Acılarımız,Kadınlarımız ve “Şov”lar Tarihimiz

“Üzülerek ifade ediyorum ki sayın Cumhurbaşkanının kongrede bir şehit annesini aramasını bir şov olarak görüyorum. Bu tavır ayıptır.”

17 Şubat Çarşamba günkü basın toplantısında, AKP hükümetini tenkitlerine bu cümleleri de kattı Saadet Partisi Lideri Sayın Temel Karamollaoğlu.

Sınırımıza 25 km. ötedeki “ Gara”ya yapılan operasyondaki 13 rehin ve 3 asker şehitlerimizin haberlerinin ayrıntıları siyasilerimizin dillerinden ve gazetecilerin kalemlerinden kamuoyuna ulaştırılması kesintisiz sürüyorken, bu ülkenin geçmişinde yaşanmış benzer hadiselerdeki paralellikleri hatırlatmak istiyoruz.

1939 Erzincan depremidir aklımıza ilk düşen olay. Orada da iktidar vardır, parti olarak olmasa da muhalefetini sessizliğinde sürdüren  Türk halkı vardır.

O gün de , acı vardır, yanan yürekler vardır, cumhurbaşkanının ilgisi vardır, ilginin mekanı vardır, senaryosu vardır; en mühimi, acısı paylaşılan bir ana vardır.

İsmet Özel’in edebiyatımıza kazandırdığı “Milli Şef’in treni niçin beyaz?” mısrasında vurgulanan beyaz trenle Erzincan’a giden İsmet Paşa’nın, kulaktan kulağa yayılan bir habere göre kağıt oyunuyla meşgul olmasını, “ Ankara–Erzincan bir uzun yol; ağlayarak mı gidecekti? Bezik oynamıştır” savunmasıyla göğüsleyen partililer, Erzincan’da, bir yaşlı kadını göğsüne yaslandırarak kapatmışlardı tenkide açık yerlerini.

İşyerlerinin kapatıldığı, işsizliğin sürekli arttığı, eğitimin tatil edildiği, sokağa çıkma yasağının aylara yayıldığı “salgın” günlerinde “lebaleb” doluluğuyla övünülen kapalı salon kongrelerinde partililerine hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cep telefonuna bir şehit annesini bağlar organizeyle vazifeli partililer.

Sayın Karamollaoğlu’nun “şov” dediği işte bu uygulamaydı; bizim de Erzincan’da heykelleşen Milli Şef görüntüsüne paralel saydığımız.

(07 Mart 2020 tarihli ve “Neyi bilmediklerini bilmek” başlıklı yazımızdan faydalandık, paralellik var dediğimiz görüntüleri burada böyle işlerken. Siz de bir bakın deriz.)

“Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır , atanı:”

“Bölücü örgüt PKK’nın yıllar önce kaçırdığı, dedim ya bir kısmı beş yıl önce, bir kısmı altı yıl önce kaçırıldı; bunların içinde polis, asker var, öğretmen var. Ama gel gör ki bunu başaramadık.”

“Bölücü terör örgütü 1984 yılından bugüne kadar 30 bin sivil insanımızı aynı şekilde katletmiştir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rize konuşmasından aldık yukarıdaki cümleleri. Maksadımız ona konuşma metin yazma görevindekilerin hatalarını bulmak değil, titiz olmamalarına derinlerde bir sebep mi var sorusuna cevap aramak da değil. Dikkatleri uyandırmak. Tıpkı Fatih Altaylı’nın yaptığı gibi, Mehmet Barlas’ın yazdığı gibi.

“Metin yazarları Rize’deki konuşmada PKK tarafından katledilen 13 vatandaşımıza ‘esir’ tanımını kullandılar.

Bu çok ciddi bir sorundur, metin yazarları açısından affedilmez bir hatadır.

Savaş esiri kavramı ancak ve ancak savaşan devletler arasında geçerli bir hukuki terimdir.

