Reklamı Kapat

Kara çizmeli kara kutu

Ülkemizde faaliyet gösteren karanlık kanalların ülke çapında kendilerine uyum sağlayanları kullanarak “Milli Görüş”e karşı yaydığı ve bir olumsuzluk atfettiği o Erbakan cümlesi gündem yapılarak 28 Şubat ve onunla hesaplaşamayan AKP’nin yirmi yılı saklanmaya çalışıldı yine.

Halk TV’de konuşturulan Hüsamettin Cindoruk’tan bahsedeceğiz.

Yanlış zamanlarda, yanlış yerlerde bulunma uzmanından, yanlış rakipler seçerek, yanlış mücadeleler gösterisine çıkarılmış bir eski politikacıdan bahsedeceğiz. Bu takdimle onu çok önemsediğimiz sanılmasın. Yanlışlıklar komedyasından bir figürandır o. Emanetçi sıfatı da fazladan.

Üç parti arasında gidip gelmiş bir milletvekiline “Fırıldak” sıfatını takan şanlı Türk medyası, sekiz patri ile anılma şerefini tatmış ve getirilerinden faydalanmış bir Hüsamettin Cindoruk karşısında hep sessizliğini korumuştur.

İnönü’ye yardım maksatlı kurulmuş Hürriyet Partisi’nde Menderes’e karşı duran sayın Cindoruk, Yassıada mahkemelerinde savunmak için bazı DP’lilerin avukatlığını üstlenmiştir. Hukukçu azlığından mı, yoksa suçlayacakların arasından geldi diye mi tercih edildi, bilmeyiz. Bildiğimiz, savcı Egesel’in sonra “suçsuz bir adamı astık” diye itiraf edeceği Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ı savunan sayın Cindoruk’un, müvekkili asılırken yanında olmadığıdır. Dolmabahçe sevkiyat komutanlığında sohbet ediyorken, asma işçilerinin geldiğini gösteren komutan, seninkinin işi bitti diye gülümseyecektir. Bir röportajında böyle anlatmıştı olayı sayın Cindoruk.

Önceleri DP’lilerin avukatı, sonraları da “Emanetçi” sıfatıyla kendini ünlendiren sayın Cindoruk, Halk tv konuşmasında doğru olmayan çok cümle kurdu. Biz bunlardan birinin üzerinde durmak istiyoruz. Halk tv programcısının “FETÖ” birlikteliğini sormasına, “FETÖ hadisesi gelmiş, geçmiş” geçiştirmesini yapan sayın Cindoruk sözü rahmetli Erbakan Hocamıza getirdi. Onun o sözüne, yeni bir iftira cümlesi ekleyerek.

“Kanlı mı olacak, kansız mı olacak; siyasal İslam geliyor!” dedi.

Ayarlanmış ve kurgulanmış olduğuna şiddetle inandığımız sayın Cindoruk’u anlatmaya devam etmeden önce, rahmetli Erbakan Hocamızın 23 Şubat 2012 tarihinde bir tv kanalına bıkmadan usanmadan tekrar tekrar yaptığı açıklamasını aynen alacağız buraya.

“Biz mahalli seçimlerde Ankara Belediyesi’ni aldık, İstanbul Belediyesi’ni aldık, Konya Belediyesi’ni aldık. CHP’liler yollarda yürüyüşler yaptılar. Biz Ankara Belediyesi’ni RP’ye vermeyiz. Kanımız aksa dahi vermeyiz. Grup toplantısında olayı anlattım. Biz demokratik bir ülkeyiz. Halk RP’ye teveccüh etmiş, belediyeleri vermiş. Buna rıza göstermekten başka bir şey yok. Ne kanı Allah aşkına! Benim söylediğim söz bu. Bunu çarpıta, çarpıta, çarpıta... Söz nerde ekran nerde.”

