Medeniyet Düşüncesi Bağlamında Erbakan Hoca

Pozitivist ve materyalist bir felsefe üzerine kurgulanmış olan sistemin içinde siyasa yapmanın zorlukları bilinir. Düşünce merkezli mi, sıradan siyasal bir anlayışım mı, sistem içinde sistemle barışık suyunda gitme mi? Bunlar siyasa yapanlar için seçenekler. Elbette bunlar insanı dönüştürme ve etkisi altına alma gibi bir durumu söz konusu. Türkiye düzleminde bunun birçok örneği görüldü.

Hem düşünce üreteceksiniz, hem öneri getireceksiniz hem de mevcut durum içinde var olacaksınız. En zor tarafı da budur. Düşünce merkezli bulunduğunuz zaman bunun birçok zorlukları olduğu gerçeği fazlasıyla yaşandı. Mayınlı bir arazide yaşamaya bakmak, bir yandan da ödün vermeden.

Sorumluluk üstelenenler sadece kendilerinden sorumlu değildirler. Yapıp ettikleri kendilerini bağlamaz. Bu, bir medeniyet düşüncesi var ise, o düşüncenin mensupları bulunuyorsa -ki, milletimiz genel anlamda böyledir- onları korumak önem kazanır. Bunun da farklı riskleri bulunmaktadır. Uyum sağlama veya kanıksama gibi. Kendilerinde çok etkili olmasa bile takipçilerinde etkili olabilir.

Hazreti Mevlana genelde kimi çevrelerce eleştirilir, Moğollara karşı direnmediği ve karşı koymadığı için. Oysa ki bir sürü gibi gelen o gücün karşısında durmanın zorlukları ve sonuçları hesaba katılmaz. Karşı dursa kendisi de bağlı bulunduğu topluluk da helâk olup gidecek. Ayrıca hicret sünneti ise hiç akla getirilmez. İnsanı korumanın ve var olmanın bir yoludur bu da.

Büyük bir travma ve kriz zamanında Erbakan Hoca düşüncenin siyasal alanıdır. Düşünce insanlarının arasında âdeta bir görev dağılımı bulunur. Bu dağılımın dengeleri iyi sağlanırsa sağlıklı sonuçlar elde edilir. Düşünce tek ayaklı değildir ama asıl alandır. Düşünce yöntemlerinin uygulanmasında birçok yön var. Siyasal düşüncenin iyi beslenebilmesi, kabul görmesi ve güçlenebilmesi için diğer alanlardan beslenmesi gerekir. Medeniyet düşüncesi temeline dayanmayan hareketler zaman içinde silinip giderler. Türkiye siyasında birçok örneği var. Dönemin koşullarına göre parlayan sonra da yiten bir daha isimleri anılamayan parti ve kurumlarda olduğu gibi.

Dağınık toplumların, çevrelerin zaman içinde istenen sonuçlara ulaşamaması kaçınılmaz olur.

Erbakan Hoca’nın tasavvufi düşünce donanımı, bilim ve teknolojideki birikimi ve zaman içinde edinilen deneyimleri belli bir başarı getirdi. Tabiî ki bunu bir insanın tek başına yapabilmesi kolay değil. Etrafında bulunanların da belli oranda düşünce birikimi kendisini ve hareketini daha güçlü kılar. İlerleyen zaman içinde kendisini de aşan kimi sorunların doğmasının nedeni de budur. Özellikle, belli konumlar elde edenlerin niyet ve düşüncelerinin ortaya çıkması bu söylediklerimizin bir gerçeği.

Donanım önemli.

Erbakan Hoca’nın bu zor koşullarda, bir yandan düşünce, bir yandan uygulamadaki hamleleriyle adım adım ilerleyişi kimi zorluklar getirdi. Her şeyden önce Batıcı sağ ve sol çevrelerin, solcuların kendilerini ilerici diye tanımlaması, resmi ideolojinin desteği ve baskısıyla hakimiyetinin oluşu da diğer zorluklardan. Erbakan Hoca siyasal alanda ileri geri kavramlarını ters yüz etti. Bilimde, teknolojide, sanayide getirdikleri onların çok çok önünde yer almayı sağladı. Onlar ise bu acziyetlerini ve tıkanıklıklarını jakoben bir anlayışla bastırmaya çalıştılar. Medya desteğiyle de küçümseyici, gözden düşürücü tutumları hiçbir zaman eksik olmadı. Sanayi ve teknolojideki bağımlılıklardan düşünüşleri gibi kurtulamadılar.

Erbakan Hoca’nın bu kaba dil ve tutum karşısında, duruşunu bozmadan yolculuğunu sürdürürken oldukça zeki bir bakışla ironi dilini kullandı. Bu dil, bir bakıma ağır olan baskıyı kısmen de olsa hafifletti. Belki o an için hafife alınır gibi olduysa da öngörüleri bakışıyla ilerleyen zamanda bunu kabul ettirdi. Kara bulutları dağıtmanın da bir yöntemiydi bu.

Sol’un, liberallerin, kapitalistlerin, sağcıların, milliyetçilerin veya ırkçıların farklı bakış açılarıyla saldırgan tutumları karşısında ancak böyle bir tutumla aşılabilirdi. Hiçbir zaman kendinden ödün vermeyen ama yürüyüşünde adım adım aşamalar kat etmesi önemli bir hamleydi. Her şeyden önce müsamahakâr bir tutumu da vardı. Kendisine çok ağır harekette bulunanları, hicvedenleri tebessüm ederek şöyle bir baktı geçti, işine baktı.

