Reklamı Kapat

Bir Whatsapp hikâyesi

Belli yakınlıkta kişilerden oluşan bir WhatsApp grubundayım. Buraya nasıl dâhil olduğumu bilemiyorum. Ya birisi çekip içeri aldı beni ya da iteklenmiş olmalıyım. Kapıyı çalarak girdiğimi sanmıyorum. Tanımadığı ortama yeni dâhil olmuş kişilerin mahcubiyet ve acemiliğiyle uzun süre sessizliğimle baş başa kaldım. Bekle ki konuşma sırası sana gelsin. Olup biteni anlamaya çalışıyordum sürekli. Grupta iki üç kişi ayağına topu geçirip de kimseye pas vermeyen futbolcu gibi sözü hiç bırakmıyordu. Uzun uzun paragraflar, emojiler arasında cümlenin biri bitmeden bir diğeri başlıyordu. Bir ara dayanamayıp parmaklarımı klavyeye daldırdım. İçimde biriken cümleyi kaşla göz arasında yazdığımın bile farkında değilim. Meğer şöyle bir sitemli cümle yazmışım: “Abiler kaç saattir burada öyle bekleyip duruyoruz, biz WhatsApp’ın sapı mıyız yoksa?”

Anında grubun yöneticisi olduğunu sonradan fark ettiğim zat beni uyarıverdi: “Lütfen kişisel tartışmaları buraya taşımayalım, bu tarz tartışmalarınızı özelde yapınız!” Hiçbir şey anlamamıştım bu ikazdan. İyi de tartışan ben değilim ki? Ben maça bile dâhil değilim. Kale arkasında top toplayıcısı gibiyim. Üç kişi arasındaki tartışma bütün hararetiyle sürüyordu. Biri kime söylediği pek belli olmayacak biçimde şu cümleleri art arda fırına sürdü: “Biz kimin ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Kafasını kuma sokanlar boşuna saklanmaya çalışmasın. 28 Şubat’ta da biz tek başınaydık 12 Mart’ta da. Demirden korksak trene binmezdik. Trenden korksaydık istasyona gelmezdik. İstasyondan korksaydık yola koyulmazdık. Burada hepimiz kardeşiz, ama bazılarının kimin oyuncağı, kimin işbirlikçisi olduğunu gayet iyi biliyoruz. Onlar kalbi mühürlenenler grubundandır.”

İçine düştüğüm WhatsApp grubundan kendimi kurtarabilmek için çareler aramaya başladım. Acaba tuvalet camından tüyebilir miyim, balkondan bahçeye, oradan ağaçların arasından koşarak uzaklaşabilir miyim diye planlar yapsam da nafileydi. Kalabalığı yara yara iki adım bile atacak hali yoktu kimsenin. İçerisi hıncahınç doluydu. Bir de bize WhatsApp’ın bir mahalle olduğunu söylüyorlardı, hâlbuki o 28. kattan 5. kattaki ile konuşmaya çalışan insanların bulunduğu bir siteden başka bir şey değildi. Nasıl iletişime kapalı evlerde oturuyorsak, evleşememiş iletişimlerde bulunuyoruz.

WhatsApp ortamları dört tarafı boşluk, çatısı ve zemini olmayan bir oda gibi. Konuşmalar bile yaslanacak bir yer, sabitlenecek bir nokta bulamıyorlar. Bu mecralarda çok konuşan insanların ortak karakteri -istisnaları müstesna oldukları için parantezin içerisine alalım- fevri çıkışlar, mantıksal kopukluklar ve fantastik uçuşlardır. Sanki buralarda söylenen sözün mesuliyet gerektiren bir tarafı yokmuş gibi. Bir adamın kafasına taş atıp yaralamakla, bir insanın kafasına taş atıp yaralamanın faziletlerini anlatmak arasında ne kadar fark varsa reel ile sanal mecralar arasındaki fark o kadardır.

Aramızda kalsın, WhatsApp grubu kendi aralarında iyice anlaşmazlığa düşüp iki parçaya ayrılınca ben de o kargaşadan istifade edip WhatsApp’ın yangın merdivenlerinden kaçıp kurtuldum.

28 ŞUBAT ISIRIĞI

Sokrates öncesi yaşamış Efesli filozof Heraklitos evrende ve hayattaki değişime vurgu yapmak için, “Bir nehirde iki kere yıkanılmaz” demişti. Bir dakika öncesi ile sonrası arasında mecburi değişime baktığımızda pek de yabana atılabilecek bir söz değil bu.

Peygamberimiz ise, “Mümin bir delikten iki kere ısırılmaz” diyerek durumlar ve olayların kişiyi tecrübevi anlamda olumlu biçimde değiştirdiğine işaret etmiştir. Yani durumlar ve olaylar iki kez mümin kişinin aleyhine cereyan etmemeli telkini vardır bu hadiste. İnanmış insanın basiret ve feraseti de diyebilirsiniz.

28 Şubat yapılış biçimi ve sahneye sürülüş tarzıyla diğer darbelerden farklı bir darbe idi. Bu yüzden “postmodern darbe” olarak toplumsal dilin hafızasına yerleşti. 28 Şubat darbecileri hem kendilerine moral takviyesi yapmak hem de muarızlarının ümidini sıfırlayıp morallerini bozmak için “1000 yıl sürecek darbe” demekten çekinmemişlerdir. Hâlbuki kışladaki hesap çarşıya uymayabilirdi. Ayrıca hayatın akışına da ters bir şeydi bu. Köprünün altından geçen sular yine köprünün altından geçen yörüngesiz tankları kendi şeridine doğru sürükleyebilirdi. Nitekim 15 Temmuz tarihi, köprüdeki yörüngesiz tankların köprüye yürüyen insan seli karşısında nasıl çivilenip kaldığının en büyük şahididir.

Hayat tezgâhları bozar. Değişim statükocu kafaları gafil avlar. İnanmış insanın dikkat ve tecrübesi aynı tuzağa iki kere düşmekten de aynı delikten iki kere ısırılmaktan da kişiyi koruyup emin kılar. Kötülüğün nereden geleceği, ihanet ve kalleşliğin nasıl ve ne şekilde gelip yayılmacılık göstereceğinin de farkındadır inanmış insan. Teyakkuz, bir kere ısırılanın bir daha ısırılmama uyanıklığıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yaşar Akgül - Hay ağzına sağlık kardeşim..selamlar olsun...

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 02 Mart 15:26


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?