Reklamı Kapat

Siyeri yaşamak

Mescid-i Nebevi’nin avlusunda iftar sofralarının kurulduğu, Mescid-i Haram’ın Ramazan umrecileri ile dolup taştığı, o mübarek mekânlardan mahrum bırakılmadığımız günlerde bize de Ramazan umresine gitmek nasip olmuştu. Gitmeden önce öğrencilerimle tek tek görüşüp helallik almış ve “Eğer Peygamber Efendimiz (s.a.v.) için mektup yazarsanız, tam yeşil kubbenin karşısında, sizin adınıza mektuplarınızı Resullullaha (s.a.v.) okuyacağım” demiştim. Amacım çocuklarla, Peygamber Efendimiz arasında bir köprü olabilmekti. Peygamber Efendimize ne demek istediklerini çok merak ediyor ve birbirinden harika mektuplar bekliyordum. Çok geçmeden büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştım. İlk teneffüste çocuklar kapımın önünde bir kalabalık oluşturmuş, ellerine geçirdikleri, defterlerinin kenarından kopardıkları kâğıt parçalarına özensizce yazılmış irili ufaklı notlar getiriyorlardı. Bazıları yaklaşan sınavlarda başarı sağlamak istiyor, bazıları ise yaşadıkları sorunları anlatıp yardım istiyordu. Tek kelime ile yıkılmıştım. Ancak bu olay nerede yanlış yapıyoruz sorusunu sordurmuştu bana.

Yıkılmıştım çünkü Peygamber Efendimizi (s.a.v.) çocuklara o kadar soyut ve uzak şekilde anlatmışız, kendimizden o kadar uzaklaştırmışız ki çocuklar O'nu bir dua merci olarak görüyorlardı. Hâlbuki duaları kabul eden sadece ve sadece Yüce Rabbimizdir. Yıkılmıştım çünkü Sevgililer Sevgilisine (s.a.v.) yazılan mektupların daha özenli olmasını beklerdim. Çünkü insan değer verdiği insana mektup yazarken özen gösterir. Biraz düşününce O’nu (s.a.v.) nasıl anlattığımızı sorguladım. Sadece siyer dersleri de değil, ailelerde, okullarda, Kur’an kurslarında, sohbetlerde, kitaplarda nasıl anlatıyoruz? Biz Siyer-i Nebi’yi nasıl görüyoruz, nasıl algılıyoruz da çocuklara bu kadar duygusuz, hissiz, yanlış ve eksik anlatıyoruz?

Burada iki ciddi sorunla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. Birincisi Siyer-i Nebi’yi sadece tarihten ibaret görüyoruz ve çocuklara bir tarih dersi gibi anlatıyoruz. Haliyle sadece çocuklarda değil, hepimiz başta Peygamber Efendimiz (s.a.v) olmak üzere sahabe efendilerimizi tarihte yaşamış birer şahsiyet olarak görüyoruz. Yaşanmış ve bitmiş tarihi bir olaylar ve şahsiyetler… İkincisi Peygamber Efendimizi de (s.a.v.), sahabe efendilerimizi de insanüstü varlıklar olarak görüyoruz. Sanki onlar hiç hata yapmaz, acıkmaz, susamaz, duyguları olmaz, olamaz. Onların neler yaşadığını, neler hissettiklerini anlatmıyoruz, anlayamıyoruz. Belki de yaşadığımız olaylar karşısında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle yapardı ya da sahabeden filanca kişi benzer bir olay karşısında şu tavrı koymuştu dendiğinde kolaylıkla “ama o peygamberdi, ama onlar sahabeydi” diyebiliyoruz.

Hâl böyle olunca çocuklar Peygamber Efendimiz ve sahabe efendilerimizle ünsiyet kuramıyorlar. Ünsiyet kuramayan, kendine gerçek örnekleri, gerçek önderleri seçemeyen çocuklarımız sahte kahramanlar, sahte örnekler, sahte önderler seçmek zorunda kalıyorlar. Hâlbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bize üsve-i hasene, güzel bir örnek olarak gönderilmişti. O'nun (s.a.v.) gibi olamasak da O'nun (s.a.v.) gibi olmak için çalışmamız gerekir. Çünkü O (s.a.v.) hayatın her anında, her zorlukta örnek alabileceğimiz, çözümlerle dolu bir hayata sahip. Aynı şekilde sahabe efendilerimizin hayatından da çıkaracağımız birçok örneklik, birçok ders var.

Geldiğimiz nokta yeni bir dil benimsememiz gerektiğini gösteriyor. Yeni denilince köklü birtakım değişimler algılanıyor, buradaki kastım bu değil. Siyeri bir tarihten ibaret görmeden, kendimizden uzaklaştırmadan bütünüyle ele almaktan, çıkarmamız gereken dersleri doğru bir dil ile anlatmaktan bahsediyorum. Tabi ki tek başına bunlar yeterli değil, anlattığımızı kendimizde uygulamamız gerekir ki çocuklar da bir etkisi olsun. Çünkü çocuklarımız bizden ne görürse onu yaparlar, onu örnek alırlar. Ağzımızdan çıkanlarla davranışlarımız tutarlı olmalı. Peygamber Efendimizi (s.a.v.) sevdiğimizi söylüyorsak bunu kanıtlamamız lazım. Hem Peygamberimizi seviyoruz deyip hem de O’nun yasakladıklarını yapmaya bile isteye devam edemeyiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Selime Sümeyye Abatay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?