Hesaplaşmayı bekleyen tarih 28 Şubat

Süleyman Çalışkan ağabeyin aziz hatırasına

Özal bu defa ekonomik bir sual sordu:

“Monsieur Jacques, bütün kapıları açacağım, ithalatı ve ihracatı serbest bırakacağım. Döviz alım–satımını sokağa bırakacağım, hiçbir şeye karışmayacağım. Ne dersiniz?

Gülerek cevap verdim.

Bankalar iflas eder, namuslu insanlar da sahtekarlığa başlar, hayali ihracatınız gelişir, zengini daha çok zengin yaparsınız; bir de ülkeye birkaç dolar milyarderi eklersiniz. Sonuç bu olur sayın Özal.

Büyük bir kahkaha savurdu:

Monsieur Jacpues, çok kötümsersiniz.”

“Sayın Demirel, affınıza sığınarak bazı hatalarınızı da söylemek mecburiyetindeyim. Başbakan olarak son kurduğunuz hükümetinizde mafya mensupları, kaçakçılar ve hırsızlar vardı. Banka soyguncusu vardı; bakan yatınız. (...) Teşkilatınızın ise hiçbir ahlaka, terbiyeye, haysiyete ve namusa dayanan varlığı görülmemiştir. Bana ‘sivil bir başkan getireceğim’ demiştiniz; getirdiniz, değişen bir şey mi oldu? Vatandaşlarınızı asker, jandarma, polis (...), maliyeci, gümrükçü, tapucu ve daha devletin nice kolu kontrol ediyor; zorbalık yapıyor. Hakimleriniz ve savcılarınız da dahil olmak üzere devlet içinde rüşvet yenmekte. Burada, güvenilir bir ortamdan çok uzakta yaşanmaktadır; devlet olarak bu ahlak, karakter ve kültürle bir yere varamazsınız.

Sayın başkan, bütün teşkilatlarınız ve hükümetiniz yolsuzluk içinde kalmış, bankalarınız da yine yolsuzluğa batan bir bakanın elinde. Bakanlarınız kelepçeli olacakları yerde ülkeyi yönetiyorlar. Vatandaşın ise adalete karşı hiçbir sevgisi, saygısı yok. Siyasetçiler iktidar kavgasına tutuşmuşlar, bunun adı koltuk kavgası.

Ben konuşmamı sürdürürken, Demirel de renkten renge girdi durdu. Devam ettim.

Sayın Başkan, bakanlarınız veya umum müdürleriniz , mühim makamları teslim ettiğiniz insanlar yalnız çalmıyor, mafyayla veya kendi akrabalarıyla oluşturdukları mafyalarla, devleti yiyorlar. Bütün dosyalarınızda yolsuzluk var.

Demirel araya girdi:

– Monsieur Jacques, devlet çarkı çürümekte olan bir köprüye benziyorsa ben ne yapabilirim? Ben sadece o köprünün altında kalırım.

Güldüm.

Ee sayın başkan, o zaman devlete talip olmayacaktınız; şikayet etmeye hakkınız yok, dedim.” (Efsane Cengo – 14 / Boyalıkuş – Lütfi Akdoğan)

28 Şubat öncesindeki Özal ve Demirel hükümetleri dönemi böyle özetlenmiş; Ortadoğu kökenli bir CIA ajanının ağzından, adını ve yazarını yazdığımız bir romanda.

Tek tek tespit edildikleri ve belgelendikleri bir CIA ajanı ağzından ilan edilen mafya mensupları, kaçakçılar, hırsızlar, banka soyguncusu bakan, ahlak–terbiye–haysiyet ve namusla ilgisiz görevliler, vatandaşa zorbalık yapanlar, rüşvet alanlar, kelepçeli olmaları gerekirken yönetici olanlar, akrabalık mafyacılığıyla devleti yiyenler ve dosyalar dolusu yolsuzluklar; (“Koskotaş dosyaları” adıyla ünlendirilen, oy toplanan ve pazarlıklarda yok edilen dosyalar vesaire vesaire)...

Bu Türkiye günlerinde Refah Partisi 1995 seçiminden birinci parti olarak çıktı ve Refahyol hükümetini kurdu.

Özal ve Demirel devrinin Türkiye’sinde bu işlenenleri önemsemeyenler, tasvip edenler yahut ucundan kıyısından bulaşmış olanlar için bir tek tehlike vardı; geleceğimizle ilişkilendirilen: İrtica!

