Reklamı Kapat

Gafamızı da yazarız, ayaklarımızı da

Kendisi muadil hedefi muadil ah gafam ah

Cumhurbaşkanlığı sisteminde adı yenilenmiş yahut yeni bir adla kurulmuş kurumlarımızı duyduğumuzda, önce tanıma gayretine düşer, sonra ne dediklerini anlamaya çalışırım.

“Dünya beşten büyüktür, dünya GAFAM’dan büyüktür, bu GAFAM’ın yerli ve milli mudillerini yapmalıyız.”

“Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofis”nden yayılmış bu bilgi.

Yeni yüzyılımızdaki siyasetimizin yıldızı AKP’nin, dilimize kazandırdığı “Dünya beşten büyüktür” özdeyişinin başta kullanılmasıyla, sunulacak yeni mukayese güçlendirilirken, vurgulanan “GAFAM”ın merak duygularımıza tavan yaptırmasıdır kastettiğim.

Google+Amazon+Facebook+Apple+Microsoft kelimelerinin baş harfleriymiş GAFAM.

Neden bizim GAFAM’ız oluyor onlar?

Resmi ofisin açıklamasında bizim demese de gramerimizdeki birinci tekil şahıs üstünden ifadelendirilmesi sahiplenmeyi çağrıştırır haliylen.

Bize de bir vesileyle bu sütunlarda yazdığımız bir Karacadağ fıkrasını hatırlattı.

İki kahramanı var fıkramızın. Biri, köylümüzün dilinde adı bir f eksik söylenen Gafar emmi. Diğeri ise köyün ilkokuluna beş senedir giden ve hep birinci sınıfta olan Ali’dir.

Gafar emmi köyün manavı. Okul çıkışı köy meydanından geçen Ali’ye seslenir.

“Ali’m buraya gel!”

Meydana bakan kahvehane önünde oturanlar sandalyelerini manav tezgahına doğru çekerler. Gafar emmi ile Ali’nin bir araya gelmesinin oluşturacağı atmosferin zevkinden kim mahrum kalmak ister.

Gafar emmi çağırır da Ali gelmez mi? Üstelik tezgahın meyveleri burcu burcu kokuyorken.

“Buyur Gafar emmi!”

Gafar emmi hazırda tuttuğu yenice sigarası alt kartonunu ve bir kalemi uzatır Ali’ye.

“Ali’m! Şuraya benim adımı yaz. Meyvelerden bir kese kağıdı al.”

Gafar emminin cömertliği herkesin yüzünü güldürürken, teşvikler de başlar.

“Haydi Ali, göster kendini!”

Ali kalemi ve ince kartonu alır eline. Gafar emminin adını yazacaktır; kendine güveni tamdır. İlk iki harfi hemen yazar ve okur.

“Ga, Ga, Ga...”

Ali’nin, yazdığı o iki harfi okuyup durması Gafar emmiyi galiba biraz asabileştirir.

“Ne gagalıyorsun Ali’m? Adımı bilmez değilsin ki. Yazıver haydi!”

Çevredekiler ise Ali taraftarı. Gafar emmiyi sakinleştirirler.

“Acele etme Gafar emmi. Başladı ki yazacak.”

İtirazdan ve tezahüratlardan etkilenmeyen Ali’mizde konsantrasyon iyi. Üçüncü ve dördüncü harfleri de koymuştur yerlerine.

“Yazıyorum işte! Gafa, Gafa, Gafa...”

Sona yaklaştı, tamamlamak üzere alkışları pek yaramaz Ali’ye. Zira son harfi bulamamıştır hâlâ. Yazdığını okumayı sürdürür.

“Gafa, Gafa, Gafa...”

Beklenen an gelmiştir artık. Bütün gözler okuması yazması olmayan Gafar emminin dudaklarına kilitli. En sevecen ses tonuyla yaklaşır Gafar emmi Ali’ye.

“Ali’m, aslan Ali’m! Gafamı yazdın, şuraya kösülüvereyim (uzanıvereyim), ayaklarımı da yaz!”

Neden bizim GAFAM’ız oluyor onlar, diye sormuştuk hani. Bizim gafamızı biz yazarız; işte böyle.

İnadımız hani, muradımız nerde

“Cumhurbaşkanı Erdoğan, İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıkladı!” İki, üç gündür bu başlıkla duyurulan haberin yorumları yapılmakta hukuka vakıf olan siyasi yahut hukuk bilimiyle uğraşan insanlarımızca.

Adalet Bakanı’mızın da “Güven veren erişilebilir bir adalet olacak” cümlesini açıklamalarında bir müjde gibi kullandığı bu “eylem planı” üstüne tenkit ya da tasvip yazısı yazmak değildir bu girişi yapmamızın sebebi?

“Eylem” kelimesidir dikkatimizi çeken!

Sayın Cumhurbaşkanı’nın da üniversiteli olduğu 70’li yıllarında Türkiye’min, “Eylem” bir “Solcu” kelimeydi. “Sağcı”ların tercihleri hareket, aksiyon, fiiliyat gibi kelimelerle meramlarını anlatmaktı.

“Eylem” kelimesini cümlelerinde ne kadar çok kullanabilirse, o kadar çok “Solcu” sayılır gibi bir kanaatleri de vardı “Sağcı”ların.

“28 Şubat’ta neler olduğunu bilmiyoruz” diyen ilgi ve merak özürlü üniversite gençliğinin bir “tık” üstünde konuşlananlardan birkaçı 70’li yılların gazete haberlerinde, hikayelerinde, romanlarında “Eylem” arasalar, çıkacak sonuç bize, bizi anlatacaktır.

“Eylem”i yahut başka “ruh” üfürülmüş herhangi bir kelimeyi yargılama niyetimiz olmadan, bir “yitirme”mizi de ben hatırlatmak istiyorum. Ama önce Necmettin Çalışkan’ın kayda aldırdığı bilinsin.

18 Şubat 2021 tarihli ve Siyaset, İstihbarat ve Terör başlıklı yazısında, Milli Savunma Bakanı’mızın “13 vatandaşımızın naaşına ulaşıldı” şeklindeki ifadesinden, “Milli Savunma Bakanı Paşa’mızın da artık iyi bir politikacı olduğunu öğrendik” tespitine varan Necmettin Çalışkan, 04 Mart 2021 tarihli Millî Gazete’mizdeki “28 şubat ve Bitmeyen Hesaplaşma” başlıklı makalesinin son cümlesinde diyordu ki:

 “Evet, hayallerimizi, ideallerimizi, umudumuzu ve geleceğimizi yitirdik.”

“Yitirme” üstüne benim yazacağım hatırlatma cümlesi de şudur:

“İnadımızı da yitirdik!”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?