Reklamı Kapat

Meşru Zeminde Mücadele: Toplumun Güvenini ve Sevgisini Kazanmak 

Türk siyasal hayatında Necmettin Erbakan ismi, onun siyasete kendi rengini verebilme başarısını göstermesinden ötürü, müstesna bir yere sahiptir. Esasında Türkiye’de çok partili yaşama geçildiğinden bu yana nice partiler kurulmuş, nice genel başkanlar var olmuştur.

Ancak her ne kadar her birinin kendine göre belirli kıymetleri de olsa, siyasete yön verebilme ya da siyaseti şekillendirme başarısını göstermek başka bir mana ifade etmektedir.

Ecevit, Baykal, Demirel, Türkeş, Çiller, Yılmaz, Özal, Bölükbaşı, Menderes, İnönü… Tüm bu liderlerin ortak özelliği; kitleleri belirli düzeyde ve belirli bir süre etkileyebilme başarısı göstermeleridir. Ancak bu isimlerin hiçbirisi kurulu düzenin değişimine dönük bir alternatif getirmemişlerdir. Adına uluslararası sistem diyerek “hüsnü-tabirleştirilmeye” çalışılan ırkçı emperyalist/Siyonist aklın belirlediği yörünge etrafında siyaset yapmayı tercih etmişlerdir.

Bu nedenledir ki, milliyetçi ya da muhafazakâr söylem kullanan partilerin dış politika hedefi ile sol söyleme sahip partilerin dış politika vizyonu aynı kapıya, AB/ ABD kapısına, çıkabilmektedir. Yaşadıkları ve yaşattıkları bu bilişsel uyumsuzluk karşısında bir sorgulamaya gidildiğinde ise iki tarafın savunması dahi birebir aynıdır. Ve cevap çok basittir: “Ne yapalım, dünyaya sırtımızı mı dönelim? Uluslararası sistem ile entegre olmak zorundayız!”

İşte Necmettin Erbakan, bu dile getirilen uluslararası sisteme entegre siyaset anlayışını tersyüz eden, bu anlayışa karşı kendi alternatif güzergâhını belirleyen ve bunu da belirli bir strateji dahilinde yürüten bir lider olduğu için Türk siyasal hayatına gerçek anlamda damga vurmuştur!

“Peki Türkiye’de mevcut sisteme karşı alternatif söylem geliştiren başka isimler ya da partiler yok mu” diye düşünüldüğünde marjinal sol partileri örnek gösterme yanlışına düşenler olmaktadır. Halbuki bu partiler başlangıcından itibaren içinde yaşadığı toplumun değerleriyle barışık olamayan, buna bağlı olarak kitleselleşmeyi başaramayan ve tutarsızlıklar içinde yaşamayı alışkanlık haline getirip hakikatin izini kaybeden yapılardır. Tek başarabildikleri; ideolojik aktarım yönleri kuvvetli olduğundan kapalı devre bir yöntemle dar bir çerçeveye hitap edebilmeleridir. 

Erbakan Hoca ise bir yandan kurulu sisteme karşı koyarak alternatif geliştiren ama aynı zamanda içinde yaşadığı toplumun güvenini ve sevgisini kazanan bir lider olmayı başarmış, kurduğu partileri de bu çerçeveye oturtmuştur.

Sisteme Rağmen Sistem İçinde Sisteme Karşı Mücadele

Bilindiği gibi sistem; birbirleriyle etkileşim ve iletişim halinde olan parçaların birleşimiyle ortaya çıkan bir bütünlüğü ifade etmektedir. Bu tanıma göre, mevcut siyasal sistemin sınırları içerisinde hareket eden bir parça, o sistemin bir bileşeni olmaktadır. Diğer bir ifadeyle bu parça, etkileşimiyle o sistemin yeniden-yeniden üretilmesini ve güncellenmesini sağlamaktadır. “Sistem içinde kalarak sistem ile mücadele” tespiti, önyargılı ve eleştirel bakış açısıyla değerlendirildiğinde “sistemin bir parçası” olma ile eşdeğer mana yüklenerek anlaşılmaktadır.

O nedenle sol kesimler başından beri Erbakan Hoca’yı ve Milli Görüş hareketini, diğer sağ ya da merkez partiler gibi, sistem partisi olmakla itham etmektedir. “Sistemin bir parçası olanlar sistemi değiştiremezler” mottosuyla bir tespit yapmaktadırlar.

Aslında bu konu siyasi parti mücadelesinin yaygınlaştığı 1950’li yıllardan itibaren İslam dünyasında var olan tartışmalarda da gündeme gelen bir bakış açısıdır. Demokratik sistem ile mücadele edilirken yine demokrasinin bir aracı olan siyasi partiler aracılığıyla “mücadele etmek” düşmana benzemek anlamı taşıyacağından daha başlangıçta kaybedilen bir savaş gibi görülmüştür. Bu bakış açısı, tedrici metot yerine devrimci metodu öngören bir niteliğe sahiptir. Zaten mezkur düşüncenin sol partiler ya da onlardan etkilenen marjinal yapılar nezdinde itibar görmesi de bu yüzdendir.

