Reklamı Kapat

Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’mızın manevi misyonu

PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN HOCA’MIZIN MANEVİ MİSYONU

Maneviyat; tam ve kâmil bir Allah inancı ve şeksiz şüphesiz bir ahiret inancıyla birlikte, hesap şuurunun dünya hayatındaki fert, cemaat ve toplum bazındaki davranışlarımızın tümüne yansımasıdır. Erbakan Hoca’mızın Cumhuriyet’in doğuşu ile doğduğunu, çocukluk ve gençliğinde çok özel olarak maneviyat erleri tarafından eğitildiğini ve yetiştirildiğini biliyoruz.

Bu bağlamda, 1951 yılında Kur’an âşığı Erbakan Hoca’mızın, farz ve sünnet ibadetleri titiz bir şekilde eda etmenin yanında, maddi ve manevi ilimleri tamamlamış olduğunu gören üstadı Abdülaziz Bekkine Hazretleri’nin davetiyle1  ve Afyonlu Yörükzade Ahmet Fevzi Efendi’nin katılımıyla İstanbul’da bir hafta süren yoğun müzakereler ve manevi işaretler neticesinde Almanya’ya gönderilmesine müsaade çıkmıştı.2 Bu müzakerelerde Abdülaziz Bekkine Hazretleri “Avrupa’yı ve dünyayı tanıyan, dil bilen, yetenekli fertlere de ihtiyacımız var göndermeliyiz” sözleri üzerine, “Bunları Avrupa’ya göndermeyelim, bozulabilirler, oradaki ahlaksızlık ifsat edicidir, gönderirsek bozulabilir” diye itiraz eden Afyonlu Yörükzade Ahmet Efendi’nin bir hafta boyunca devam eden müzakereler neticesinde ikna olması sonucunda Erbakan Hoca, Muhammed Hamidullah ile birlikte İstanbul’dan gemiye binerek, Fransa üzerinden Almanya’ya ulaşmıştır. Erbakan Hoca’mız bu toplantı ile ilgili, “Türkiye’miz bugün ayakta ise ve bugün vatanını milletini seven, Allah’tan korkan bir nesil var ise bu hoca efendilerin sayesindedir.” “Bu toplantıdan bize izin çıkmasaydı biz Avrupa’ya gidemezdik.” demiştir.3 

mehmetzahidkotkuefendi’ye: “efendim siyasete inelim mi?”

Hoca’mız, bu hareketin manevi misyonunun başlamasını bizzat kendi şöyle anlatıyor:

“Bu hareket (Millî Görüş Hareketi) Hasip Efendi’nin duası ile başladı, Abdülaziz Efendi’nin gayretleri ile gelişti. Siyaset sahnesine başlaması ise şöyle oldu: 1969 yılında Mehmet ZahidKotku Efendi’ye: “Efendim siyasete inelim mi?” diye sorduk. Şöyle bir baktı ki, bu bakışa beş cilt kitap yazılırdı. Daha sonra şöyle dedi: “Aslında biraz daha vakit var ama fazla bekletip ümmetin vebalini de alamayız, varın başlayın.”4

Erbakan Hoca’mız Avrupa’ya gittikten sonra “ibadetlerinde ve davranışlarında hiçbir bozulma olmadığı gibi Avrupa’nın o zamanki en yüksek teknolojisini de öğrenerek siyasi, soysal, ahlaki durumlarını” sürekli irtibatta olduğu hocası Abdülaziz Bekkine’ye 24.04.1952 tarihinde 22 sayfalık bir mektupla bildirmiş, bu mektup Erbakan Hoca’mızın manevi misyonunu ortaya koyması bakımından çok önemli bir belge olarak ortaya çıkmıştır.5

Rahmetli Aytunç Altındal Bey, 18 Kasım 2013 tarihli ESAM’da kendisinden dinlediğimiz konferansında;6 Almanya’da bulunan bir “scientology” kilisesinin daveti üzerine kiliseye gittiklerinde, kendilerini ellerinde Türk bayrakları bulunan bin civarında Alman’ın karşıladığını, Erbakan Hoca’nın kilisede iki rekât namaz kıldıktan sonra o bin kişiye İslam’ı anlattığını söylemiş, ayrıca çeşitli dönemlerde Erbakan’ın davetiyle en az iki yüz civarında insanın İslam ile müşerref olduğunu bildiğini ve ESAM’ın bunu araştırması gerektiğini söylemiştir.