Türk basınının kara kutusu da denilen duayen gazeteci Yavuz Donat yazıyor:

“28 Şubat’tan önceki hafta sonu Gençlerbirliği–Altay maçını izlemek için 19 Mayıs stadyumuna gittim. İlhan Cavcav ile şeref tribününde protokolde otururken arkadan birisi bana el işareti yaptı. Tanıyamadığım, siyah cam gözlüklü, paltolu, kaşkollu biri ısrarla beni yanına çağırıyordu. Gittim baktım, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, ‘Ayın 28’ini bekle, kıyamet kopacak’ dedi. ‘Türkiye’de irtica meselesi var, Milli Güvenlik Kurulu’nda özel gündem yapacağız, hükümeti istifaya zorlayacağız’ dedi. Ardından bunu gazetede manşet yaptık. Başbakan Erbakan arayıp ‘sizden kaynağınızı sormayacağım ama bu doğru mu?’ diye sorunca, ‘MGK’daki görüşmeleri siz biliyorsunuz. Allah yardımcınız olsun’ dedim ve telefonları kapattık.”

 Bir CIA ajanının anlattığı Demirel günleri Türkiye’sinin çok istihbaratlı bir gazetecisi, niçin itiraz etmemiştir, irtica rivayetiyle meçhul operasyonların yaptırılacağının ilan edilmesine ve meşru bir hükümete cephe alınmasına?

Erkaya’yı giydirip kuşatıp, bulunacağı alana gönderenlerin “Hariçten” olduğunu ve “bizim çocuklar”ının darbelerinden birinin daha başlatma anonsunun kendisine yaptırılmak istenmesinin getirisinin ve götürüsünün muhasebesini yapmamış olabilir mi bir gazeteci insan?

“Kıyamet kopacak!” şifresiyle meşru, demokratik ve milli bir hükümete cephe alarak Türkiye’yi zora sokacaklarını ifşa eden birine, manşetten şeriklik ve yamaklık edecek sayısız eleman varken, sayın Donat’ın seçilmesi birinciliğin beyaza verilmesiydi.

“Ardından bunu gazetede manşet yaptık” diye yıllar onra anlatılan, kayıtlara şöyle geçseydi mesela, Türkiye nasıl bir ülke olurdu?

Ertesi gün gazetemiz “Refahyol hükümetine demokratik olmayan baskılarla cephe alanlar, İsmet Paşa’nın 27 Mayıs’çılara hediyesi ‘Tabi senatörlük’ gibi makamlarını mı arzuluyorlar, kazanacaklarınımı sanıyorlar? Meşru bir hükümete muhalefet, Meclis’te meşru şartlarda yapılmalıdır; ülkemizin geleceğinin kararmaması için...”

Başbakan Erbakan’ın sayın Donat’ı araması ve doğru mu diye sorması, kendisine bağlı ve sorumlu olan müesseselerin raporlarını getirmediklerini gösterir, ki bunun da öğrenilmesi, ülkemiz için negatif gelecek plancılarına moral vermiştir, şevk vermiştir.

28 Şubat, 7 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde 8 hükümet kurduran Demirel’in geçmişinin saklanmak istenmesiyle ilgilendirilmesin sadece. Bugün parti kurarak demokratlığını ispata çalışan sayın Davutoğlu’nun, önü açılanlarla kurduğu ve yollarını beraber yürüdüğü AKP’de başbakan iken, Demirel öldüğünde üç günlük yas ilan etmesi gibi icraatlar iddianın ispatına yardımcı malzemeler sayılsa da...

28 Şubat’tan sonra terhis edilen ve bugün hafızalardan da silinen partilerden 72 milletvekilli DSP’ye Demirel hükümet kurdurduğunda, (Fetö’ye) nezaketinden başka bir özelliğiyle hatırlanmayan ve “28 Şubat şimdi bitti” diyen Ecevit’e karşı duruşundaki cesareti, Kıbrıs çıkarmamız sırasında komutanı olduğu TCG Kocatepe Muhribimizi kendi uçaklarımıza bombalatan başarısız komutan (2020 yılında Halk tv’de Erol Mütercimler de böyle dedi.) G. Erkaya’ya da gösterseydi keşke sayın Donat’ımız.

“1’inci Parti (RP 142 m.vekili) Erbakan, 2’nci (ANAP 126 m.vekili), üçüncü (DYP 126 m.vekili) dururken 4’üncü parti (DSP 72 m.vekili) lideri olarak zati devletlerinin başbakanlık koltuğunda (56 ve 57’nci hükümetler) işi ne?”