Ne var ki, bu bakış açısı herhangi bir derinliğe sahip olmayan, romantik ve bir o kadar da ütopik karakterdedir. Devrim yaparken kimin neye göre ve nasıl devrileceği konusu büyük bir belirsizliktir. Devrim macerasının, yönetimine talip olunan ülke insanının birbiriyle karşı karşıya gelmesine neden olması ve büyük bir çatışma halini doğurması işten bile değildir. Müslümanlık değerleri üzerinden düşünüldüğünde ise zaten kaosa ve fitneye neden olacak türden bir metodun uygulanması ve normal karşılanması mümkün değildir.

Siyasal süreçte Erbakan Hoca’nın tüm Müslümanlara örnek olacak şekilde ortaya koyduğu siyaset yapma tarzı, bu yüzden dikkatle takip edilmelidir. Zira onun bu siyaset tarzı, dünya genelinde birçok siyasi hareketin başaramadığı ve bu yüzden de ciddi problemlerle karşı karşıya kaldığı mücadele yöntemine yeni bir izahat getirmektedir. Elbette her ülkede hâkim konumdaki siyasal sistemin hazmetme kapasitesi ya da tolerans düzeyi eşit olmamaktadır. Ancak şartlar dahilinde çıkış yollarını bulma konusunda siyasetin işlevsel yönünden de istifade edilmesi bir zorunluluktur.   

Aslında, Erbakan Hoca’nın Gümüş Motor sürecinde ve Odalar Birliği mücadelesinde sistem ile kurduğu ilişki de benzeri bir nitelik arz etmektedir. Ancak bu yazı, Erbakan Hoca’nın siyasi yaşamına odaklandığından bunların detayına girilmeyecektir.

Türkiye’de ve dünyada hâkim (egemen) mevcut siyasi sistemin, 1969 yılında Bağımsızlar Hareketi’ni başlatan Erbakan Hoca tarafından doğrudan hedef tahtasına konulduğu bilinmektedir. Sistemin niteliğini ve eksiklerini faş eden ve sistemi açıkça sorgulamaya açan Erbakan Hoca, bu nedenle henüz siyasete girer girmez sistem tarafından “sakıncalı” konumuna getirilmiştir. Milli Nizam Partisi’nin kurulduktan kısa bir süre sonra kapatılması, bu konumlandırmanın dışa vurması olarak okunmalıdır. Sistem, fikirleri nedeniyle Erbakan Hoca’ya ve Milli Görüş’e karşı düşük tolerans göstereceğini daha yolun başında açıkça ortaya koymuştur.

Bu durumda Erbakan Hoca’nın ve dolayısıyla Milli Görüş camiasının önünde iki yol belirmiştir.

Bunlardan birincisi; siyasetin netice getirmeyeceği inancıyla illegal yola yönelmektir. “Biz tek başımıza gelecek kadar oy da alsak bunlar izin vermezler” şeklinde düşünmenin zihinlerde hâkim olmasıdır. Böyle olunca başka arayışlara kapı aralanacaktır. Ki, sistemin esas hedeflediği de bu sonuca ulaşmaktır. Zira meşru zeminden ayrılan bir rakip/muhalif, iktidar tarafından istenildiğinde kolaylıkla terörize edilebilecektir. Halbuki kural dışı mücadele etmek; kendi eliyle haklıyken haksız konuma düşmek demektir. Otorite sahiplerinin kural dışı olması da bir mazeret olamayacaktır.      

İkinci seçenek ise; “atı alan yolu da almadı ya” diyerek kalınan yerden yeni bir başlangıçla mücadeleye devam etmektir. Bu çok zahmetli bir yolculuktur belki ama meşru zeminde kalmak için de başka bir seçenek yoktur.

Erbakan Hoca, açıkça ikinci seçeneği tercih etmiştir. Sistemin tüm dışarıya çıkarma girişimlerine ve gayrimeşru alana çekme çabasına karşı meşru zeminde mücadele etme kararından hiçbir zaman taviz vermemiştir. 12 Eylül öncesi sağ-sol cinayetleri döneminde en hareketli tabana sahip liderlerden olduğu halde teşkilatlarını şiddetten uzak tutmayı başarmıştır. Aynı dönemlerde İslam dünyasında yaşanan gelişmelerle şekil alan radikal oluşumların tabana nüfuz etmesine engel olmuştur. 28 Şubat darbe sürecinde ve Refah Partisi’nin kapatılması sonrasında iç çatışmaya evirilmeye hazır kitleleri sakinleştirmeyi başarmıştır. Sistemin Milli Görüş’ü gayri meşru zemine yönlendirme çabalarının en görünür olanı; Milli Görüş partilerinin 3’ü Anayasa Mahkemesi kararıyla birisi de darbe nedeniyle olmak üzere 4 partisinin kapatılması gelişmeleridir. Bir siyasi partinin birden fazla kere kapatmaya maruz kalması esasında motivasyonu ve özgüveni kaybettirecek bir unsurdur. Ancak Erbakan Hoca kendi toplumsal tabanını, bu kapatmaların ve engellemelerin mücadele sürecinde yaşanabilecek normal gelişmeler olduğuna ve kendilerini esir almasına müsaade edilmemesi gerektiğine büyük ölçüde ikna etmeyi başarmıştır. Uyuşturucu kaçakçılığından PKK’yı desteklemeye kadar nice iftiraların dile getirilmesine karşın toplumda karşılık bulmaması bu ikna sürecini yönetebilme başarısındandır. Sisteme rağmen sistem içinde kalarak sistem ile mücadele etme çabasına geniş taban tarafından da riayet edilmesi hiç kuşkusuz gerçek anlamda bir liderlik başarısıdır.