Buna istinaden Erbakan Hoca’mızın hocasına yazmış olduğu bahsi geçen 22 sayfalık mektubunda, Dr. Müller denilen zengin bir milyarderin, “Batı âlemi olarak Suudi Arabistan petrollerini nasıl sömüreceklerini” anlattığı bir konferanstan sonra, Dr. Müller’e konferansta İslam hakkındaki yanlış ifadeleri anlatması üzerine Dr. Müller’in “Ben bunları biliyorum ancak böyle konuşmak zorundayım.” demesinden sonra bu konuşmadan etkilenen bir Alman arkadaşının tüm akademisyen arkadaşlarını toplayarak Erbakan Hoca’mızla İslam hakkında münazara ettiklerini anlatmaktadır. Bu münazarada Hoca’mız üstlenmiş olduğu manevi misyonunu o zaman da orada bulunanlara İslam’ı tebliğ etmek suretiyle yerine getirmiş ve onların İslam hakkında kulaktan dolma yanlış bilgilerine karşı nasıl cevap verdiğini ve onların İslam’a nasıl ısındıklarını şöyle yazıyordu.

“Hazreti İsa (as) da bir peygamberdir. O bizzat yukarıda anlattığım esaslara inanıyordu. Haşa Allah’ın oğlu olmaz. Zira böyle bir şey olsaydı; Allah’ın oğlunun da her türlü hatadan münezzeh olması ve tamamen Allah’ın sıfatlarına aynen sahip olması yani aynı anda birkaç Allah olması (haşa) icap ederdi. Halbuki insanlık heyet-i umumiyesi itibarıyla binlerce yıldan beri bu saçma fikri yani Allah’ın birkaç tane olması fikrini artık aşmıştır. Onun için Hazreti İsa’ya Allah’ın oğlu veya Allah’ın kendisiydi demek en büyük bir günahtır. Ve Allah’a hakarettir (haşa) bu yüzden her kim ki (yukarıda belirttiğim şekilde) Allah’a ve peygambere ait ana itikada muhalif itikat taşır ise o istediği kadar kendisini avundursun, cennet yüzü göremez. Meğer ki umulmayan bir affa uğramaya...

Bunlara, bendeniz önce Allah’ın birliğine münezzehliğine peygamberlere iman şarttır deyince, ‘Acaba aynı zamanda hem İslam hem Hristiyan olmak mümkün mü, değil mi?’ diye sordular. Ve aynı zamanda ihtiyaten İslam olmaya niyetlendiler.”7

şeklinde yazarak mektubunda ortaya koymuştur.

MANEVİ KALKINMA OLMADAN   MADDİ KALKINMA OLMAZ

Erbakan Hoca’mız İslam tarihinin geçirdiği üç büyük krizden üçüncüsünün ilk iki krizden çok farklı ve derin olduğunu, manevi çöküşün çok büyük olması nedeniyle manevi kalkınma olmadan maddi kalkınma olamayacağını tespit ve beyanla; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 23.11.1978 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda 4. beş yıllık kalkınma planına koydurttuğu “Manevi Kalkınma Planı” üzerinde yaptığı konuşma tarih içindeki manevi misyonunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.8

Bendeniz, Rahmetli Erbakan Hoca’mızın daveti üzerine 1987 yılının sonunda, Ankara’da Medine İslam Üniversitesi mezunu arkadaşımızla on gün boyunca yapmış olduğumuz ilk kampta “Usul-u Cihad” ve “Usul-u Nizam”  ilimlerini Hoca’mızdan müzakereli bir şekilde dinlemiştik. Vefatına kadar da bizzat kendi talimatları doğrultusunda Millî Görüş camiasının çeşitli kademelerindeki mensuplarına anlatmak nasip oldu.