Merhum Ecevit’in hizmet aşkının neticesi değil elbette bu durum; demokrasi tarihimizdeki bir tekerrürdür.

Tekrar başbakan olmak için başbakan astıran İsmet Paşa’nın halefi Ecevit’in İsmet Paşa gömleği giymesinin fotoğrafıydı o hükümetler.

28 Şubat, cevapsız soruların tarihidir!

Çileli başım, yoktur aşım gariban denen vatandaşım

“Bu kez görev hangi gazetecide olacak?” sorusunun, AKP Genel başkan Yardımcısı sayın Özhaseki’nin medyada “Lanet olsun oylarına. Onların oylarının Allah belasını versin” cümleleriyle baş haber olmasını tashihe çalışacak gazeteciyi merak ettiğimde aklıma düşmesi hoş görülsün.

Geçen yılın Nisan ayındaki yasağın iki saat kala ilan edilmesinden sorumlu tutulan İçişleri Bakanını dinledikten sonra “ikna” olduğunu, sayın Bakanın dedesinin Hamidiye zırhlısındaki askerliğinden başlayarak yazan Habertürk’cü Muharrem Sarıkaya’yı hatırlamak, ilk paragrafımızın izahını kolaylaştıracaktır. (18 Nisan 2020 – Millî Gazete – Necati Tuncer – Bir atasözümüz var: At sahibine göre kişner.)

Sözcü gazetesinden Deniz Zeyrek’miş, sayın Özhaseki’ye izahcı, musahhih ve mütercim görevi verilen gazeteci. (22 Şubat 2021 – Sözcü Gazetesi – Deniz Zeyrek – Öszhaseki: İfadelerim aşırıya gitmiş olabilir.)

“...Sadece AK Partililerin değil, başka partilerden insanların sevgisini, saygısını kazandığını bizzat yerinde...” gözlemlediğini aklama yazısının ilk paragrafında vurgulayan Deniz Zeyrek, bu normal insan halini Yeşilçam’ın “milyonların sevglisi” tanıtımı vezninde sayın Özhaseki’ye yakıştırmasından sonra konuşmasını bulup deşifre etmiş, kendisini aramış ve ben de bilmem ama, der gibi sormuş: “Milletin iradesine, seçmenin oyuna ‘lanet olsun’ denir mi hiç?”

Cevapta emin olmamak var, tereddüt var: “Evet ‘lanet olsun’ kısmı aşırıya gitmiş olabilir.”

Savunmanın devamında ise kibir eğrisi tırmanışa geçmiş: “Vatandaşa lanet olmaz’, kabul edilemez. Oy veren neticede gariban vatandaş. Bölgede bir sürü çile çekmiş. Konuşma heyecanıyla, duruma olan isyanla o ifadeyi kullanmış olabilirim. Ancak kastettiğim oy veren vatandaş değil.”

“Karakteri yüksek, zeki, çalışkan” sıfatlı vatandaşın, sayın Özhaseki’nin savunmasında “Neticede gariban (Kimi kimsesi olmayan zavallı biçare) vatandaş” sayılması ve “Bir sürü çile çekmiş”likleri kabul edilirken süreceğine inanma havası da verilmesi, AKP’nin 19. Yılının tesbit çivisi sayılmalıdır.

Sayın Özhaseki’ye ağzından çıkanları izah ettirmesini “Yanlışın farkına varmak, düzeltmeye çalışmak erdemdir” şartıyla önemseten çağrıştıran Deniz Zeyrek, okuyucusunun da dikkatini çekmeyi ihmal etmemekte: “Fazilet ehlinin faziletini fazilet ehli bilir!” Özdeyişini çağrıştıran böyle bir cümle inşasıyla...

Sayın Deniz Zeyrek’in yazısını bitirirken “Siyasetçiler bunu kolay kolay yapmaz” demesini de  hiç kimse Özhaseki’ye borçlandırılmak olarak algılamamalı.

İhtilalci K. Evren’in oy vermeyi teşvik etmek ve çok katılım sağlamak amacıyla para cezası uyguladığı günlerden, oylara ve oy verenlere beddua edildiği günlere erdiğimizde yazdık biz bu yazıyı...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Saffet - okumayısevmeyen bir milletiz,dün kahraman diye göklere çıkardığımızı bugün yerin dibine batırabiliyoruz,memlekette bölgesel çıkarlar ugruna ülkenin tümümünün aleyhine olan olaylar hoş karşılanıp şakşakçılık devam ettiği sürece işimiz çok zor.selamlar.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 28 Şubat 11:58


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?