Kim hırlı kim hırsız?

Kuşadası’nda şehit mezarının başındaki Türk bayrağının direğiyle birlikte çalınması haberini duymuştum. Sivas’ın Şarkışla ilçesinde saz çalmak için saz çalan iki hırsız haberinden de haberim var. Kastamonu’nun Hocavakıf köyünde yıllar önce bir ton ağırlığındaki taşın gece hırsızlar tarafından çalındığı da ajanslara düşmüştü. Şişli Halaskârgazi Caddesi’ndeki bir banka şubesine giren yüzleri maskeli soyguncular elektrikli ısıtıcıyı alıp kaçmıştı, bunu da yakın zaman önce duymuştuk. En son Kartal’da bir vatandaşın kapısının önünden çocuğu için yaptığı kardan adam gece karanlığından yararlanan hırsızlar tarafından çalınmıştı. Çalanlar pişman olup kardan adamı belki salıverirler diye beklerken sevindirici haber mahalle sakinlerinden gelmişti. Neyse ki birkaç arkadaş topladıkları karları bir araya getirerek kardan adam yapıp Akbaş ailesinin 5 yaşındaki kızını sevindirip sürpriz yapmışlardı. Yağacak yeni bir karda apartman sakinlerinin yapacakları kardan adamı ne olur ne olmaz diye gece eve almalarını tavsiye eden bazı site sakinlerinden hiç bahsetmeyeyim.

Bu haberleri ilk duyduğunuzda, “Yok artık!” demişsinizdir illaki. Yok artık demediyseniz, “Pes artık!” demişsinizdir yani. Ne ilginç milletiz, hırsızımız bile ihtiyacı kadarını çalıp gerisini bırakıyor deyip teselli mi bulalım yoksa insanlar çalma repertuarlarını epey geliştirmişler, çalınmadık bir şey bırakmamayı iyice kafaya koymuşlar diye derin derin düşünelim mi?

Kardan adam çalan hırsızları bir an önce yakalamak gerekiyor. Cezalandırılsın için söylemiyorum. Tıpkı saz çalmak için saz çalan adam gibi bu tip hırsızları neden böyle bir şeye gerek gördüklerini araştırıp ortaya çıkarmak için bunun lüzumuna inanıyorum. Türk bayrağını bir şehit mezarının önünden direğiyle çalmak nasıl bir ruh dünyasının ürünüdür? Hangi mağduriyet, hangi ihtiyaç ve mecburiyet insanı böyle bir hırsızlığa sevk eder?

Toplumsal negatif davranışların kökenine inmek hem sosyolog hem de psikologlara çok önemli veriler sunacaktır. Toplumsal negatif davranışlar sadece hırsızlıktan ibaret değil şüphesiz. Başka başka örnekleri de yok değil. Bir de şu sıcak habere bakınız: “Adana’da koronavirüs hastasından satın aldığı tükürüğü patronunun içeceğine karıştırarak öldürmeye teşebbüs ettiği öne sürülen işçi hakkında ‘ev hapsi’ kararı verildi.” Bu arada bir atımlık tükürüğün fiyatının 500 TL olduğunu da belirtelim.

Bu suçlar eminim ceza verirken hukukçuları da zorluyordur. Literatüre bile girmemiş suçlarla ilgili karar vermek de kolay olmasa gerek. En iyisi bu suçları işleyenlerin bu işlere yeni başladıkları ve işin acemisi olduklarını var sayıp Allah tekrarından korusun deyip dua etmek. 

Uzun yıllar İstanbul’un birçok cezaevinde mahkûmlara konferans ve seminerler verdim. Onları daha yakından tanıma fırsatı buldum. En çok dikkatimi çeken şeylerden biri mahkûmların hüküm giydikleri suçun suç olduğunu kabul etmemeleri ya da suç olduğunu kabul etse bile kendilerinin suçsuz olduklarına inanmalarıydı.

Meşru ve legal yaşam biçimlerine uyum sağlamakta zorlanmak beraberinde çizgi dışına çıkıp kişiyi pervasızca suç işlemeye itiyor. Hele bazıları var ki işledikleri suçların yasadışı ve kanunsuz olup olmadıklarına hiç bakmadan sanki doğal bir iş yaptıklarına kendilerini iyice inandırmışlar. Cezaevlerinin aynı zamanda ıslah, terbiye ve normalleştirme mekânları olduğunu, insanlığı unutmuşlara insanlığı hatırlatma vazifesi gördüğünü de göz ardı etmemek gerekiyor. İnsan haklarını hiçe sayıp hapse düşenlere insan haklarını bir an bile akıldan çıkarmadan muamele etmek en müessir vurgudur. Suçlu kadar insanı suça iten şey ve suçun olağanlaşması gibi durumları da hesaba katmak lazım. Zira insanla suç arasına girmek, kontrol mekanizmasını tesis etmek, aklın sınırlarını korumasına yardımcı olup bilvesile suçun kaynağını da kurutacaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yaşar Akgül - Teşekkürler kardeşim..ilginç bir yazıydı vesselam...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 16 Şubat 23:44


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?