Zamanın tozu

“Köpüren, köpürtücü bir hayatın nadasıdır kardeşim

bütün devrimcilerin çektikleri

biliriz dünyadaki yorgunluk habiremızraklanır

dağlarda gürbüz bir ölümdür bizim arkadaşlarınki

pusmuş bir şahanız şimdilik, ne kadar şahan olsak

ama budandıkça fışkıran da bizleriz

ölüyoruz, demek ki yaşanılacak...”

(İsmet Özel)

Zamanın önüne geçmek mümkün olmadığı gibi zamanı da tek bir çizgide tutmak mümkün değildir. Hele keskinlikler ve mutlak hakikatler dünyası oluşturup insanları da oraya hapsetme düşüncesi, tarih boyunca hep geri tepmiştir. Muhakkak ki insanın fıtratı kaybolmadıkça da tepecektir. Nitekim bu tutum dünyayı anlamanın ve yorumlamanın önüne geçerek bu anlama sürecinin olanaklarını, insanın çeşitliliğini ve çoğulculuğunu azaltmaya çalışarak; bir şekilde bu hapsetme işini gerçekleştirmek istenmektedir. Şayet bu başarılırsa çeşitlilikten, farklılıklardan şüphe edilmeden görece bir sadakat sağlanmış ancak birbirine gösterilen “rıza”nın mihnet yükü ile beller daha da bükülmüş ve ahlaki olarak kaybedilmiş her şey zamanla fiziki olarak da kaybedilecektir.

Özellikle gelecek perspektifinin kör bir noktaya everildiği ve ufuktan, hayalden ve özellikle hedeften yoksun kalmış toplumların giderek sağaltılmış bir topluluk talep etmesini gerektirecektir. Kendi varlıkları açısından doğru bir tercihmiş gibi görünse de nihayetinde bu durgunluk ya başka bir şeye eklemlenerek yeni bir konuma erişecektir ki bu erişim bir daha kendinin hangi forma benzediğini hatırlatmayacak kadar büyük bir başkalaşımı sağlayacaktır. Zaman içerisinde kendi aralarında sağladıkları mutlaklık örtüsü azalacağı ve de ahlaken bir zeminleri olmadığı için de “rıza”nın yerini yeni bir ‘niza’ya bırakacaktır.

Burada esas sorun kendine değil de sürekli başkalarına bakarak kendini konumlandırma olduğundan sürekli edilgen bir şekilde savrulmak topluluğun beklentisini kendi fiillerinden ziyade nerede konumlandığına indirgemesinden kaynaklanmaktır. Kendisine bir yol belirleme iddiasını kaybettiği için başkalarının türküsünde bir nota, bir durak olmayı başarı görmek yola ve yolculuğa yapılmış en büyük ihanet olarak tarihin belleğinde yer bulacaktır. Zamanın tozu her şeyin üstünü örter. Nice toplumların, toplulukların üstünü örttüğü gibi.

Her hâlükârda yola ve yolun maddesi ile hemhal olanlar nihayetinde her durakta kendilerini muzaffer görecekleri için yürümenin vermiş olduğu sonsuzluktan mahrum olacaklardır. Artık notaları bile birbirine girmiş bir türküde akordu bile tutmayan bir şeyin parçası olmak bu dünyada var oluş gayelerini taçlandıracaktır. İnsan haliyle üzülüyor. Yürümenin cefası, hakikati aramanın ahlakı ona sahip olduğunu düşünenlerden daha kıymetli olduğu için sancılı bir yaşam, bir yürüyüş ve de ufka bakmak insanın kendi inkılâbı için yeteri kadar umut veriyor. Bu yüzden şairin dediği gibi; “yaşamak/ bizimçün dokunaklı bir şarkı değil ki. / Bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere” (Yıkılma Sakın, İ. Özel). Hoşça bakın zatınıza.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?