Sayın bay Cindoruk’un “Ben korudum, bana teşekkür etti, Altınoluk’a helalleşmeye gittim orda da sordum, hatırlamıyorum dedi” gibi kahramanlık cümleleri sarfettiği o konuşma budur.

CHP yürüyüşlerinden ve attıkları kanlı sloganlardan hiç bir görüntünün tv’lere yansımaması ve bunun kim tarafından engellendiği, dahası Karadayı gibi komutanların “Duyunca çok korktuk” demesinin sağlanması niçin sorgulanmadı bu ülkede? Sayın bay Cindoruk’a iftira soslu bu konuşmaları bugün dahi yaptıranlar, hâlâ o yerlerinde mi duruyorlar?

Hukukçu olduğunu çok söylerse kabul göreceğini sanan sayın bay Cindoruk’a, Halk tv programcısı şöyle bir soru sorsaydı cevabı ne olurdu?

“Sayın Cindoruk bey! Demirel, devlet durup dururken cinayet işlemez derken siz neredeydiniz? Karanlık kanalların cinayetlerini, bahane bulabilir diye devletin sırtına yüklemek doğru mu idi? Yani sizin bir hukukçu olarak mesela Demirel, Devlet ara sıra rutin dışına çıkar dediğinde itirazınız olmadı. Neden rahmetli Erbakan’ın ağzından çıkan kan kelimesiyle ilgilendiğinizin yüzde biri kadar bir tepkiniz olmadı?

Sorsaydı dedik ama, soramazlardı. Zira Cumhurbaşkanı yaptıkları Demirel’lerinin biricik emaneti ve emanetçisiydi o.

Kurduğu derleme toplama  partiyle 28 Şubat’a destek veren sayın bay Cindoruk’un, Eyüp Sultan’da çizme giyme merasimini de unutmadık. İsmet Paşa’dan mülhem bir konuşmayla çizmeli pozlar veren beyimiz, kimin üstüne, kimle birlikte ve niçin yürüyecekti, sorusu da hâlâ cevapsız. Gerçi FETÖ Amerika’da dedi ama, yetmiyor.

Yedi yıllık Cumhurbaşkanlığında 8 hükümet kurdurmuş Demirel’in emanetçisi, 8 partiden arta kalmış bir Hüsamettin Cindoruk için yazacaklarımız şimdilik bu kadar. Emek verdiği 28 Şubat’ı ve rolünü rahmetli Necip Fazıl’ın deyimiyle muharrir kalemine ve ressamı fırçasına vermek de ahdimiz olsun.

Onun adına yazdığımız iki satırlık marşla bitiyoruz.

Asma’larda koruk Hüsamettin Cindoruk!

Vatanımızın “Kurban olam toprağına taşına” dedik!

Geçtiğimiz yılın Nisan ayı başlarında İçişleri Bakanı sayın Soylu istifa ettiğinde paylaşılmış bir tweeti yazacağım. Kimse, ancak şimdi mi filan demesin. Gazetemizin internet sitesinde gördüm haberi. Yoksa AKP’lileri tweetlerine kadar takip etmek gibi bir hatamız olamaz. AKP’nin bugünlerde görevden alınan kadın kolları başkanı yazmış 13 Nisan’da tweeti. Sayın Soylu’yu ikaz ettiği üst kısmını alıyorum o paylaşımının; öğütlediği son cümleleri partisel sorunlarıdır, ilgilenmeyiz.

“Sayın Süleyman Soylu’yu tabanımız sevmişti. Ancak, başarının nereden geldiğini, imkan ve yetkileri kimin verdiğini, liderimiz sayın Erdoğan’ın gücünü nasıl paylaştığını unutmamalı.”

İlk cümle kendini bil uyarısını içeren bir itiraftır. Sen ki yola çıkılan değil, yolda bulunansın haykırışı neredeyse sağır edecek kulakları. İkinci cümlenin “Ancak”la başlaması sayın Soylu’nun başarılı olduğu kabul ediliyor ihtimalini çağrıştırsa da, sonraki kelimeler döşenirken lider vurgusunun ve unutma uyarısının yapılması, onu “pay”sız bırakmıştır.

