Bir Mağdur 28 Şubat

Yazılarımızda zaman zaman ele alıp dikkat çektiğimiz bir konu var: Kimliksizleştirme. Kimliksizleştirme cari olan materyalizme dayalı kapitalist sistemde insanları köle yapmak için, var olan sömürü sistemini sorgulayamaz hale getirmek için toplum mühendisliklerinin kullandığı ana konulardandır. Kimliksizleşen toplum geçmişini, kimliğini oluşturan etmenleri bilmediği için çok çabuk şekilde egemen güçlerin istedikleri kalıpta şekillendirilebilinir.

Toplumları kimliksizleştirmek için yapılan en önemli faaliyet toplumları hafızasızlaştırma, tarihinden kopartmadır. Ülkemizde de hem şehirlerin tasarımında, ev mimari yapısında, hem de kitle iletişim araçlarıyla bilinçli ve programlı bir şekilde hafızasızlaştırma gerçekleştiriliyor.

Bunun en son örneğini tarihe “postmodern darbe” diye geçen 28 Şubat haberlerinde, belgesellerinde şahit olduk. Televizyon ekranlarına, gazete ve dergi sayfalarına bol bol 28 Şubat sürecinde mağdur insanlar taşınmış. O dönemde neler yaşadıklarını anlatan başörtülü mağdur kişileri gördükçe kendimizle de özdeşleştirerek bu kitle iletişim araçlarının içeriklerini izledik. 28 Şubat’ta milletimize reva görülen baskıları, engellenen nesillerin hayallerini, siyasi hayatta ve ekonomik hayatta yaşanılan sıkıntıları, şehirlerin ortasından yürütülen tankları, bir tiyatro eseri gösterilen kalkancı saptırmalarını, binlerce, yüzlerce hikâye…

Evet, 28 Şubat 1997 tarihi milletimiz tarihinde büyük yaralar açmış, milletimizi bir korku tüneline sokmuş, tarihte hiçbir örneğine benzemeyen bir tarihi vakadır. Eğer 28 Şubat meydana gelmeseydi ülkemiz, milletimiz ve ümmetimiz neler kazanacaktı, bu hesabı yapılmayan bir mevzu hâlâ. Fakat yapılan haberlere, içeriklere bakınca bir şeyler eksik. Bir türlü 28 Şubat “neden” ve “niçin” yapıldı soruları sorulmuyor. Mağdurlar yaşadıklarını anlatıyor, siyasetten uzak kalanlar neler yaşadıklarını anlatıyor ama bir türlü bu postmodern darbe neden ve niçin yapıldı, gündemde yok. Mağdurların kimisi 28 Şubat’ın “insan haklarını ve milletin iradesini hedef aldığını” söylüyor, kimisi kendi hikâyesini tüm hikâyenin tamamı gibi anlatıyor. Ama sıra bir türlü cevap “niçin” ve “neden” olduğuna gelmiyor.

Biz cevaplayalım, neden bu sorular sorulup cevaplarının yayımlanmadığını. Kitle iletişim araçlarında olayları manipüle etmek için “neden” ve “niçin” soruları sorulmaz. Dikkatli bir haber okuyucusu iseniz bunu siz de fark etmişsinizdir. Haber metninde olayın ne olduğu, nerede olduğu, ne zaman olduğu ve kimler olaya dâhil oldu, bu soruların cevaplarını bulabilirsiniz. Eğer içinizden, “Peki, bu olay neden ve niçin olmuş?” diye sorarsanız en derin haber metninde de bunu bulamazsınız. Bu soruların cevapsız kalması toplumların algısında istenilen değişimi yapmak ve toplum mühendisliği çerçevesinde istenilen toplum seviyesini oluşturmak içindir.

28 Şubat postmodern darbesiyle ilgili yapılan haberleri, üretilen içerikleri bir iletişimci olarak incelediğimizde bağlamından koparılarak bu toplumda bir hafızasızlaştırma aracı olarak yapıldığı gerçeğini görüyoruz. Biz de bu yazımızda tarihi olayda gözden kaçırılan kısmı yazalım.

Birincisi 28 Şubat postmodern darbesi Erbakan ve Milli Görüş’e karşı gerçekleştirildi. Erbakan ve Milli Görüş’ün hedeflerini gerçekleştirdiğini gören ırkçı emperyalizm boş durmadı. İçerideki işbirlikçilerini de kullanarak 28 Şubat sürecini başlattılar.

İkincisi Erbakan, 28 Şubat’ta pes etmiş, tırsmış bir lider değildir. Bunun üzerinden “masaya vurmadı” diye propaganda yapanlar, şu an mağdurum edebiyatını yapmaktan da geri durmayanlardır. Erbakan 28 Şubat’ta dimdik durmuş ve görevini 18 Haziran 1997’de dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e teslim etmiştir. Eğer hükümet ortağı DYP’nin milletvekilleri sağlam dursalardı muhtemelen Refah-Yol Hükümeti, 54. Erbakan Hükümeti hedeflenen zaman zarfında hükümet olarak kalacaktı.

