28 Şubat’ın zihinsel kodu: Devlet benim

Kelam kaynaklarında cevher ve arazdan bahseder. Cevher maddenin kendisini araz ise o maddeye bağlı olarak ortaya çıkan özellikleri ifade etmek için kullanılır. En basit ve kısa ifadesiyle bir şeyin özüne cevher, süsüne arazdır diyebiliriz. İnsana ve devlete yaklaşımımızı da bu tanımlamalardan hareketle belirleyebiliriz. Bu kavramlar üzerinden gidecek olursak insanı cevher devleti ise araz olarak değerlendirmemiz isabetli olacaktır.

İnsanların bir arada müreffeh, mutlu, güvenli ve insanca yaşaması için vesile kıldıkları kurumun adı devlettir. Devlet insanların bu şekildeki bir irade beyanıyla ortaya çıkmıştır. Bunun için devleti, varlık sebebinin insana bağlı olmasından dolayı araz olarak kabul ediyoruz. Buna karşın devletin araz değil cevher olarak görülmesi sorunlu bir bakış açısını ortaya çıkarır. Çünkü öz devlet olduğunda tali tüm unsurlara öze bağlı olarak yaklaşılması gerekiyor. Bu da devletin bekası formülüyle devletin ve kendisini devlet olarak görenlerin insana dair olumsuz yaklaşımını meşru kılıyor.

Devletin konumuna dair sorunlu bakış açısının yanında devletin içeriğine dair başka bir sorunla daha karşılaşırız. O da devletin, gücü eline geçirenlerce sahiplenilmesidir. Devleti yönetenlerin devletle özdeşleşmeleri sonucunda kendilerini devletin bizzat yerine koyarlar. Devlet benim mantığının arka planında bu yatar.

Ülkemizde bu iki sorunu sonuna kadar yaşıyoruz. Ulus devlet olmanın bir gereği olarak devletin merkezi bir konum alması kaçınılmazdı. Buna bir de bu coğrafyada geçmişten gelen kutsal devlet anlayışını eklediğimizde karşımıza devleti cevher insanı araz konumuna getiren bir anlayış ortaya çıkmıştır.

Türkiye Devleti’nin kurucu iradesinin dayandığı temel saik muasır uygarlık seviyesidir. Bunun için yakın geçmişle bağın koparılmasını zaruri görmüşlerdir. Bir kimliğin merkeziliğinde ulus inşa etme gayretlerinin temelinde de bu yatıyor. Gerek tek parti dönemi gerekse çok partili hayatın uygulamaları hep bu istikamette olmuştur. Devleti yönetenlerin kendilerini devletin yerine koyma alışkanlığı bu misyonun bir gereği olarak hayat bulmuştur.

Devletin varlık amacı insanların bir arada yaşayabilme iradesini hayata geçirmektir. Fakat devlet benim mantığı insanların bir arada yaşama şansını yok ediyor. İnsanlar, kendini devletin yerine koyanların istediği şekilde yaşanmaya mecbur bırakılıyor. Buna karşı söylenecek her söz ve atılacak her adım gücün imkânlarıyla engelleniyor.

Ülkemizde yaşanan darbelerin sebeplerini bu psikolojide ve anlayışta arayabiliriz. Bu müdahaleleri devlet benim diyenlerin devletin temel misyonundan ayrıldığı gerekçesiyle yönetime yön tayin etme gayreti olarak görebiliriz. 28 Şubat’ta yaşananlar tam da bunu ifade etmektedir. Devleti cevher olmaktan çıkarıp insanı merkeze yerleştirme çabası karşısında devlet benim diyenlerin bir refleksidir. Balans ayarı tanımlaması ya da bin yıl sürecek beyanatları bu psikolojinin dışa vurulmuş halidir.            

Elbette tüm darbelerde olduğu gibi 28 Şubat da ırkçı emperyalizmin emellerinden bağımsız değildir. Bu gerçeği neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamamız için bir kenara not etmemiz önemlidir. Fakat bizim için asıl olan bu fırsatı onlara veren psikolojiyi anlamaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?