Yollar yürümekle olan hardrockmetallıca dinlemekle olur mu?

“Siz öğrenci misiniz, siz talebe misiniz, yoksa siz rektörün odasını basmaya kalkışan terörist misiniz?”

Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan’ın partisi AKP’nin il kongrelerine canlı bağlantı ile katılarak yaptığı bir konuşmanın halka duyurulmasına bu cümle ile başlandı haber sitelerinde.

Böyle bir cümleyi tercih etmesinin her iki tarafta da makul sebebi, maksadın hasıl olacağına tam inanmalarıdır. Maksat, söylenemeyenlerin de çağrıştırılması, endişeye sevketme, güvenli yer aratma...

İlk iki soru cümleciğini duyan, okuyan her kim ise bu ülkede, aklına, sayın Cumhurbaşkanı’nın gençlerle hemhal olması, dertleşmesi gelmez. Konuşma yazıcılarının özellikle vurgulayacakları, suçlama demesek de hata aradıkları kanuncu sorgulayıcılığa yol bulunacağı çoktan hissedilmiştir. Yoksa siz, rektörün odasını basmaya kalkışan terörist misiniz?

“Bize de Çakıcı derler, basarız konakları” türkülerimizdeki eşkıyalık Osmanlı yıllarımızda kalmamış mı idi?

“Benim doğduğum köyleri, geceleri eşkıyalar basardı” mısralarını resmi şairimiz “Milli Şef” yıllarında yazmamış mıydı hem?

Anlı şanlı yapılan, gösterilen, yazılan Demirel–Özal günlerinde her gün duyduğumuz sınır karakollarımızı basan teröristler haberlerinden kurtulmak için 15 Temmuz’larda şehadeti göze almadık mı en son?

Rektör odalarının basılabileceği fikri mi yayılmak isteniyor, fikrine mi inandırılmak isteniyor insanlar; dizaynı hatalı kelimelerle?

Bize ne Amerika’dan? Bize ne Trump giderken basıldığı iddia edilen Kongre odalarının magazinimsi resimlerinden, haberlerinden?

Amerika’da marketler yağmalanmıştı korkusunun bir İçişleri Bakanı’mızda yer bulmasının yanlışlığı bize Corona artması ve istifa gel-gitleri yaşatmışken...

“İşgal de, boykot da birdir” diyerek üniversite odalarını –ki aralarında rektör odaları da bulunabilir– basanları onaylayan İsmet Paşa 50 yıl olmuşsa göçüp gideli...

Okuma özürlü olduk. Ne beraber yürümeye çıkanların terennüm ettikleri şarkıların güfte yazarları okuyor, ne de kalın kalın nutuk kitaplarına konuşma malzemesi hazırlayan özel insanlar.

“Yollar yürümekle aşınmaz!”

Madem ki hâlâ İsmet Paşa destekli etkiden endişe duyuluyor, Demirel’i hatırlayarak “Öğrenci misiniz, terörist misiniz?” sorusunun ilk çıktığı yılların kenarından bir hesaplaşma yapmalıyız.

Yıl 1968. Tezgahta Adalet Partisi’nin Ankara il kongresi var. Demirel’i ışıklandırarak Anadolu’ya “Nurlu Süleyman” diye pazarlayanların senaryolarına göre, tespit edilmiş ve söyleyecekleri ezberletilmiş bir delege kürsüden haykırmaktadır: Komünistler yürüyorlar, üstümüze üstümüze yürüyorlar!

Demirel de kürsüye doğru yürümektedir; motor, motor diye bağırırken bir gazeteci basın locasından.

“Yollar yürümekle aşınmaz!”

Sonraki yıllarda ve yapılacak ihtilallerde her Demirel adı geçtiğinde anılacak bu üç kelimelik cümleyi duyanlardaki tereddütün oluşturduğu sessizliği tanık gazeteci Yavuz Donat “Fazla alkış almadı” diye yazacaktır; “Protesto haklarının kutsallığına bir vurgulamaydı” izahlı savunmasını da ekte sunarak...

Yıl 1968. İhtilalin üstünden sekiz sene geçmiş. İhtilali ilkokul çağında  yaşayan çocuklar gelmiş üniversiteli olmuş. “Olur mu böyle olur mu” marşıyla darağacı gölgesinde yaşayan gençlik ise Demirel’in bürokratları, işadamları, sanayicileri, ihalecileri, sanatçıları vesaire olmuşlar iken... İsmet Paşa’da da ihtilalin hesabını sorarlar korkusu...

Demirel’den beklenen, gençliğe sahip çıkmasıdır, o çocuklar bizim çocuklarımız demesidir. Bizi kucaklamaya gelmelerini, sizlerin, üstümüze yürümek olarak algılamanız fevkalade yanlıştır, ayıptır, günahtır itirazını bilinen üslubuyla anlatmasıdır. Fakat Demirel bunu yapmamıştır.