Buraya kadar yazdıklarımızdan okuyucularımız AKP’nin iç işlerine karışmak gibi bir mana çıkarmasınlar. Türbanlı milletvekillerimiz olduğunda, icabında İçişleri Bakanı’nı eleştiren tweetleri de olmalı gibi bir hayalimiz yoktu. Ki gerçekleşti diye sevinelim. Merakımız böyle böyle gelenek oluşturmaya çalışan bir partinin mensuplarına yardımcı olmak duygumuzdan kaynaklıdır. Dolayısıyla konuyu kuvvetlendirmek için bir başka AKP bakanı istifasına taşıyacağız. Sayın Cumhurbaşkanı’nın muhalefeti “Yatıyorlar, kalkıyorlar damat da damat” demekle suçladığı ünlü AKP’li bakan Berat Albayrak’ın istifasında da saatler içinde atılan tweetlerin olmamasının izahının da henüz olmaması değil taşıma zahmetimizin yükü.

Damat ve taş gibi sıfatların, düşmek fiiliyle donatılmasının siyasi hayatımızdaki yeri ve önemini hatırlatmaktır meramımız. AKP hükümetinin Ay’a gitmek, Mars’tan maden getirmek hedefini gösterdiği günden beri gözünü uzaydan ayırmayan “yandaş” sıfatıyla maruf medya, her gün bir ayrı şehrimize düşen göktaşlarını haber yapmakta; yeni bir zenginlik kaynağı umudunu da gözlere sokarcasına.

Arada bir damat müdafaanamesi yazmak neden zoruna gider ki yevmiyeci kalemşorların yahut köşeci katiplerin. Üstelik geçmişimizde örneği var. Gerçi Milli Şef’in “Milli Piyango” vezninde “Milli” denmiş damadı sonradan kontenjandan senatör yapılmasını saymazsak bakan yapılmadı ama,  çeyizine İnönü’nün üçbuçuk milyon harcamasıyla dahi gündem oldu. Fakat savunmak, şamar yemeleri pahasına, –ki bunlardan biri Kurucu Meclis Üyeliğiyle ödüllendirilen Hürriyet yazarı Oktay Ekşi’dir,– gazeteci parçalarının işi olmuştur. (Bakınız 02.12.2017 tarihli, ““Gülek” boğazında “Gülek” Boğasına “Gülen”ler yazımız.)

Olmayınca, iş başa düşüyor; partisinin meclis grubunda sayın Cumhurbaşkanı konuşuyor: “CHP zihniyeti mensupları yoğun tweet yarışındalar. Yatıyorlar, kalkıyorlar ‘damat da damat!’ Damat kadar taş düşsün başınıza!” Bir kısmının üstüne damat kadar taş düşmüş insanlar ülkesi olmak hedefi değildir elbette sayın Cumhurbaşkanı’nın söylevinden anlaşılacak olan. Mecazi manada söylemiştir. Şehir hastanelerimiz pandemi yüzünden zaten dolu. Hem de geçmişimizde örneği var dediğimiz işte bu noktadır. İşin içinde yeğen olması çok şey farkettirmez diyebiliriz.

Yeğen Yahya, hayali ihracat şampiyonu olup İsviçre’ye harcama garantili kaçtığında, muhalefetin Başbakan Demirel’e hatırlatma yapmasına 1976 yılında “Başınıza Yahya kadar taş düşsün” cevabı karşılık olarak kayıtlara geçmişti.

Yahya kadar yahut damat kadar taş... İsteyen büyüğünü beklesin, isteyen şükretsin mi denir? Hayır, hayır! Masallarımızı kaybettiğimize yansak, yeridir şimdi.

Gökten üç elma düştü diye biten masallarımız vardı halbuki.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?