Anadolu’da bin yıl fert, cemaat ve düzen olarak uygulanmış olan dinimiz İslam’ın, Osmanlı’nın yıkılışı ile birlikte unutulmaya yüz tutan cihat farzını, bütün yönleri ile bir müceddid gibi yeniden ortaya koymuş ve izah ederek kuvveden fiile çıkarmıştır.

Yaşanabilir bir Türkiye, yeniden büyük Türkİye

Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’mızın kurduğu ve elli yıldan fazla bizzat idare ettiği ‘ Milli Görüş Hareketi’ bazılarının zannettiği gibi asla reaksiyoner bir hareket olmamış, aksine maddi ve manevi alanda çözümün ne olduğunu somut projeler ile gösteren aksiyoner bir hareket olmuştur. İslam ümmetini, manevi ve maddi misyonuyla yenilmişlik psikolojisinden kurtararak; Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve İslam Birliği’nin kurulduğu yeni bir dünya vizyonunu ortaya koymuştur.

Refah Partisi’nin kapatılması üzerine Erbakan Hoca’mızın, “Bu alınmış olan karar, tarihin akışı içerisinde basit bir noktadır. Böyle bir kararın yürürlüğe girmesiyle Türkiye’de halkımızın muazzam bir bölümünün partisi olan Refah Partisi ve onun davası bu kararlardan zerre kadar etkilenmez. Daha önce de ifade etmiştim, bu kabil kararlardan bir tek sonuç çıkar; o da Refah inancının tek başına iktidarıdır. Bu olayın arkasından Refah Partisi davasının çok daha büyüyüp gelişeceği kesinlikle açıktır. Milletimize saadetler diliyorum.” şeklindeki ifadeleri, Milli Nizam, Milli Selamet, Refah ve Fazilet partilerinin kapatılmasına rağmen yeni partileri ısrarla açması Manevi Misyonu’nu aynı azim ve kararlılıkla devam ettireceğinin açık bir göstergesidir.10

Erbakan Hoca, ömrü boyunca Millî Görüş’ün kimyası olarak tanımladığı üç temel esas olan; Hakkı üstün tutmak, nefsi terbiye etmek ve maneviyatçı olmayı hem yaşamış hem de öğretmiştir. Doğrunun yanlıştan ayırt edilmesine vesile olacak olan “hidayeti”, doğruyu seçebilecek bir “feraseti” ve kınayıcıların kınamasından korkmadan onu aşkla ve azimle uygulayacak bir “dirayet”i ise Milli Görüş’ün fiziği olarak tanımlamıştır. Millî Görüş’ün kimyası ve fiziğini kavramak; “Önce ahlak ve maneviyat” bayrağını en önde taşımayı, en zor zamanda bile cihad aşkıyla “Tekeden süt çıkarmayı” ve “Bütün insanlara faydalı olmayı” yaparak öğrenmektir.11

Hoca’mıza göre insanlığın dünya görüşleri ikiye ayrılır. Hakkı üstün tutan dünya görüşü ve kuvveti üstün tutan dünya görüşü. Hakkı üstün tutan dünya görüşü İslam’dır.12 Kuvveti üstün tutan dünya görüşünün temsilcisi ise emperyalizm ve Siyonizm’dir.13

Erbakan Hoca’mıza göre hak anlayışı; ‘doğru hak anlayışı’ ve ‘batıl hak anlayışı’ olarak ikiye ayrılır. Doğru hak anlayışında “Allah beni görüyor”, “melekler yazıyor”, “ahirette hesap var”, “hiçbir canlıya haksızlık yapmayayım” şuuru vardır. “Her hak sahibine hakkını vereyim anlayışı esastır.” Batıl hak anlayışında ise Allah ve ahiret inancı hesaba katılmadan; kuvvet, çoğunluk, imtiyaz ve menfaat hak sebebi olarak zannedilir. Bunun sonunda da zulüm ve firavunluk doğar. Doğru hak anlayışında haklar dört sebeple oluşur. Bunlar; doğuştan Allah’ın insanlara verdiği doğal haklar, anlaşmalardan doğan haklar, adalet gereği doğan haklar ve emek karşılığı doğan haklar olarak ortaya çıkar.14

