Bilmek yetmez bulmak gerek

“Hayatında bir fidanın olgunlaşmasını izlememiş, bir kuzunun doğumuna şahit olmamış çocuklara Allah’ı anlatmaya çalışıyoruz.” Prof. Dr. Teoman Duralı’ya ait bir tespit bu. Ama’sı, fakat’ı, lamı cimi olmayan bir söz. Din eğitimcileri bu söz üzerine özellikle düşünmeli. Allah’ın varlığı kâğıt üzerinde ya da tahta başında öğretilmez. Gözle görülebilir olan -bakışa sığan- şeyleri ancak insan kâğıt üzerinde, laboratuarda ya da tahtada öğretebilir.

Bir şeyi öğrenmede bazı esasların olduğunu hiç göz ardı etmemek lazım. Öğretilebilirlik, öğrenilebilirlik ve öğretebilirlik gibi temel üç vasıf bir kavram, gerçeklik ya da hakikati kavratmanın temel vasıflarıdır. Allah’ın varlığı duyu organlarına konu olmaması hasebiyle kısmi öğretilebilirliğe sahiptir. Zira daha çok keşfe, bilmekten ziyada bulmaya dayalı bir hakikattir Allah’ın varlığı. İnsan zihni bilmediği bir şeyi bilgiye dönüştürmek gibi bir cehtle Allah’ın varlığına ulaşmak istese de ulaşamaz. Zira zihnin önünde de başta pozitivizm ve materyalizm olmak üzere türlü türlü engeller vardır.

İnsanın Allah’ı öğrenebilirliği fıtrat ve hilkatinde bidayetten beri var olan Yaratıcı, Mutlak Güç, Allah mefhumlarını uykudan uyandırmakla mümkündür. Bu bilgi de insanın kendi hakikatine rucu’ etmesiyle kazanılabilir. Bir başka husus ise “öğretebilirlik” esasıdır. Kendi içinde Allah’a ait bir mevcudu “vecd”le keşfetmiş olan biri bu sahip olduğu şeyi bir başkasına anlatamayabilir, hatta çoğunlukla anlatamaz. Dolayısıyla Allah’ın varlığını formüller, denklemler ve de matematiksel ve mantıksal birtakım önermelerle öğretmeye kalkmak karşıdaki kişiye kendi inanma ve ikna olma serüvenini anlatmaktan öteye geçmeyecektir. Asıl olan galiba muhatabın anlatıya muhatap olması değil anlama yaklaşıp anlamla buluşmasıdır. Bir de anlatıcının kendi anlatım acziyetini göz önünde bulundurursak durum iyice karmaşıklaşır.

Teslimiyet körü körüne inanmak ya da taklit etmek değildir. Bağlanılan ve de kabul edilen şeyin dile gelmezliği veya getirilemezliğidir. Bir fidanın olgunlaşması ya da bir kuzunun doğumunda mevcut vakanın görünür anlamının dışında sessiz ve fiili başka anlatılar vardır. Bu fiili ve sessiz anlatılar derinlikli duyuş ve bakış sahiplerine anlatamayacakları anlamlar bahşederler.

MASAYA YATIRMAK

Özellikle uzun süren çoklu toplantı ve açık oturumlarda çok geçen bir ifadedir “masaya yatırmak”. Masa bu yüzden çok geniş ve uzundur. Etrafında sıralanan kişilerin önünde dosyalar, klasörler ve laptoplar abartılı şekilde dikkat çeker. Yüzlerde “biz bu işin içinden nasıl çıkacağız” der gibi bir anlam vardır. Gerilim, toplantının ciddiyetini toparlamak içindir. Ne hikmetse masaya yatırılan meseleler bir türlü masadan kalkamaz. Mübarek sanki ameliyat masası. Ne zaman bir konuda “masaya yatırdık” ifadesini duysam içime kaygıyla karışık bir acı çöker: Ya masada kalırsa? Çocukluğumdan beri başkaları tarafından masaya yatırılan o kadar çok meselem vardı ki hiçbiri hayati tehlikeyi atlatamadı.

Bilmiyorum, acaba bu sebepten midir ben de yapamadığım, ertelediğim, aksattığım ya da ihmal ettiğim ödevlerime bir mazeret olur diye son zamanlarda hep masayı kullanmışımdır. Yeni gelen, kargo sıcaklığını üzerinden atamamış kitapları masama sıra sıra yatırırım. Okumadan evvel masaya yatırdıklarım bir tarafta, okuduktan sonra masaya yatırdıklarım diğer taraftadır. Okumadan evvel bir kitabı masaya yatırma sebebim, hayatın güncel akışına denk getirerek o taze güncelle birlikte kitabın okunma sırasını beklemek içindir. Bunu sonra daha geniş anlatırım. Ömrü kitaba yatırım yapmakla geçen birinden başka ne bekleyebilirsiniz ki? Okuduktan sonra masaya yatırdığım kitaplara gelince, her bir kitap için yazıya konu olacak ilk cümlenin gelmesini beklemektir. Şiirde ilham olur da nesirde olmaz mı? Kimi zaman ilham şiir perisi kılığında gelip nesir yazarının göğsüne yerleşir. Bir yandan da sıkı sıkı tembih eder: Geldiğimi sakın kimseye söyleme!

Demem o ki dostlarım, nezaket buyurup bana gönderdiğiniz kitap ve de dergileri masaya yatırdım. Çok yakında masadan kalkacaklar. Ardından “yoğun yazım ünitesi”ne alınacaklardır. İlgi ve alâkanız için teşekkür ederim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder

# İnsan

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yaşar Akgül - Güzeldi kardeşim..gönlüne sağlık selamlar...muhabbetler olsun...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 04 Mart 20:38


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?