Kendisinden sonra gelenler ve ayrışanlar bu dilden, tutum ve duruştan uzaklaştılar. Böyle yapılınca da büyük bir emekle oluşturulmuş olan hareketin ana izleğinden uzaklaştırılması topluma büyük bir zarar getirdi.

Kendisinden sonra aynı çizgiyi sürdürenlerin çabası bu büyük dalga karşısında elbette ki zorlukları olacaktı. Yeniden ayni çizgiyi sürdürmek, ödün vermeden ayakta kalabilmek ve örnek olabilmek geçmişe göre çok daha zor olurdu. Değişen ve dönüşenler karşısında yeni bir dil ve bakış zorunlu hâle geliyor.

Çileyi ve ideali merkeze almayanlar başka yolları tercih ettiler. Bu yolla bir sonuç elde edeceklerini düşündüler ya da niyetleri başkaydı. Sonuçta ana izlekten ayrılanların farklı bir yol üzere oldukları görüldü. Bu, hâlâ devam ediyor.

Hoca ile yakınlıklarımız çok sık olmadı. Parti görevimde çok önde biri değildim. O toplantı ortamlarında bir şeyler katma imkânımız sınırlı kaldı. Gazete toplantılarında zaman zaman bir araya geldik. Bunların birinde, önerilerimizi sıraladık. Düşüncemizin, Necip Fazıl’ı ve Büyük Doğu’yu ve sonrasını gündeme getirdik. Hoca o zamandan sonra konuşmalarında Üstad Necip Fazıl’dan örnekler getirdi. Bu, genele dönüşebilseydi siyasal bilinç kültür ve düşünce bağlamında daha da güç katılabilirdi. Tabiîi ki Erbakan Hoca’nın bir başına her şey olabilmesi güç ve sınırlı. Bulunduğu konum bakımından oldukça büyük bir çaba ile belli bir temel oluşturuldu. Zaman zaman aralarında kopuşlar ve sertleşmeler de oldu.

Erbakan Hoca gerek Üstad Necip Fazıl’ın ve başkalarının ağır eleştirilerine karşılık vermedi. Susmayı tercih etti. Müslümanlar arasındaki gerilimin tırmanmasına fırsat tanımadı. Kimileri bunları tırmandırsa bile. Örneğin Merhum Esat Hoca ile yaşananlarda olduğu gibi. Tasavvufi terbiye, edep ve birikimi onun kişilik bakımından en önemli yanı. Sabır, dayanıklılık ve tahammül. Hoca dinlemeyi iyi bilirdi. Onları düşünceleriyle harmanlar hayata geçirirdi. Ve tabiî ki çok önemli dikkatleri vardı. Yedi İklim dergisi olarak Peygamberimiz Özel Sayısını kendisine takdim ettiğimde memnuniyetini ifade etti. Fakat Peygamber sevgisi ve duygusu yüzüne yansıdı. “Peygamber Efendimizin adını derginin logosu üzerine yazsaydınız” uyarısında bulundu.

ATV’deki bir konuşmasında Kıbrıs ile ilgili konuşurken Peygamberimizin Halası Ümmü Haram’dan söz etti. Ümmü Haram Kıbrıs’ın fethine katılmış Larnaka’da katır üzerinden düşerek şehit olmuştu. “Ümmü Haram’ın bulunduğu kısmı da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne dahil etmek istediklerini,  Barış Harekâtı’nın bir nedeni de bu olduğunu belirtti. Duyguluydu. Daha sonra arşivimde bulunan Hayat Tarih dergilerini karıştırırken Kıbrıs’ın fethinde bulunan Ümmü Haram –Kıbrıs’ta Hala Sultan olarak bilinir, türbesi de oradadır- ile ilgili bir yazı okudum. Sahihi Buhari’de bir hadisi şerif var. Tevafuk olarak bunları bir arada okuyunca “Hala Sultan” başlıklı öykümü yazdım, Yedi İklim dergisinde yayımladım. Bir gün partide derginin o sayısını takdim ettim, konuyu da anlattım. Onun için de memnun oldu tebessüm ile teşekkür etti.

Millî Görüş kavramı İslâm medeniyet düşüncesinin günün koşullarında dolaylı bir tanımlamasıdır. Doğrudan İslâm denilemediği, ya da zorlanıldığı, siyasal partiler için yasal sıkıntılar doğurduğu için bu yol tercih edildi. Bu millet İslâm’dan ayrı düşünülemeyeceği için, milletin görüşü anlamında bir tercihti.Bugün artık doğrudan kavramların kendisinin tercih edilmesinde bir sakınca yoktur İslâm düşüncesi, medeniyeti, ümmet bilinci ve toplumu daha yerinde kullanılabilir. Çünkü bu milletin doğrudan olan kavramlara ve bakışa ihtiyacı bulunuyor. Şu karmaşık zihinlere ve kuşatmaya karşı.

Yapılması gereken açılan bu yolda düşüncenin yenilenerek ve bugünün koşullarında yeni bir dil ve söylem ile istikamet bozulmadan yolun sürdürülmesidir. Yapılması gereken yapılanların üzerine bir şeylerin konulmasıdır. Öncüler yapacaklarını, yapabileceklerini yapmış ve bu hayattan göçüp gitmişlerdir. Bundan sonrası yolun daha kullanışlı ve sürdürülebilir hâle getirilmesidir. Bilinç ve aşkın yitirilmemesi koşuluyla.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Haydar Haksal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Çakıcı - Değişen ve dönüşenler karşısında yeni bir dil ve bakış zorunlu hâle geliyorsa yeniden refah var artık hocanın mirasına sahip çıkacak evladına destek verin yeterli medya desteği alamıyor saygılar

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Şubat 10:35


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?