ERBAKAN HOCA; İSTİKAMETİ ISLAH VE İFSAD OLARAK İKİYE AYIR

Erbakan Hoca; istikameti ıslah ve ifsad olarak ikiye ayırır. Islah yolunun esaslarını çok ayrıntılı bir şekilde öğretir. Ona göre ıslah yolu, şu üç esasa uymakla olur; insanlık, İslamsız asla saadet bulamaz, şuurlu Müslüman olunmadan kurtuluş yoluna girilemez, cihat etmeden de asla kurtuluşa erilemez. İfsad yolu ise öncelikle fikir kirlenmesinin yaygınlaştırılması, toplumun terör ve kargaşaya itilmesi, mazlum ülkelerin yer altı ve yer üstü kaynaklarının sömürülmesi ve işbirlikçi yönetimleri iş başına getirmek yoluyla da sömürülerinin devam ettirilmesi ile olur. 

Erbakan Hoca’mıza göre toplumun düzeltilmesi ve bozulmasının önlenmesi ancak cihad ibadetini eda ederek olur. Cihadı ise şöyle tanımlar; “Kur’an nizamını kurmak ve yürütmek için bütün gücümüzle hep beraber ve teşkilatlı bir şekilde çalışma mecburiyetini üzerimize yükleyen farz”dır.

Bu anlamda hemen 1980 ihtilalinden sonra Milli Selamet Partisi’nin kapatma davasında; savcının esas hakkında verdiği mütalaasında; (20 Ağustos 1982 günü yapılan yargılamada) Erbakan Hoca ve arkadaşlarının yüklendiği manevi misyon ile ilgili şu ifadeler yer almıştır:

“İslami bir tabir olan cihad sözcüğü iddianamede açıklandığı gibi kısaca hakkın hakimiyeti, İslam’ın hakimiyeti için yapılan mücadele demektir. İslam’ı hâkim kılmanın yolu cihaddır. İslami kurallara göre cihad etmek, namaz kılmak, oruç tutmak gibi zorunlu bir akidedir. Bunun için yeri geldiğinde can ve mal feda edilmelidir. Cihadın yolu yapılan açıklamalar doğrultusunda öz bir deyimle Hakk’ın tebliğidir. İslam’ın tebliğidir. Yani İslam’ı insanlığa anlatmaktır. ... Hakkı tebliğ, yani davayı anlatmak, tatlı dil ve güler yüzle yapılmalıdır. Bunun için ferde düşen görev, davayı anlatma sahası, ilk planda ailesi ve çevresidir. Allah nizamını insanlığa anlatmanın, yani tebliğ hareketinin özel adı “İla-i Kelimetullahtır”. Hakkın tebliği yani İslami tebliğ görevini kim ve nasıl yapacaktır? Şüphesiz bunun için bir teşkilat gereklidir. İşte bu tebliğ görevini, İslam nizamını halka anlatmak görevini, Milli Selamet Partisi yöneticileri olan sanıklar üstlenmiştir.”15

Erbakan Hoca’mız; bütün bunların Kur’an-ı Kerim’de bulunan ve beş yüzün üzerinde zikredilip emrolunan cihat farzının edasının farzlarını ifa ederek olabileceğine bütün gönlü ile inanmış ve bunu yaşayışı ile de ortaya koymuştur.