Yıl 1968. Demirel Başbakan. Yolları aşındırmayan o yürüyüşlerin sebeplerini ortadan kaldırması, meseleleri, problemleri insanlar daha yürüme ihtiyacı hissetmeden “Demokrasi içinde” çözmesi idi, çözmeye niyeti ve gayretinin olduğuna inandırması idi Demirel’den umulan. İşte bu yüzdendi delegelerin şaşkınlığı, alkış yapmadaki tereddütleri.

Alay modunda, dalga geçme modunda algılaması ise halkımızın, Demirel kalemşorlarının arzusuydu ve önce onlar güle oynaya kullandılar; kışkırtıcılık dozunu artıra artıra hem de.

Yıl 2021. Sayın Cumhurbaşkanı’nın yazımızın başına koyduğumuz cümlelerinin haberi “Artık bu ülke, Taksim’deki bir Gezi olayını yaşamayacak ve yaşatmayacaktır” diye biterken medya alanlarında, az ileride ise İçişleri Bakanı konuşuyordu: “15 Temmuz’u FETÖ yapmadı. Amerika’nın 15 Temmuz’un arkasında olduğu apaçık ortada.” 

AKP’NİN YAZARLARI YAZIYOR YAZILARI

Bir AKP eski milletvekilinin, CHP İstanbul il başkanına benzettiği yandaş bir bayan yazar, Cumhurbaşkanı’nın SP Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ü ziyaretinin ardından “Ziyaret sarstı; SP destabilize oldu” yazmış köşesinde kına yakarak.

Teminat hesabıyla milletvekili yapılan JuniorArınç’ın havaalanı VIP salonlarında tecavüzüne uğrayan bir eski milletvekilinin aktüel tespitinin kendi dengesinde oluşturduğu tahribatı SP ziyaretini yazarak geçiştirmeye yahut saklamaya çalışanların sağlıklarını önemsediğimizdendir şimdi bu yazacaklarımız.

Denge nerede, nasıl bozulur AKP insanlarında, sorusuna iki örneğimiz var; şimdilik.

Boğaziçi’ne atanan rektör Melih Bulu diyor ki: “Ben hard rockmetalica dinleyen bir rektörüm.”

AKP iktidarının 20’nci yılındaki bir icraatına konu olan kişi böyle bir cümleyi niçin söylemiş olabilir?

İlk ihtimal: AKP kalemcilerini tatmin etmek için...

Hani onların hayali vardı iktidara ilk yürüdüklerinde çok yazmışlardı: Hard rockmetalica dinleyen rektörlerimiz olacak!

Biri okumuş, unutmamış AKP’yi iktidara taşıyan katip gazeteciler arzusunu ve çıkmış gelmiş şimdi: O benim işte!

Dengesinden emin bayan yazar kızımız SP’ni kafasına göre anlayacağına, keşke otursa ve Boğaziçili öğrencilerin korkularının yersizliği üstüne döktürseydi sosyoloji diye bildiklerini. Mesela onları şöyle öğütleyebilirdi: AKP’nin atadığı rektörün “Ben hardrockmetalica dinlerim” demesinden, biz de o yaşa geldiğimizde öyle mi olacağız korkusuna düşmemesi için gençliğimizin ellerinden emniyetle tutmalıyız.

Mesela, rektörün “Boğaziçi’ni ilk 100’e sokacağım” demesini de yazmalıydı, ondan da öğütlerini esirgemeden.

İlk 100’e girme hayali ve hesabı olmayan diğer üniversitelerimizi endişelendirmesi ve durup dururken nerden çıktı bu demeleri, Boğaziçi çocuklarını yeni rektöre yönlendirmiştir ki, yanlıştır. Çünkü “nereden çıktı bu” kastı ile hiç gündem olmayan ilk 100 yahut 200 filandır anlatılan.

Denge hesapçısı AKP yazar bayanları Boğaziçi’ni böyle terazilerken, erkek yazar kişileri de ittifakçı partilerinin dertlerini çözmeye çalışabilirdi.

İttifakçı partinin içinden sahiplenilmiş delilerin sapla–samanı karıştıran kurtulma demeçlerini Türkçe’ye tercüme edebilirlerdi mesela.

“Uyuşturucu satıcılarından çekindiği için kuru sıkı tabanca bulundurduğunu” söylemiş gazetelerin bir siyasi kişiye saldırdılar dediklerinden bir tanesi savcılıktaki ifadesinde.

Suçlama doğrudan ittifak ettikleri AKP hükümetine yapılmıyor mu burada? Sokaklarda uyuşturucu satıcıları mı var, insanları çekinmeye ve kuru sıkı olduğu iddialı silahlar edinmeye sevkeden?

Yani biz AKP katiplerine, 17 Şubat 2019 tarihinde “Bir de adı Saadet olan particik var” diyordu sayın Cumhurbaşkanı; hatırlatmasını yapalım!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?