektesinizdir tüm eski alışkanlıklarınıza.

Ya da farkına varmadığınız, durup izlemeye zaman bulamadığınız detayları yeni görüyormuşçasına şaşakalmak.

Güneşin doğuşu, batışı, gökyüzünde bulutların kızıllıklarla çizdiği tabloları mucize addediyorsunuz.

Hasta, başka hayatlar arasında sürüklenen bir yarım hayat olduğunu hissettiğinde, o kötüdür işte.

Cihan Aktaş, duanın önemini nakletti.

Umudun yitirilmemesini.

Moralin yüksek tutulmasını.

Razi, “İnsan için meşguliyetten daha iyi bir tedavi yoktur “demiş, kanserle tanıştıktan sonra resme başlayıp sergiler açmıştı Seher.

Manevi tabipler şifa dağıtmakta asırlardır.

Hz. Ebubekir, ”Her hastalık, Müslüman’a bir şifadır. Bazısı nefsini temizler, bazısı da günahlarını” demekte.

Gazzali de, “Nice sevinçler, sevindirici şeyler vardır ki aslında hastalık ve musibettir. Nice hastalıklar vardır ki aslında şifa ve hayırdır!” diyor.

Mevlana, “Hastalık, içinde rahmetler olan definedir; kabuk soyulunca içi tazelenir” diyor.

Rabbimizin verdiği sıhhat gibi servete karşın hastalıkta da hikmetler bulan engin medeniyetimiz; en büyük hazinemiz, sürurumuz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?