Reklamı Kapat

ERBAKAN

1969 yılı, siyaset meydanında, siyasetin en az yüz yıllık yönünün, rotasının Batı’ya kul olmak üzere kurulan kölelik sisteminin yönünün kıbleye doğru dönmesi hareketinin başlangıcıdır. Yani miladıdır.

 Bir zamanların solcu Ecevit’ine sosyalistler suflörlük yaparken, 1973 yılında Ecevit’le Erbakan birlikte hükümeti kurduklarından üç ay sonra Ecevit, Meclis kürsüsünden o ünlü kararını zapta geçiriyor ve “Tarihi yanılgıya son” diyor.

1999 Ekim’inde faili meçhul bir bombayla öldürülen Ahmet Taner Kışlalı’nın cenazesi kaldırılırken tüm solcular koro halinde “Başbuğ Ecevit” diye bağırdılar.

Düne kadar kulağını sosyalist yazarlara çeviren, ezanı asli haliyle okutmaya başlayan, Kur’an kurslarının açılmasını ve imam-hatip okullarının açılmasının önünü açan, Başbakan Adnan Menderes’in yakasına yapışan genç adam, Sayın Deniz Baykal, “Tarihi yanılgıya son” verildikten sonra CHP başkanı iken Şeyh Edebali’lerin, Hacıbektaş-ı Veli’lerin, Yunus’ların yolunu izleyeceğini halka deklare etti.

Sayın Necmettin Erbakan, siyasete atılmadan önce il ve ilçelerimizde iki belediye başkanı adayı olurdu. Genellikle biri sağcı sarhoş, öbürü solcu sarhoş olurdu. Şimdilerde bütün partiler, şehrin en dindar ve en çalışkan insanını aday göstermeye başladı. 1957’den 1969’a kadar Karaman Belediyesi’nde CHP meclis üyeliği yapan Yunus Aksoy (Karamanlılar onu “Kambır Yunus” diye bilirler).

1969’da Erbakan merhumu Kervansaray Meydanı’nda konuşurken dinler ve o gün orada Hoca’yı destekleme kararı alır.

Milli Nizam Partisi olarak girdiği ilk seçimde Kambır Yunus Milli Nizam’dan tek başına belediye meclis üyeliğine seçilir. Ama bütün CHP meclis üyeleri ona saygıda kusur etmemeye alışık olduklarından haksız kararların meclisten geçmemesini, doğruların geçmesini Kambır Yunus ayarlar.

Bir gün bana anlatıyor, “Yahu hoca, ben solcuydum, Adalet Partisi’nin başkanı sağcı. Ben beş vakit namazımı hiç geçirmem, o cuma namazından başka kılmaz.

Ben ağzıma damla içki oymadım, o ayık gezmez.

Ben meclis üyeliğinde kimseye haksızlık yapmadım o, bizim partililerle beraber birçok haksız işler yaptılar. Bana bu sağcılıkla solculuğu bir anlatıver” demişti.

Daha sonra Erbakan Hoca’nın “Ahtapotun alt çenesiyle üst çenesi” misaliyle anladığını söylemişti.

Milli Görüş hareketinden, beş başbakan, iki cumhurbaşkanı çıkmıştır.

Dünya genelinde en fazla bilinen liderdir

Sağ ve soldan hükümete sahip olma gayreti olan bütün parti, dernek, sivil toplum kuruluşları ve vakıfların desteklediği partilerin çıkardığı bakan sayısının toplamından daha fazla bakan çıkarmıştır Milli Görüş hareketi.

Dünya genelinde en fazla bilinen liderdir.

2001 yılında ünlü bir televizyon muhabiri, İsviçre’nin Basel şehrinde konser veren Sayın İbrahim Tatlıses’i dinlemeye gelen kızlara, Türkiye’nin başkentini soruyor, cevap olarak “Adana” diyor.

“19 Mayıs size neyi hatırlatır?” diyor, cevap “Ablamın doğum gününü” oluyor.

Muhabir, “Ama bu kızların hepsi Sayın İbrahim Tatlıses’in bütün türkülerini biliyor” diyor.

