Reklamı Kapat

Düzlem

Zenginliklerinin farkında olmayan toplumların en büyük kaybı sürekli bu farkında olmayış halini kapatacak yamalama işine girişmek olmuştur. Çeşitli yamalar, avuntular, kuruntular ile adeta bir yoksunluk destanı yazarlar. Ellerinin altında yatan zenginliği sadece söylemsel düzeyde kullanmanın geçici faydasından başka bir şey elde edemezler, etmek de istemezler. Çünkü burası bir avuç şartların birbirine benzettiği tipin güvenli alanıdır. Ve bunlar kendilerini hapsettikleri sınırların genişlemesini ve insanların bu zenginliklerin farkına varıp, bu zenginlikler ile kendilerini bezemelerini, donatmalarını istemezler.

Onlar sadece kendi sözlerine ve kendi ortaya koydukları ‘dar’lığa insanların inanmalarını isterler. Bu yüzden başkalarının gerçek manada yoksunluklarını, zenginlik olarak algıladıkları için onlarla yan yana gelmeyi, aynı karede olmayı ‘geçmiş’ ortaklık vurgusunu bugünün bağlamından, tarihsel bağlamdan kopararak bir güç gösterisi olarak yine kendilerini inandırmak isterler. Aslında yokturlar ve sosyolojik taban diye bir ahmaklığın içerisinde kendilerinden çoktan göç etmiş bir daha da dönmeyecek bir tabana ‘benzerlik’ üzerinden cilve yapmaya çalışırlar. Aslında böyle bir ortaklık ve benzerlikte yoktur. Ancak varmak istedikleri yer için birtakım bahanelere ihtiyaç duyarlar bunu bugünün gerçekliğinden sağlayamadıkları için geçmişten (belli bir bölümü ihmal edilerek) referanslar arayarak yaparlar.

Kocaman, binlerce meşakkat ile ilmek ilmek, emek emek gelinen yolları/yılları unutup, haddizatında mantığı da devre dış bırakarak duygusal birtakım tesirler icat ederek bu unutkanlığı kazanca çevirmeye çalışırlar. Bu duygusal durumlar ivme katmadığı gibi ‘hak’lılığı da bir kenara bırakıp ‘güç’lülüğü seçmeye ve bunu meşru göstermeye kadar vardırabilirler. Bunun için gerekli şemalara da sahip oldukları için kendilerine muhatap olarak buldukları kişilerin iyi niyetleri ve sahih çabaları üzerine bunu inşa etmek isterler. Ellerine emanet olarak verilen ‘imkân’ları da bu durumu pekiştirmek için silah olarak kullanmaktan da imtina etmezler. Aslında yaptıkları nerden bakarsanız çapsızlık ve cehalet üzere kurulmuş ve sadece ‘hırs, kıskançlık vb.’ duyguların beslediği bir gürültü mesafesinde işlerdir. Ancak bu bir sancının da göstergesidir.

Onun için sadece benzerlikler üzerine kurulmak istenen bir topluluktan sadece kendi iç ritüellerini yürüten, hayata dair her şeyden vazgeçmiş; söyleme ve eyleme gücünü kaybetmiş küçük kendi sesinden başka hiçbir sesi duymayan kendilerine biçilen rolü yapmaktan başka bir işlevi olmayan bir ‘kütle’ ortaya çıkartırlar. Arada verilen üç beş maddi karşılık ile kendilerini önemli ve güçlü de hissedebilirler tıpkı benzer durumdaki diğer ‘kütle’ler gibi ama hepsi bu kadar. Bu bir vazgeçiştir. Güçlü ve haklı sözü bir yana bırakıp, iddiasından/inancından ve bunun vermiş olduğu azim ve gayretten her şeye rağmen tertemiz var olmaktan/umut olmaktan vazgeçiştir. Hem de ne uğruna? Şimdi zenginliğini ortaya çıkarmak ve farklılığınla var olmak mı yoksa benzeyerek yok olmak mı istiyorsun? Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın dediği gibi: “Dünyaya geldim gitmeye / hüsn ile an seyretmeye.” Bunu bir düşün! Hoşça bakın zatınıza...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?