Bir devlet ile bir terör örgütü arasında ‘esir’ kavramı kullanılamaz.” (Habertürk sitesi – 17.02.2021 – Metin – Fatih Altaylı)

Mehmet Barlas ise bir geleneğin daha yıkılmasından başlamış söze. “Çok partili demokrasiye geçtiğimiz günden beri, bir iktidar partisi lideri, üstelik cumhurbaşkanı, ana muhalefetin genel başkanı hakkında bu kadar ağır ifadelerle dolu bir konuşma yapmamıştır.” (Sabah Gazetesi – 18.02.2021 – Mehmet Barlas – Cumhurbaşkanı, demokrasi tarihinin en ağır suçlamalarını seslendirdi.)

Sayın Erdoğan’ın konuşmasından yukarıya aldığımız iki paragrafta “polis, asker var, öğretmen var” bilgisiyle açıklanıyor şehitlerimizin kimlikleri. Olayı Malatya Valisi ile sayın Kurtulmuş, sayın Şentop gibi AKP ünlülerinin “sivil vatandaş” tanımlarıyla duyurmalarının iç yakıcılığından insanlarımızın farkında olmasını istememizdir yazma maksatlarımızdan biri.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının ikinci paragrafında verilen “30 bin sivil insanımız” bilgisini, İçişleri Bakanı sayın Soylu, Meclis konuşmasında özellikle vurgulamıştır.

“Şimdi vereceğim rakam Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk kez söylenen rakamdır. 1984’ten bugüne kadar terör örgütü 6021 sivil katliam gerçekleştirdi.”

Bu tarih ve kayıplarımızın sayısı niçin veriliyor, tekrarlanıyor şimdi?

1984’ten bugüne kaç hükümet geldi geçti ülkemde? Soruları bir yana...

Türkiye Cumhuriyeti terör örgütlerini mutlaka bitirecektir. Bu bitirme vaktinin uzamasını isteyenlerin derinlerdeki, maksadından farklı kelimeler, cümleler kullandırma niyetlerini ifşa etmemiz de eklensin isteriz yazma aşkımıza.

“Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:”

İstiklal Marşı’mızın 6’ncı kıtasının 3’üncü mısrasındaki bu hitap, hepimizedir. Şehit atalarımızı incitmememizin birinci şartı, mısranın ilk üç kelimesinde anlatılmakta: Şehit çocukları olmamız. Bu kıymetimizi bilmeliyiz ve hep farkında olmalıyız diyerek “yanlışlıklar trajedisi” bir fıkra ile bitirelim yazımızı.

Bilim insanı bir grup balonlu seyahate çıkarlar. Hedefleri, yavaş hareketli bir hava aracıyla yeni bilgiler edinmek, gezmek, eğlenmektir.

Balon, rüzgarsızlığın etkisiyle olacak bir yayla evinin üstünde durur. Heyetin başkanı pozisyonundaki yaşlı profesör aşağıda gördüğü köylüye seslenir.

“Amca! Biz neredeyiz?”

Köylü, elini siper ederek ünler: “Havadasınız!”

Profesör de inatçı hani. Sorusunu daha açık sorar: “Yani biz nerede bulunuyoruz?”

Köylümüz hemen tahmini bir hesap yapar ve cevaplar soruyu: “Benim evin ondört metre üstündesiniz!”

Başkan profesör konuşmaları yakından takip eden arkadaşlarına döner, mahcubiyetini gizlemeden tecrübesini konuşturur: “Bu köylü bir matematikçidir!”

Arkadaşlarında ise itiraz çok  bu tespite. “Sıradan bir köylü işte. “Hayır” der başkan profesör, gerekçesinden emin bir tavırla izahını da yapar.

“Bu köylü bir matematikçidir. Çünkü söylediklerinin hepsi doğru.”

“Evet” der arkadaşları, “Yüzde yüz doğru!”

Artık kazandığını ilan etme anı gelmiştir başkan profesörün.

“Ama hiç bir işe yaramıyor!”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Komando - Profesör o köylüye bisoru daha sormalıymış mesala; bu balon nezaman patlar gibi!?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 20 Şubat 08:12


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?