Reklamı Kapat

Kutsal değerlerden taviz verilmez

Bismillâhirrahmânirrahîm;

BOĞAZİÇİ Üniversitesi’nde yaşananları ibretle izliyoruz. Olaylar, AKP’de görev yapmış bir kişinin üniversiteye “rektör” atanmasıyla başladı. Akademisyenler ve bazı öğrenciler yeni rektörü kabullenemedi. Tepkiler oldu; gösteriler yapıldı; polis müdahale etmek zorunda kaldı. Bir bilim yuvası için hiç de hoş olmayan manzaralar yaşandı.

Öğrenci ve akademisyenlerin yasal yollardan tepkilerini ortaya koymaları haklarıdır. Ama bu tepkiler maksadını aşar, ilgisi olmayan başka mecralara taşınırsa, bunu tolere etmek mümkün değildir. Öğrenci olmayanların, sapkın grupların üniversite içinde eylem yapmaları gibi... Hele, milletimizin ortak değerleri olan kutsallarına hakaret etmenin iyi niyetle bağdaşır bir tarafı yoktur.

Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanan karışıklığın iyi niyet, itidal ve akl-ı selimle çözülebileceğine inanıyorum. Yazımda genellikle, milletimizin tamamının tepkisini çeken Kâbe posterine hakaret üzerinde durmak istiyorum. Poster, üniversite bünyesinde faaliyet gösteren bir sanat ve kültür kulübü tarafından yapılmış. Posterin kenarlarına LGBTİ figürleri yerleştirilip ortasına da bir şahmeran resmi konularak yere serilmiş.

Bu manzarayı oluşturanların öğrenci olabileceğini düşünemiyorum. Bunlar, üzerinde yaşadıkları, ekmeğini yiyip suyunu içtikleri, havasını teneffüs ettikleri ülkelerinden habersizler mi? Tarihin dile geldiği İstanbul’daki yüzlerce camiyi de mi göremediler?

Özellikle, Kâbe posteri üzerinden milletimize hakaretin; öğrenciler dışında, ülkesine yabancılaşmış bir zihniyetin provokasyonu olabileceğini düşündürüyor. Ayrıca, sapkın gruplar, uç örgütler ve öğrenci olmayanların üniversite sınırları içinde ne işi var?

  AGD’YE ŞÜKRAN BORÇLUYUZ

Milletimizi sinir uçları denilebilecek en hassas noktası olan kutsalları üzerinden vurmak isteyenlere karşı, Anadolu Gençlik Derneği (AGD) her zaman olduğu gibi, yine tarihi görevini yaptı.  Ülkemizin bekâsını tehlikeye atmak, manevi direncimizi kırmak isteyen sapkınlara karşı meydanlara indi. Özellikle Beyazıt Meydanı’nda binlerce kişinin katılımı ile olaya tepki gösteren basın açıklamasını yaptı. Toplantıyı STK’lar da destekledi. Sapkın zihniyetin provokasyonlarına karşı güçlü bir direnç oluştu.

Kutsal değerlerimize karşı yapılan saldırı ve hakarete sessiz kalınamazdı. AGD İstanbul Şubesi, Boğaziçi Üniversitesi’nde LGBTİ’li sapkınların kutsalımıza saldırısına, “Alışmayacağız; kabul etmeyeceğiz; karşısında olacağız” diyerek reddetti. Ahlâkî ve manevi değerlere bağlılığı ile bilinen AGD’li gençler, basın açıklamalarında kararlılıklarını şöyle gösterdiler: “Hak ve bâtıl mücadelesinde, bâtıl ve sapkın zihniyetlerin her daim karşısında olmaya ve hakkı haykırmaya devam edeceğiz.”

AGD Genel Başkanı Salih Turhan, her fırsatta, “İfsada karşı ıslah çalışması yaptıklarını” açıklıyordu. Boğaziçi olaylarında da aynı duruşu ortaya koydular. “Erbakan’ın talebeleri olarak ahlâksızlığa asla geçit vermeyeceğiz” dediler. Sanat ve kültür kılıflı hakarete Malcolm X’in sözü ile cevap verdiler: “İslâm’a sövmekten başka fikri olmayanlar; fikrin değil, İslâm’a sövmenin özgürlüğünü istemektedirler.”

AGD’nin “milletimizin sesi” olan haklı tepkisine en geniş anlamda Millî Gazete ortak oldu. Manşetten verdiği haberi, arka kapakta tam sayfa olarak değerlendirdi. AGD ve Millî Gazete’ye şükran borçluyuz.

KÂBE VAZGEÇİLMEZİMİZ

AGD, Boğaziçi olayında varlık sebebimiz olan değerlerimize sahip çıkma imtihanını yüz akıyla verdi. Çünkü Kâbe bizim vazgeçilmezimizdi. İnsanlığın ilk mabedi; tevhid ve adaletin simgesi idi. Allah’a yöneldiğimiz mekândı. Mukaddeslerimize sahip çıkmak inancımızın bir gereği idi!

Yaşananlar bize bazı gerçekleri de hatırlattı. Robert Kolej, casusluk ve misyonerlik faaliyetleri ile anılıyordu. Boğaziçi Üniversitesi, Robert Kolej’in mekânı üzerine kurulmuştu. Yabancılaşma konusunda hâlâ geçmişin izlerini mi taşıyordu? Olay, yalnız bir “rektör ataması” olmaktan çıkmıştır. Devletimiz, bu üniversiteyi ciddi bir incelemeye almalı; varsa, yabancı unsurlardan büsbütün arındırmalıdır.

Bu topraklardaki bir üniversite, bu ülkenin özelliklerini taşımalıdır. Yerli ve millî olmalıdır. Üniversiteler akademik çalışmaların yapıldığı bir alandır. Devamlı bilimsel kimliği öne çıkmalıdır. Rektörlerin seçiminde de, üniversitelerin “özgür düşüncenin kaleleri” oluşu dikkate alınmalıdır.

Önceden, rektör seçimini üniversite konseyleri yapardı. Adaylardan en çok oy alan üç kişi cumhurbaşkanına sunulur; cumhurbaşkanı da bu üç kişi arasından takdir yetkisini kullanırdı. Bu yöntemin daha isabetli olduğunu düşünüyorum.

Sezai Karakoç, ayağı kaymış bir toplumdaki üniversitelerde, “Bilimin, ezber ve taklitçilikle hafızaya yüklenmiş kör bir yığın aktarma bilgiler” haline geldiğini anlatır. Bilim, taklitçiliği kaldırmaz. Özgün olmak zorundadır. İnceleme ve araştırma yaparak, analizci ve eleştirel bir yaklaşımla hür düşünceyi sistematize eder. Üniversiteler başka şeylerle anılır olmaktan çıkarılmalı; yalnız bilimsel çalışmaları ile gündeme gelmelidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?