“Türkiye’nin cumhurbaşkanı kim?” diyor.

Cevap “Erbakan” oluyor.

Haldun Simavi’nin çıkardığı Günaydın gazetesinin muhabiri, Filipinler’de Moro Müslümanlarıyla konuşuyor ve çeşitli sorulardan sonra Türkiye’yi tanıyıp tanımadıklarını soruyor, onlar da cevap olarak “Necmettin Erbakan” diyorlar.

2001 yılının ilkbaharında, Almanya’nın iki büyük şehrinde dört konferans verdim. Onlarla özel konuşmalarımızda, kendilerine Avrupa kapılarını açanın Sayın Süleyman Demirel olduğu halde, niçin Sayın Necmettin Erbakan’ı sevdiklerini ve onun adını daha iyi bildiklerini öğrendim.

Çoğunluk Avrupa’da iyi para kazanırken, çocuklarını barlarda, pavyonlarda, uyuşturucu salonlarında kaybetme korkusuna kapılmış ve kurtarıcı olarak Sayın Necmettin Erbakan’ı ve onun misyonunu görmekte olmuş.

Onun için hiçbir parti şu anda bile Avrupa’da Milli Görüş kadar güçlü değildir.

1969 SEÇİMLERİ ve TANIMAM

Benim onu tanımam 1969 seçimlerinde oldu.

Karamanlı hemşehrimiz olan RifatBoynukalın, onun öğrencilerinden imiş. Erbakan onu, Balıkesir’den bağımsız aday yapmış, kendisi de Konya’dan aday olmuş. Rifat ağabey bize Hoca’yı tanıttı ve destek vermemizi istedi. Karaman’da Uyanış gazetesi çıkarıyoruz ve evlerde İslami Diriliş çalışmaları yapıyoruz. İşte o günlerde geldi Rifat ağabey.

Akşam toplantılarına katılanların hepsi, gazeteyle beraber propaganda çalışmalarına katıldılar. İmamlarımız ve imam hatiplilerimiz çok iyi çalıştılar.

Milli Nizam kurulduğu günlerde CHP ile Adalet Partisi’nin ileri gelenleri bir araya gelirler ve on beş tane cami imamını savcılığa şikâyet ederler.

Bu yazıyı yazmadan önce 22.01.2021 tarihinde o imamlardan, sonra Ankara bürokrasisinden emekli olan birine telefon ettim ve sonucun en olduğunu sordum, “Hatırladığım kadarıyla olaydan beş altı yıl sonra mahkemeye 27 lira ceza ödedim” dedi.

Şikâyet edenler, hiçbir imamın adını yazarak şikâyet edememişler ancak “filan caminin hocası” diyerek on beş cami saymışlar. Polisler, o camilerde imam veya müezzin hangi hocayla karşılaşmışlarsa getirmişler karakola ve onlara dava açılmış. Hatta Demirel hastası bir arkadaşımız da Erbakancılıktan yargılandı ve o yargıdan sonra o da Milli Görüşçü oluverdi.

“12 Eylül 1980 darbesinde parti liderlerine getirilen yasakları ilk delen Necmettin Erbakan merhum oldu” dedi bana Hürriyet’in muhabiri ve anlattı: “Hoca’nın basın danışmanı basın mensuplarına telefon ederek, Hoca’nın Konya’ya gideceğini söyledi. Hürriyet’ten ben ve on kadar diğer gazetelerden muhabir beraber çıktık yola.

Konya’nın Kulu ilçesinden itibaren Hoca’nın daha önce attığı fabrika temellerinin binalarını ve çalışanların çalışmasını bize göstererek gidiyor ve hiç konuşmuyordu. Konya’daki fabrikaları da gezdirdi ve Konya’da Ali Güneri’nin evine doğru yöneldik. Bir de baktık Konya, yol boyu sıralanmışlar ve Hoca’yı selamlıyorlar.

