Ölüm de dirim de bir haberdir

Ölüm haberi aldığınızda kendinizi nasıl hissedersiniz? Önce ben söyleyeyim: Niçin, neden, niye gibi soruların kapısını çalar, açan olmayınca gerisin geri giderim. Ölüm haberini aldığım kişiyle en son geçirdiğimiz vakti hatırlamaya çalışırım. Onun aslında ne kadar iyi bir insan olduğunu söyleyerek ölüm acısını hafifletmeyi denerim. “Daha gençti”, “gayet iyiydi” gibi sessizliği bozacak kısa cümleler kurarım. Dünya bir anda gözümde küçülüverir. İş, güç, koşuşturma hepsi gözümde küçülür.

Bütün küs olduklarımla barışma hissi gelir yüreğime oturur. Yazdığım şiire biraz daha sokulmaya çalışırım. Ölen kişinin yakınlarına söyleyecek taziye cümlelerinin yerine daha etkili bir şeyler söylemeyi düşünüp her seferinde bundan vazgeçerim. Ölü evinde sessizliğin dışında her şey gevezelik gibi gelir.

Ölüm haberini veren kişi gözümde çirkinleşir, içten içe kızsam da belli etmem.  Ölen kişi çok az tanışıklığımız olan biri ise onunla daha çok görüşseydim diyerek keşkelerimi çoğaltırım.

Bir insanın iyilik ve güzelliklerini neden yaşarken derinden hissetmeyip ölünce hatırlayıp dile getirme gereği duyduğum için kendime fena halde bozulurum.  Her ölüm haberi aldığımda kendi ölüm haberim ulaşmış gibi olur ve her okunan salada kendi salamı dinlerim.

Birinin ölüm haberini duyduğumda dünyanın her ölen kişiyle biraz daha yalnızlaşıp ıssızlaştığını hissederim. Ölüm haberi yaşadığımız dünyaya daha yakından bakmaya; gökyüzünü, ayı, yıldızları, tohumu, filizi, ağacı ve meyveyi daha çok ve ilk kez görüyormuş gibi görmeye vesile olur.

Şimdi siz söyleyin, biri dudakları arasına kıstırdığı ölüm haberini size sunduğunda ne yaparsınız?

Tabi ki şaşırırsınız, elbette üzülürsünüz, kuşkusuz, donup kalırsınız; ama size özgü bir şeyler daha olmalıdır ölüm haberleri karşısında istifinizi bozacak. Yazmaya koyulduğunuz hikâyede değişiklikler yaparsınız ister istemez. Bugün kütüphanemi düzenlerken kıyıda köşede kalmış bir kitabı alıp daha görünür, el altında bir yere yerleştirdim. On beş dakika sonra o kitabın yazarının vefat haberini öğrendim internetten. Kitap, liselerde İnsan İlişkileri dersine girerken uzun yıllar yardımcı kitap olarak okuttuğum İnsan İnsana isimli kitaptı. Kitabın yazarı ise Doğan Cüceloğlu. Güzel bir insandı. İçtenlikli ve sahiciydi. Allah rahmet eylesin. Dünyada haber olmayan ne var ki bize bir şey ulaştırmasın? Hayatın kendisi gibi ölüm de bir haber. Uzun süre kendi haberimizi yapacağı işi unutmamak için parmağına renkli bir ip bağlayan kişi gibi yanı başımızda taşırız. Bir gün aniden o ip parmağımızın ucundan sıyrılır gider. Ta ki unuttuğumuzu hatırlatacak habercimiz gelinceye kadar. O geldiğinde ise biz çoktan gitmiş olacağız.

YUNUS’ÇA ŞİİR

“Kim tahammül eder sekran olmadan güne”. Bu dizenin sahibi dost şair Ali Ural. Karabatak dergisinin yeni sayısında Suret başlıklı şiirinde geçiyor. Şiiri üç dört kez okudum. İçinden Yunus geçen bir şiir. Ali Ural’ın Suret şiirinde Yunus kâh kıvılcım saçıyor kâh kement atıyor ya da müflisin çanağına gönlünden kopan iki dizeyi bırakıyor. Ben daha ilk dizede kendimi sekr halinde buldum bile. Gün dediğimiz anlar bütünü acı ile hazzın, üzüntüyle mutluluğun terkibidir. İnsan hayatın ruha işleyen karışımlarını bir ömrün hülasası olan tek bir günde yeterince tadar. Gördüğünde görmediğinin hasretini çeker. Yaşama sarhoşluğu olmasaydı insanın salt akılla bu dünyanın düzeneğine tahammül gösterebilmesi belki de mümkün olmayacaktı. Esrime ve sarhoşluk, diğer bir tabirle vecd hali insana taşrada aradığının kendi içinde olduğunu öğretmiştir. (“Ben taşrada arar idim ol can içinde can imiş.”-Niyazi Mısri)

Sevgili okur, bu şiiri Karabatak dergisi 54. sayısından bul ve oku. Hem aynı dergide Yunus Emre üzerine birbirinden değerli yazıları da okuma fırsatı bulacaksın. Bu fakir de Dip Acı başlıklı bir şiirle yer aldı. Ali Ural’ın Suret şiirinden bir cür’anuş edelim öyleyse:

“kim tahammül eder sekran olmadan güne/camda görüp canavarı uykuya dalmak nedir/kim üzümü seyreder erik dalında ayık/kadeh kadehe kararır hep güneş güneşe/kalbimiz nazarsızdır şule arar, gülümse/belki kıvılcım sıçrar iki dize Yunus’tan

Gel beri kulum deyip kalbine nazar salıp /Cam-ı ebedi sunup hayran olasın bir gün”.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yaşar Akgül - Teşekkürler güzel kardeşim..Selamlar olsun...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 18 Şubat 14:04


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?