Cihat ibadetini anlattığı her seminerinden önce, Müslüman’ı ve Müslümanların yakalandıkları hastalıkları şöylece sıralardı: “Müslüman ‘aklına uyanı, hoşuna gideni, canının çektiğini ve nefsinin arzularını yapan adam değildir.” Müslüman’ı; “aklına uysa da, uymasa da, hoşuna gitse de, gitmese de, canı ve nefsi arzu etse de, etmese de Allah ve Resulü’nün emirlerine kesin olarak teslim olmuş kimsedir” diye tarif ederdi. 

Bugün Moğolların Bağdat’ı istilası ve Haçlıların Kudüs’ü işgalinden sonra Müslümanların yaşamış olduğu üçüncü ve derin krizde yakalandıkları hastalıkları ise “Dinsizlik hastalığı, (İslam âleminde çok az olmakla birlikte etkisi asit gibi çoktur derdi), adı Müslüman hastalığı (Müslümanım deyince İslam’ın yüklediği görev ve mükellefiyetleri yapması gerekmediğini düşünen, toplumun yarısını teşkil eden), şuursuzluk hastalığı (namazı, orucu, haccı eda ettiği halde, bu ibadetlerin İslam nizamını kurmanın temel taşları olduğu şuuruna varmayan Müslüman), cihadsızlık hastalığı (bunun da cihadı terk eden Müslüman cemaatler olduğunu söylerdi), cihadı konuşuyor fakat yapmıyor hastalığı (Ben de Milli Görüşçüyüm deyip cihad etmeyenler için söylerdi) olarak tanımlamıştır.

CİHADIN ALTI ÖZELLİĞİ VARDIR

Bütün bu hastalıkların çözümünü Kur’an-ı Kerim’i ve sünnet-i seniyyeye sarılmak olarak gösterir, ardından Kur’an-ı Kerim’in ana konularını beş ana bölüme ayırarak şöyle anlatırdı: “Kur’an’da bütün ilimlerin temel esasları, kâinatın yaratılış sırları, dünya saadetinin esasları, ahiret saadetinin esasları ile dünya ve ahiret saadetine bizi ulaştıran cihad farzının esasları vardır”.

Buna göre cihadın altı özelliği vardır: “Kur’an’da en fazla sayıda emredilen, zamanla sınırlı olmayıp her zaman yapılması, takatinin sonuna kadar yapılması, imandan sonra ilk olarak eda edilmesi, tek başına değil hep beraber yapılması  sonra gereken ve en büyük sevapları kazandıran fazdır”. 

Bu cihadı eda etmek için sabır, sebat, azim, sadakat ve salih amel ile kuşatılmış güçlü bir imana ihtiyaç vardır. Güçlü bir imanın ardından, cihadın edasının farzları için; “Doğru bilgiye sahip olunan bir ilim, Allah rızasını gözeten bir ihlas, hiç kimsenin hukukuna tecavüz etmeyen bir ittika, tefrikayı ve ayrı baş çekmeyi yasaklayan bir ittifak, en güzel davranışları ve nezaketi ortaya koyan bir ahlak, görevini dikkat ve itina ile yapan bir ihsan, çalışmalarını istişare ile yapan bir teşkilat, Allah’a ve Resülü’ne itaat eden emir sahibine yapılacak olan itaat, davaya, teşkilata ve emir sahiplerine bağlı bir sadakat, önce kendi ayıp ve kusurlarını tedavi eden bir nefis terbiyesi ve on ikinci madde olarak da kendi malından davaya ve ihtiyaç sahiplerine yapacağı bir infak” gereklidir. 

Bütün bunları, fert, cemaat ve düzen bazında, uygulayabilmek; Erbakan Hoca’ya göre, ifrat ve tefrite gitmeden orta yolu takip ederek mümkün olur. İfrat; “dinde olmayanı daha iyisini yapacağım zannı ile dine ekleyerek aşırı gitmektir”, tefrit ise; “tedbir alacağım veya ileride yapacağım veya bir menfaat karşılığında Allah ve Resulü’nün emirlerini erteleyerek uygulamamaktır.” İfrattan radikalizm, tefritten liberalizm doğar. Müslümanlık, bu ikisinin arasında orta yoldur. Ehl-i sünnet sağa ve sola sapanları orta yola getirmektir.16

Müslüman kimliğinden daha üstün bir kimlik yoktur

Erbakan Hoca’mıza göre; Müslüman kimliğinden daha üstün bir kimlik yoktur. Müslümanın ırkı, dili, mezhebi, partisi, cemaati ve bölgesi farklı olabilir. Fakat bunun İslam kardeşliğine aykırı olmaması şarttır.

