Reklamı Kapat

Herkes gider aya, biz Kütahya’ya

Benim ergenlik yıllarımın en başat tartışması uzaya gitmek ve uzaydan geri kalmak üzerineydi. Ne bileyim, sanki ortada bir sorumlu var ve onun yüzünden memleket olarak uzaya çıkamamışız gibi bir manzara hâkimdi. O yaşlarda uzaya gitmemize mâni olan kişi ya da kişilerin kimler olduğunu bilmediğim için suçluluk kompleksine girdiğim bile olurdu. Bunun sorumlusu benmişim gibi gelirdi. Bu yüzden aşina olmadığım kalabalık ortamlarda mahcup oturur, başı önde yürürdüm.

Ortaokulda Arapça öğretmenimin sık sık Necip Fazıl’dan referanslı söylediği, “Siz uzaya mekik gönderdiniz de başörtüsüne mi takıldı?” şeklindeki savunması beni iyiden iyiye kuşkulandırıp kaygılandırıyordu. Gerçekten de benim annem, ablam gibi başörtü takanlar mı memleket olarak uzaya gitmemize mâni olmuşlardı? Bir süre bu sorunun peşine takıldımsa da sonrasında sorunun izini kaybetmiştim. Ta ki lise 1. sınıfta coğrafya öğretmenimizin dersin arasında halimizi eleştirmek maksadıyla söylediği, “Herkes gider aya, biz hâlâ yaya” cümlesine kadar. Bu ifade çok gücüme gitmişti. Daha önce bir başka öğretmenimizin ağzından tenkit sadedinde, “Atı alan Üsküdar’ı geçti çoktan, siz hâlâ ne ile meşgulsünüz?” cümlesini duymuş ve geri kalma psikolojisini uzun müddet üzerimden atamamıştım. Fakat en son herkesin uzaya gittiği bir zamanda bizim hâlâ her yere yaya gittiğimiz gerçeğinin yüzümüze vurulması hepsinden daha dokunaklıydı.

İmam hatip lisesi sıralarında başka liselerde okuyan yaşıtlarımızın bakış ve tutumlarında da aynı refleksi yakalıyordum. Büyük ihtimal bazı öğretmenleri onları imam hatip lisesi öğrencilerine karşı dolduruşa getirmişti. Bakışlarında, “Sizin yüzünüzden uzaya gidemedik, istikbalimizle oynadınız!” cümlesinin hiddetini okumak zor değildi. Necip Fazıl şiirlerini Çile kitabından okurken bir kez daha hüsrana uğramıştım. Şöyle söylüyordu üstat, Feza Pilotu başlıklı şiirinde: “Yirminci asrın ablak yüzlü feza pilotu / Buldun mu Ay yüzünde ölüme çare otu? / Bir odun parçasına at diye binen çocuk / Başında çelik külah, sırtında plastik gocuk / Uzakları yenmiş Fatih edasındasın / Dipsizliğin dibini bulmak sevdasındasın... / Allah’a dil çıkarır gibi küstah bir yarış... / Farkında değilsin ki, Ay Dünya’ya bir karış.” Demek dini bütün büyüklerimiz böyle bakıyorlarmış -“Allah’a dil çıkarır gibi küstah bir yarış” olarak- böyle görüyorlarmış Ay’a çıkmayı.

Liseyi bitirip üniversite kapısındaki yığılmayı görünce kendi kendime, “Acaba bu da mı küstah bir yarış?” diye sormadan edememiştim. Bir taraftan da içten içe belki de kedinin ulaşamadığı ciğer hikâyesi gibi bir hikâye vardır bu işin içinde diye düşünüp duruyordum.  Üniversite yıllarında bir sürü sinema varken mahallemdeki herkes gibi benim de Feza Sineması’nı tercih etmiş olmam rastlantı olmasa gerekti. Gitmesek de görmesek de o Ay bizim Ay’ımızdır demek istiyorduk belki de.

Apollo 11 uzay aracıyla 16 Temmuz 1969 tarihinde uzay yolculuğuna çıkıp 20 Temmuz 1969 tarihinde Ay’a ilk ayak basan kişi unvanına sahip olan NeilAlden Armstrong’un Ay’da ezan sesi işittiğine dair söylentiler benim gibi birçok insanı ziyadesiyle etkilemişti. Üstelik NeilAlden Armstrong duyduğu bu ezan sesinden sonra kelime-i şahadet getirip Müslüman olmuştu. Daha doğrusu öyle söyleniyordu. Bu söylentiler bile gönlümüzü serinletmeye yetiyordu. Evet, uzaya gidemedik belki, nasip olmadı, ama uzaydaki ezanımız sayesinde Ay’a ilk ayak basan kişiyi Müslüman etmiştik. Bir zamanlar herkesin uzay kompleksi varken bizim sadece uzayla ilgili psikolojik kompleksimiz vardı. Uzayda işitilen ezan sesi söylentisiyle sonunda bu kompleksi de üzerimizden atmıştık. Şimdi adaptasyon sürecine girmiştik. Merhum yazar Ali Nar’ın 1988 yılında çıkan Uzay Çiftçileri ütopik romanı heyecanımızı bir kat daha artırmıştı. Uzay Çiftçileri romanında uzay için öngörülen tarih 2038. Bu tarihte Halep Uzay Üssü’nden kalkan bir uzay gemisi Dünya İslam Federasyonu adına Uzayda Bitkisel Gıda Üretme Projesi’ni gerçekleştirmek için yolculuğa çıkmıştır. Ruhi bir miraçla uzayın fethini gerçekleştiren genç insanların macerası belki şu ana kadar hayalin ötesine geçememiştir, ama gerçeğe ulaşmanın birinci yolu da onun hayalini kurmaktan geçiyor.

Kur’an-ı Kerim’i dikkatlice okuyup üzerinde düşünen ve aynı zamanda kevni ayetleri tefekkürle anlamaya çalışan herkes şunu gayet iyi bilir ki Allah göğü 7 kat yaratmıştır. Şu an altında hayat sürdüğümüz gök “dünya göğü”dür. (“Biz Dünya göğünü kandillerle süsledik.” Mülk Suresi-5) Uzay bu 7 katın içerisinde neden olmasın? Biz var mı yok mu diye tartışırken atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş oluyor. Bu arada, uzay hedefinin Milli Uzay Programı ile kuvveden fiile, hayalden reele geçirilmesinde emeği olan herkesi kutluyor, milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?