Erbakan’ın Kritik Anlarda Verdiği Kritik Kararlar

Alternatif bir düzen arayışında olan Milli Görüş Hareketi’nin sistem tarafından terörize edilememesi ya da saha dışına çıkarılamaması yalnızca savunma stratejileriyle açıklanamayacaktır. Bunun aynı zamanda birtakım somut adımlarla da desteklenmeye ihtiyacı bulunmaktadır. Bu anlamda tarihsel süreç içerisinde Erbakan Hoca’nın bazı kritik anlarda kritik kararlar aldığını aşağıdaki örneklerle özellikle hatırlatmak gerekmektedir.

Hatırlanacağı gibi, 1973 seçimlerinde kritik oranda oy alan MSP’nin CHP ile koalisyon kurması esasında beklenen bir durum değildi. Ancak Erbakan Hoca, özellikle tabanın tüm endişelerine rağmen CHP ile hükümet kurmayı tercih etti. Kıbrıs Barış Harekâtı gibi büyük bir özgüvenle bahsedilen icraatların sergilendiği bu koalisyon aynı zamanda Milli Görüş’ün iktidar gücüyle tüm yurt sathına yayılmasını, MNP’nin kapatılmasından kaynaklı var olan endişelerin azalmasını, sistemin Milli Görüş’ü ve temsil ettiği kitlenin meşruiyetini kabullenmesini beraberinde getirdi. Bu koalisyonun akabinde ise kısa bir süre sonra masonluk tartışmalarıyla öne çıkan S.Demirel başta olmak üzere milliyetçi-muhafazakâr sağ siyaset ile Milliyetçi Cephe hükümetleri kuruldu.

Bugün bu iki farklı koalisyonun içinde yer almak normal karşılanabilir, ancak o tarihlerde menfaat için ilkelerin gözden çıkarıldığı yönünde Erbakan Hoca’ya karşı yürütülen tezviratları unutmamak gerekmektedir. Yine 1991 yılında Türkeş’in MÇP’si ile bir araya gelmek ya da 1996 yılında Çiller ile hükümet kurmak da benzeri bir mantaliteye sahiptir. Tarihsel süreç içerisinde Erbakan Hoca’nın tercihlerine bakıldığında; onun Meclis’e girme, iktidara gelme veya diğer bir ifadeyle icraat yapabilme imkânı bulduğu anda bu imkândan yararlanmak için her ihtimali masaya yatırmaktan çekinmediğini söylemek mümkündür.

Sonuç itibarıyla, siyasal mücadelenin de bir yansıması olarak, Türk siyasal hayatında sistem partileri denilen partilerin her birisiyle birlikte bir süreç yürütüldüğü görülmektedir. Siyasal sistem varlığını sağda ya da solda konumlanan elitler aracılığıyla devam ettirirken Erbakan Hoca, iki tarafı da siyaseten her daim karşısına almış ama yeri geldiğinde yanına da almıştır. Siyasi sürece yön vermek için siyasal varlığı devam ettirmek gerekmektedir. Siyasal varlık ise güçlü bir ideolojik kimlik ve yaygın toplumsal destek ile devam edebilir.   

Sonuç olarak Erbakan Hoca, Türk siyasal hayatına damga vuran mücadelesinde saha dışına itme girişimlerini boşa çıkartan ama aynı zamanda da sisteme karşı alternatif öneriler getirerek siyaseten çıkış yolu ortaya koyan bir liderdir. 52. yılına giren Milli Görüş hareketinin tüm engellemelere ve yasaklamalara rağmen varlığını sürdürebilmesi ve belirli ölçülerde halen toplumsal desteğini sürdürebilmesi Erbakan Hoca’nın kritik zamanlarda aldığı kararlar ile doğrudan bağlantılı görülmektedir. Zira bu kararlar Milli Görüş partilerinin sürekli olarak gündemde kalmasına neden olacak stratejik hamleler olarak belirmektedir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Gündoğmuş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?