Reklamı Kapat

Partilerin Kurumsallaşması ve Türkiye’nin İhtiyacı

Ülke yönetiminde temsil sisteminin varlığı, siyasi partileri öne çıkarmaktadır. Her bir vatandaş/seçmen, oyunu verdiği siyasi parti aracılığıyla nasıl bir ülke yönetimi arzu ettiğini ortaya koymaktadır.

Siyasi partilerin bu yapısı kendisine birçok işlev kazandırmaktadır. Temsilden siyasal devşirmeye, ülke politikalarının belirlenmesinden menfaatlerin birleştirilmesine ve siyasal mobilizasyona kadar geniş bir etki alanı siyasi partilerin işlevi olarak belirmektedir.

Siyasi partiler, ait olduğu ülkenin siyasal yapısı hakkında da önemli ipuçları sunmaktadır. Bir ülkede siyasi partilerin kaçıncı genel kongresini yaptıklarına bakılsa, bu dahi ülkenin siyasal konjonktürünü anlamada yeterli bilgi sunabilir.

Ülkeyi 19 yıldır yöneten AK Parti’nin sadece 20 yaşında bir parti olması önemli bir ipucudur. Zira kuruluşunun hemen ardından bir partinin tek başına ülkeyi yönetmeye başlaması kurumsallaşma kriterleri bakımından olağan bir gelişme değildir.

Hakeza, yarım asırlık Millî Görüş geleneğinin temsilcisi Saadet Partisi’nin yirminci değil henüz yedinci kongresini yapabilmiş olması siyasetin kırılganlığı hakkında bilgi vericidir.

Yine yarım asırlık bir başka parti MHP’nin bu hafta 13.kongresini yapacak olması da benzeri bir durumdur.

Kongre ortalama süresini iki buçuk yıl üzerinden alırsanız 7. kongresini yapan 50 yıllık bir partinin en azından 30 yılı kayıp durumundadır.

“Bu kayıp nereden kaynaklanmaktadır” sorusuna verilecek cevap, aynı zamanda “Türkiye siyasetinin serencamını anlamayı” kolaylaştırmaktadır.

Siyasi partiler arasında yalnızca CHP’nin 37.olağan kongresini yapabilmiş olması da yine bir başka ipucu olarak görülebilir.

Bu noktaya temas etmemin nedeni, siyasi partiler açısından kurumsallaşmanın önemine değinmek istememden kaynaklanmaktadır. 

Kurumsallaşmanın siyasal hayata katkı bakımından önemli çıktıları olduğunu belirtmek gerekmektedir.

Her şeyden evvel, siyasi partilerin kurumsal olması esasında ülkenin en azından öngörülebilir bir siyasal yapıya sahip olmasını sağlamaktadır.

Hangi partinin hangi konuda nasıl bir tavır takınacağı belli ölçülerde kestirilebilir hale gelmektedir. Böylece tartışma zemini, ülke sorunlarını çözme konusunda daha tutarlı yaklaşımlara sahne olmaktadır. 

Bu durum ise parti tabanları ile yönetimleri arasında bir etkileşimi beraberinde getirmektedir. Desteklediği partinin söylem ve eylemleri ile arasında ikilem yaşamayan seçmenlerin politik sürece katkıları daha belirgin ve fayda temelli olmaktadır.

Bu tür partilerin teşkilatları da görece sağlam temellere dayanmaktadır. Parti bir kliğin, grubun tekelinde değildir. Parti kurulları yalnızca bir grubun amacına hizmet etmeyen üyelerden seçilmektedir. Mali kaynaklar şeffaf ve istikrarlı bir nitelik arz etmektedir. Finansın önemli kısmını sağlayan üyelerin parti politikasını şekillendirmesi gibi bir durum olmamaktadır.   

Literatüre de yansıdığı şekliyle, partinin yalnızca parti olarak kalmaması, yani farklılaşan ve uzmanlaşan alt birimlerle desteklenmesi, kurumsallaşma için olmazsa olmaz bir noktadır. Bir hareketin diğer birimleri önemsemeyip tüm enerjisini siyasi parti odaklı olarak yönetmesi, belli bir süre sonra partiyi de işlevsiz ve zayıf kılabilmektedir. Zira kurumsallaşan partiler, sahip olduğu temel değerleri nesilden nesle aktarımı başarabildikleri için uzun ömürlü ve güçlü olmaktadırlar. Tersinden ifade etmek gerekirse bu döngüyü oluşturamayan partiler, kendi sosyolojik tabanlarını ortaya çıkaramadıklarından partiler mezarlığına gömülmektedir.

Son olarak, siyasi partilerin kurumsallaşması, meşruiyet açısından da önemlidir. Zira kurumsal siyasi partilerin gayri meşru ilan edilmesi görece zordur. Yaslandığı siyasal gelenek, kurucu kadrolar, ülke yönetimindeki başarıları gibi faktörler siyasi partiye meşruiyet kazandırmaktadır.

Kararsızları öne çıkartan kamuoyu anketlerinin dolaştırıldığı, yeni gibi gösterilen partilerin parlatılmaya çalışıldığı şu günler, tıpkı 2002 öncesi gibi, siyasetin yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı konusunda uyanık olmamız gerektiğini haykırıyor adeta.

Zira Türkiye’nin ihtiyacı “kadro değişikliği” değil, “zihniyet değişikliği”dir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Gündoğmuş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?