Üçüncüsü 28 Şubat’ın gerçek mağduru ve hedefindeki isim Erbakan Hoca’mız hiçbir zaman darbe edebiyatı yapmamıştır. 28 Şubat sürecinde partisi kapatıldığı zaman, “Olay aslında tarihin akışı içinde fevkalade basit bir olaydır. Bu kararın yürürlüğe girmesiyle Türkiye’de halkımızın büyük bölümünün partisi olan Refah Partisi ve onun davası zerre kadar etkilenmez” diyerek davasına kaldığı yerden devam ederek, teşkilat toplantısına devam etmiştir.                                                                                                                                                     

Biz de bu kısa bilgilerden sonra 28 Şubat’ın yapılmasına sebep olan esas meseleleri tekrardan hatırlatalım. Erbakan siyasi hayata katıldığı 1969’dan beri ekonomide faizsiz ve üretime dayalı bir ekonomiden bahsetti. 54. Erbakan Hükümeti de bu minvalde yaptığı çalışmalarla “havuz tek hesabı”nı kurdu. Bundan öte emekliye, işçiye, memura, Bağ-Kur’luya, çiftçiye, esnafa en büyük desteği ve zammı tek bir vergi kaleminde artışa gitmeden yaparak ilk denk bütçeyi kurdu. Havuz tek hesabı sebebiyle iç rantiyenin hortumlarının kesilmesi içerideki rantiyecileri rahatsız etti. Eğer Erbakan “faiz dünya gerçeği” gibi sözler söyleyip başbakanlık yapsaydı; Erbakan’ın Başbakanlık’ta cemaat ve dini önderlere vermiş olduğu iftar programı hiçbir zaman gündeme gelmeyecek ve darbe sebebi olarak söylenmeyecekti. Postmodern olaya giden birinci etken iç rantiyecinin hortumlarının kesilmesidir.

Diğer ve en önemli sebep ise yine Erbakan’ın en başından beri hedefi olan İslam Birliği’ni kurmak için kurmuş olduğu D-8’lerdir. Erbakan Hoca’mız 1996’da iktidar olduğunda dış mihrakların baskısı olan ilk yurtdışı seyahatini bir Batı ülkesine yapmamış, bunun tam tersi olarak ilk yurtdışı gezisini D-8 ülkelerinden biri olan İran’a yapmıştır. Bu ziyaret Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca cari olan dış ilişkiler politikalarının dışında bir olaydır. Erbakan D-8’leri kurarak tarih boyunca yan yana gelmemiş, aynı masa etrafında buluşamamış üç ülke Türkiye-İran-Mısır’ı bir araya getirmeyi başarmıştır. D-8’leri kurarak Erbakan Hoca G-8’lere ham madde ve enerji sağlayan ülkeleri bir araya getirerek G-8’leri zor durumda bırakmıştır. D-8 ülkelerine ve Müslüman coğrafyalarına baktığımızda ham madde ve enerji kaynaklarının çoğunlukla olduğu topraklar olduğunu görürüz. Buna rağmen Batı bu topraklardan aldığı nimetleri işleyerek daha kârlı bir şekilde yine bu topraklara sattıklarını görüyoruz. Yani yine Batı’nın pazarı bu topraklar. D-8’lerin kurulmasıyla başına gelecek ucuz ham madde ve pazarını kaybetme korkusu dış mihrakları 54. Erbakan Hükümeti’ne karşı harekete geçirmiştir. 28 Şubat olmasının ve bu baskıların, zulümlerin yaşanmasının esas sebebi de budur. Yani; D-8’lerin kurulmasıyla dünyadaki nimetlerin bir avuç insana giden hortumların kesilmesidir.

28 Şubat’ta milletimizin yaşadığı mağduriyet, mağdurluğun sadece bir kısmıdır. 28 Şubat’ın esas mağduru “havuz tek hesabı”ndaki sistemin kaldırılmasıyla hâlâ bugün açlıktan intihar eden insanlarımızdır. Çöplerden yiyecek toplayan insanlarımızdır. 28 Şubat’ın esas mağduru D-8’lerin aktif olmamasıyla, İslam Birliği kurulmadığı için Amerika işgalinde can veren iki milyon masum Iraklıdır. Arap Baharı ile talan edilen herkestir. Ülkesinden yaşayabileceği ülkeye kaçarken Bodrum kıyımıza vuran Aylan Bebek’tir. Erbakan’ın hedefi olan Adil Temellere Dayanan Yeni Bir Dünya’nın kurulmamasıyla; tüm insanlıktır.

Acınacak durum da şudur: 28 Şubat sebebiyle mikrofon uzatılmış bir mağdur; “28 Şubat mantalitesinin insanlarda bıraktığı travmayı da konuşmak lazım. Ciddi bir travma var” diyen kişi bile bir türlü bu darbenin niçin gerçekleştiğini söylemiyor. 28 Şubat’ın neden yapıldığını bilmemesine imkân olmayan biri. Yani bir tür tarihi olayda karartma yapıyor. Toplumun hafızasızlaştırılmasında bilerek ya da bilmeyerek rol oynuyor.

….

Kısaca; meselelere öyle bakılmaz!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Elif Örs - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?