İman ve cihat üzere yaşanan bir hayat

Her asırda davasının delisi olan, yaşadığı çağa mührünü vuran, yaptığı çalışmalarla kendisinden sonraki asırlara tesir eden liderler gelmiştir. İslam işte bu liderlerin ve onların etrafında kenetlenen az ama samimi dava erlerinin omuzlarında yükselmiş, tökezlediği, düştüğü her yerde bu samimi erlerin gayretleriyle tekrar zirveye çıkmıştır.

Bir İslam devleti olarak kurulan Türkiye, maalesef daha sonraki yıllarda kuruluş felsefesini inkâr edercesine kanunlar çıkarmış ve adeta İslam her yerden silinmiştir. Hatta bir dönem Ezan-ı Muhammedi dahi susturulmuş, Mushaflar toplanıp yakılmış, Kur’an-ı Kerim öğretmek en büyük suçlardan birisi sayılmıştır. Milletin kendi evinde kendi çocuğuna Kur’an-ı Kerim öğretmesi dahi cezasız bırakılmamıştır. İşte tam da bu dönemde, “Firavun’un sarayındaki Musa” kabilinden bir genç yetişmeye başlamıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi’nden mezun olduğunda tarihler 1948 yılını gösteriyordu. Yani CHP’nin din üzerinde kurduğu baskı ve zulmün henüz sona ermediği dönem. Dolayısıyla bu gencin bütün okul hayatı CHP’nin din ve dindarlar üzerinde oluşturduğu ağır baskıların hüküm sürdüğü dönemde geçmiştir.

İşte böylesine bir dönemde bu imanlı genç bir taraftan teknik üniversitede mühendislik okurken, bir taraftan da devrin Osmanlı bakiyesi ilim ve irfan ehli ulemasından dini ve manevi dersler alıyordu. Geçtiğimiz hafta dâr-ı bekaya irtihal eden Emin Saraç üstadımız o dönem şu şehadetiyle ışık tutuyor:

“Fatih Camii’nde okuduğumuz derslere (1943-1950 tarihleri arası) zaman zaman gelen biri vardı ki onu rahmetle ve ismini zikretmeden geçmemek lazımdır. O da Necmettin Erbakan Beyefendi’dir. Ayrı bir ilim tahsil etmesine rağmen Fatih Camii’nde şer’i ilimleri okumak için vakit ayırır, bizlerle beraber ders alırdı. Bu, o dönem için çok mühim bir hadisedir. Bugün cemiyet hayatımızda yaşadığımız pek çok müspet kuruluş onun cehdi, gayreti ile olmuştur. Bunu söylemekte fayda vardır. Ali Haydar Efendi ile Ömer Efendi’den başka Gümülcineli Mustafa Efendi, Muhaddis İbrahim Efendi gibi zatlardan da ders okumaya devam ediyorduk.” (Bizim Evimiz Kur’an Medresesiydi, Kitabın Ortası dergisi, Temmuz 2018)

Erbakan Hoca’mız bu dönemde Fatih Camii şerifinde aldığı bu dini derslerle yetinmemiş, o dönem Zeyrek Camii’nde imamlık yapan ve Gümüşhanevi Dergâhı şeyhlerinden olan Abdülaziz Bekkine Hazretlerine intisap etmiş ve onun manevi terbiyesi altında yetişmiştir. Zeyrek Camii’nde sadece zikir meclislerine iştirak eden pasif bir mürit gibi davranmamış aksine tıpkı Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin yanındaki Ebubekir (r.a.) gibi davranmış ve bütün yakın çevresini bu tekkeye taşımış, malı ile canı ile kendisini işin içine koymuş, üniversite dışındaki bütün vakitlerini buraya ayırmıştır. Abdülaziz Bekkine Hazretlerinin 2 Kasım 1372 (m: 1952) yılında vefat etmesi üzerine de onun halifesi Mehmet Zahid Kotku Hazretlerine intisap etmiş ve Mehmet Zahid Kotku Hazretlerinin 1980 yılında vefat etmesine kadar bu bağlılığını sürdürmüştür.

Ülkenin en buhranlı döneminde ve okur-yazar kesiminde dinin ve dindarların hor görüldüğü bir dönemde, üniversitelerde namaz kılan profesörlerin nerede ise yok olduğu bir devirde Erbakan Hoca’mız madden ve manen her türlü ilimle mücehhez olduktan ve en önemlisi de nefis terbiyesi yaptıktan sonra adeta patlayan bir yanardağ gibi ortaya çıkmış ve şuurlu Müslümanlara önderlik ederek onları hayatın her alanına taşımıştır.

Tıpkı Abdülhamit Han gibi hep büyük düşünmüş, büyük hedefler ortaya koymuş ve bu hedeflere varacak yolları bir mühendis mantığıyla göstermiştir. Sürekli olarak Siyonistlerin dünyayı sömürmelerinden ve ezmelerinden söz etmiş, ama bunu sadece bir tespit veya şikâyet olarak söylemekle yetinmemiş bu Yahudi imparatorluğuna son verecek şu beş adımın atılmasını zaruri görmüştür: İslâm Ülkeleri Birleşmiş Milletler Teşkilatı, İslâm Ülkeleri Ortak Pazarı, İslam Ülkeleri Ortak Savunma Paktı, İslam Ülkeleri Kültür İşbirliği, İslam Ülkeleri Ortak Para Birimi.

İslam, “İslam’ın yaşanmışına denir” diyerek de İslam’ın emir ve prensiplerinin hayata uygulanmasının zaruretine, Müslüman’ın mutlaka dini vecibelerini yerine getirmesi gerektiğine işaret etmiştir.

Bir Kudüs sevdalısı olarak yaşamış, düzenlediği Kudüs mitingleriyle bu meseleye dikkatleri çeken ilk siyasetçi olmuştur. Bosna’dan Moro’ya bütün cihat cephelerinin madden ve manen yanlarında olduğu gibi, meşru zeminlerde de bütün Müslümanların hamisi olmuş, tek bir Müslüman’ın burnunun kanamaması için de siyasi ilişkilerini çok derin ve etkili bir zeminde yürütmüştür.

Siyaseti, bir nefsi tatmin etme aracı veya köşe dönme vasıtası olarak değil; İslam’a ve Müslümanlara en üst ve en kapsamlı şekilde hizmet etme aracı olarak görmüş; siyasete uzak durma düşüncesinin sadece Siyonizm’e hizmet edeceğini söylemiştir. Eline geçen bütün fırsatları da İslam’a ve Müslümanlara daha iyi hizmet etmek için kullanmıştır.

Dava yolunda karşılaştığı mihnetleri nimet saymış, çektiği sıkıntılardan dolayı asla şikâyetçi olmamış ve asla hiçbir kişi ve olay onun gözünü korkutamamıştır. Hiçbir engel onun yürüyüşüne engel olamamış ve nihayet zafere ulaşacağına yüzde yüz inanmıştır. Rahmetüllahi aleyh.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?