Reklamı Kapat

Ba’de Harabi’l–Bağdat

Bir zalimin ölümü, işlediği zulmün hesabını ödemek cinsinden görülmese gerektir. Onlar doğarlar, büyürler, icabında meşru şekilde iktidarı ele geçirirler, zulmederler, zulmederler, zulmederler ve ölürler. Huzur-u mahşere, divana kalan her hesap gibi işledikleri cürümlerin adisyonu çıkarılmaz. Keza işledikleri zulme mukabil zulme uğramazlar. Hâsılı yaptığı yanına kâr kalmak deyimi bunlar için pek yerinde olur.

1979’dan 2003’e Saddam Hüseyin Abdülmecid et-Tikriti isminde bir diktatör müsveddesine tahammül eden memlekettir Bağdat. Saddam’ın bu topraklarda hüküm sürdüğü zaman dilimi 24 yıl gibi görünse de o çok daha önce var olan iktidarlar üzerinde söz sahibidir. 1968’de yapılan darbenin doğal sonucu olarak Arap milliyetçiliği ile Arap sosyalizminin bir karışımı Baas Partisi’ni iktidara taşımış; yaşadığı ama kimselerin yaşamasına müsaade etmediği ülkesini ve etkileşim içinde olduğu-olmadığı tüm bölgeyi insanlara zehir etmeyi başarmıştır. Öyle ki Amerika adı verilen insanlığın baş belasının tüm bölgeyi ve insanını adeta gözaltına alıp kontrol altında tutmasının ana müsebbiplerindendir. Hayatın, kanın,  her çeşit silahın doğal ticaret merkezi haline getirdiği memleketi zorbalıkla yönetir. Onun vasfı, tüm yönetenler ve dahi yönetmeye gayret eden iktidar sahipleri gibi Irak Devrim Komuta Konseyi Başkanı falandır, ama asla idarecilik değildir. Yalnız bir adam imajı çizer ama asla yalnız değildir; yanında yöresinde bulunan tüm ülke yöneticileriyle aynı amaca hizmet eder, aynı yere çalışır. Şerri tüm dünyaya dokunan bu tipler, hüküm sürdükleri günlerde gazladıkları, hamaset bombardımanına tabi tuttukları halkların yegâne kahramanıdır. Sonra unutulur gider. Her meşum olayda görüldüğü üzere ortada rakamlarla ifade edilen bilânçolar kalır.

Zulüm döngüsü, yanında yöresinde, çaprazında etkilenmedik yer bırakmaz. Örneğin 1978’de Irak topraklarında bir darbe gerçekleşmişse 1980’de hemen kuzeyinde yer alan ülkede gerçekleşir. Irak’ta Baas Hükümeti kurulmuş ve 20 yılı aşkın hüküm sürmüşse bir darbenin tecellisi olarak kuzeyindeki ülkede on yılı aşkın hüküm sürenler bulunur. Birinci Körfez Savaşı’nın binlerce insanı hayattan kopardığı zamanlardır. Otuzyedi ülkenin bir şekilde dâhil olduğu bu toplu cinayette birileri Amerika’nın Irak politikasına katkıda bulunmakla bir koyup üç almaktan söz eder. Sözü sarf edenin Amerikan büyükelçisi mi yoksa o zamanlar bu topraklarda iktidara sahip olanların şefi mi olduğu pek belirlenmese de espri malzemesi olmayacak şekilde üçün birini almak noktasına gelinir. Zaman geçer, Körfez Savaşı’nda hüsrana uğrayanların çocukları bu kez doğrudan işgal ile tanışır. Bu kez toplu cinayet, yüzbinlerle sınırlı tutulmaz, belki küresel düzeyde dünya nüfusunun azaltılması politikasına mütevazi bir katkı oluştursun için milyonlarca insan katledilir. Yine birileri bir koyup üç alma amacına hizmet etmektedir. Sonuç kaçınılmaz olarak üçün biridir. Yani Müslümanların üçte biri… Yani kukla yönetimlerin dâhil edilmesiyle milyonlarca insanın hayatından; Müslümanların onurundan, yaşamayı başaranların hürriyetinden edildiği bir süreç geçirilir.

O zamanlar hâlihazırda buna karşı çıkmakla avunan insanlar bulunmaktadır. Ve bakınız işte bunlar tezkere çıkartıyor diye bir gayr-i meşru faaliyetin aslını ifşa eden insanlar… Küresel bir haksızlığa karşı çıkmak dolayısıyla gönenç duyan, varlıklarından dolayı güven duyulan bu insanlar; işte orada biz de olsaydık o tezkere çıkmazdı diyebilmektedir. Sonra olan olur, artık bir daha bu tür olumsuz şeylerden söz edilmez. Yerine yeni programlar ikame edilir. Bin türlü cinayet programı birer birer gerçekleşir ama itiraz edenlerin sesi, sözü kesilir, dili yutturulur, nutku tutturulur. Zira artık kuklaların her hareketi meşru, her yanlış doğru diye yutturulabiliyordur. Yetmez, milyonlarca Müslüman’ın kanının akmasına onay verenlere yanlamak derdine düşmüş insanlara rastlanır. Oysa tezkereye kalkan ellerin sahipleri henüz günah çıkarmamıştır.

Tarih tekerrürden ibaret değilse nedir? Güya daha fazla kan dökülmesin, canlar yanmasın diye Abbasi ihtilali için dailere on bin dirhem gönderen ve her anlamda destek veren Ebu Hanife, Emevi valilerinden gördüğü zulmün daha şiddetlisini Abbasilerden görür. Aynı toprak parçası üstünde cereyan eder hepsi. Yıllar sonra İmam-ı Azam diye bildiğimiz Numan Bin Sabit’in bu güzide şehrine, onun medfun bulunduğu yere birtakım papazlar gelir; tüm dünyanın gözüne sokarcasına yaşayanları, ölmüşleri, yönetenleri ve yönetilenleri takdis eder.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder

# Irak

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?