Erbakan Hoca, ümmeti şöyle tarif ederdi: “Ümmet (ümm.) kökünden gelir, “iştikak manasında disiplin vardır”, esas tarifi ise “Kur’an nizamını kurmak ve yürütmek için bir araya gelen manevi disiplinli, teşkilatlanmış ve görev taksimatını yapmış topluluğa denir.” Bu topluluğa her Müslüman’ın katılması Müslüman oluşunun gereğidir.”  Tarikat ise şeriatı titizlikle tatbike mahsus İslam yoludur. Şeriata aykırı tarikat olmaz.

Erbakan Hocam; İslam ümmetine dair üç önemli durum tespit etmiştir. Bunlar; “1. Müslüman ülkeler arasında yaşanacak çatışma ve harplerin önlenmesi, 2. İslam âleminin dağınıklığının ortadan kaldırılarak İslam Birliği’nin kurulması, 3. Siyonizm’in ve emperyalizmin İslam aleyhindeki planlarının önlenmesi”dir. Siyonizm batılı, İslam ise hakkı temsil etmektedir.17

“‘Hayat, iman ve cihattır.’ düsturuyla yaşayarak; öldükten sonra nasıl anılmak istersiniz?” sorusuna ise; “Malıyla ve canıyla cihad eden bir mü’min olarak anılmak isterim.” diye karşılık vermesi Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN Hoca’mızın manevi misyonunu net olarak ortaya koymaktadır. Allah rahmet eylesin.

DİPNOTLAR:

  1.          Abdülaziz BekkineHz’nin Erbakan Hoca’nın kaleme aldığı Yörükzade Efendi’ye yazılan mektup.

  2.          Ekrem ZahidBoyraz “Necmettin Erbakan’ın Eğitim Anlayışı”, Akademisyen Kitabevi, 2019, s. 229

  3.          Hasan Hilmi Özdemir “Bir Allah Dostu”, Afyon Belediyesi Kültür Yayını, 2013, s. 82-83

  4.          Boyraz, a.g.e., s. 255

  5.          Özdemir, a.g.e., s. 85

  6.          https://www.youtube.com/watch?v=-tCI6BGcYtA&feature=emb_logo

  7.          Boyraz, a.g.e. s. 255

  8.          TBMM Tutanak Dergisi, (7), 23.11.1978, s. 312-353

  9.          Usul-u Cihad; İslam’daki Cihad ibadetinin esasları, Usul-u Nizam; İslam Düzeninin Esasları

10.          Refah Partisi kapatılma konuşması, 16 Ocak 1998, https://www.youtube.com/watch?v=lqCGnSxB0yM

11.          Niçin Millî Görüş, Saadet Partisi Seçim Yerel Seçim Beyannamesi, 2004

12.          Prof. Dr. Necmettin Erbakan, ‘Davam’ Millî Gazete Ankara Kitap Kulübü, 2011, s. 19

13.          Gizli Dünya Devleti, Millî Gazete Yayınları, 2012, s. 22

14.          Yeni Bir Dünya ve Adil Düzen, MGV Yayınları, 2016, s. 30-32

15.          Recai Kutan, Kirazlıdere Tutukevi Penceresinden 12 Eylül, Keşif Yayınları, 2001, Arka Kapak Yazısı.

16.          Muhittin H. Yıldırım, “Muhtasar Cihat İlmihali”, 4. Baskı, Ravza Yayınları, 2021.

17.          Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN, 1990 Körfez Krizi Mekke Konferansı https://www.youtu

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhittin Hamdi Yıldırım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?