Merhum Ali Güneri’nin evi ve o semt tıklım tıklım Konyalı. Hoca görüntüde yasak kurallarına uymak için evin içinde konuşuyor ama bütün sokaktakiler de hoparlörden dinliyorlar. Gazeteci arkadaşlarla bu olayı “Yasağı Hoca deldi” diye verdik.

Malum o günlerde Demirel de Nazlı Ilıcak’ın ağzından “Bir bilen diyor ki” diyerek duyuruyordu sesini.

İnsanlık gemisinin yönü kıbleye döndü de biz niye hissetmiyoruz, denebilir. Eğer hissedilirse sarsılırız, başımız döner, kargaşa olur. Şeytan uyanır.

Döndüren Rabbimiz.

Dünyayı Rabbim döndürüyor da biz sarsılıyor muyuz?

Biz, hiçbir insanın teninin sarsılmasını istemediğimiz gibi, gönül telinin bile titremesini istemeyiz.

Bu dünya gemisinde olup da “Ben kıbleye doğru gitmem” deyip diretenler, hatta sırt dönenler de aynı istikamete doğru gidiyorlar.

07/06/2001 tarihli Aktüel dergisinde uzun bir yazıda ateist bilinenlerle röportaj yapılan yazıda eskiden sosyalist, komünist ve de ateist olanların yeniden Allah’a dönüş yaptığını yazıyor ve birçoğunun adını veriyor.

AĞIR SANAYİ HAMLESİ DEDİĞİNDE DALGA GEÇMİŞLERDİ

Son zamanlarda sahte peygamberlerin, sahte şeyhlerin, sahte mehdilerin türemesi de yükselen değerin İslâm olduğunu gösteriyor.

Kalpazanlar, değerli olan paranın sahtesini piyasaya sürerler.

Hoca’nın, “Ağır Sanayi Hamlesi” dediği günlerde hem siyasilerimiz, hem aydınlarımız bu ifadelerle dalga geçmişlerdi.

Zaman geçti, aynı kelimeleri kendileri de kullanmaya başladılar.

“Önce Ahlak ve Maneviyat” dediğinde gericilik ve yobazlıkla suçlamışlardı.

Aradan yıllar geçti, muhalif partiler de belediye başkan adayı veya milletvekili adayı belirlerken ahlaklı insanlar seçme mecburiyetinde kaldılar.

Şu anda eskiden Milli Görüşçü olup şimdilerde CHP’de milletvekili, parti yöneticisi, akıl vericisi durumunda olan sayılamayacak kadar insan var.

1969 yılı öncesi yazılan dini eserlerde, İslâmcı şair ve yazarlarımızın eserlerinde akait ve ilmihal bilgileri işlenirdi. İslami hizmet verenlerimiz, sağ partilere “Zikirlerimize izin verin, ezanımızı aslına döndürün yeter” derlerdi. Daha sonraki eserlerde Türkiye’nin ve dünyanın sorunlarının İslâm’a göre tahlili ve İslami inkılâb yazılmaya ve yapılmaya başlandı.

Başörtüsü sorunu 1969 tarihinden önce vardı. Birileri çıkıp da “Başörtüsünü siyasiler istismar ediyor. Biz buna karşıyız” demesin. Sayın Erbakan siyasete atılmadan önce başörtülüler diğer fakültelere alınmadığı gibi Ankara İlahiyat Fakültesi’ne bile alınmıyordu.

Hatice Babacan olayı 1969 yılından öncedir. Başörtülü diye Ankara İlahiyat Fakültesi’ne alınmamıştı.

O günlerde yalnız ilahiyatta başörtülü bir kızımız varken şimdilerde her fakültedeki kızlarımızın yarısı kapalı, açık olanlarımız da yasağa karşılar.

Ülke ve tüm dünya Müslümanları, dönüşü olmayan, Allah’ın rızasına kilitlenen ve sonu iki dünyada da güzellikler görülen bir yola girdiler.

Allah cellecelalüh, Necmettin Erbakan Hoca’ya rahmet eylesin, mekânını cennet eylesin ve bu ümmete Kur’an-ı Kerim’de va’dedilen günleri göstersin. Amin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?