Reklamı Kapat

Tarifçilerden tarihçi olmuş 15 Temmuz’lar olmuş

Mağlubiyeti kabul etmişlerin işaretlenmiş yollarda beraber yürüdükleri rehberlerinden birini konu etmiştik 15 Aralık 2019 tarihli ve “Yazdılar, çizdiler, içlerini 15 Temmuz’da döktüler: Daha biz hesaplaşmaya başlamadık!” başlıklı yazımızda.

Bir daha hatırlatalım dedik!

Yukarıya bir yazısının klişesini koyduğumuz ve bugün o ismini kullanmayan yazar kişisinin 12 Eylül gelirken yazdıklarından iki parçayı daha sunuyoruz dikkatlerinize. Devamı belki sonraya...

“Hatırlar mısınız bir zamanlar Pilavoğlu ve müritleri heykellere dadanmışlardı. Atatürk heykellerine saldırıp bununla kendilerini tatmin ediyorlardı. Ardından ne oldu? Koruma Kanunu çıktı. O gün bugündür Atatürk tartışılamıyor, methiyenin dışında her türlü tahlile, yoruma tenkide kapalı tutuluyor.

Adı derviş Mehmet olmamış da Necmeddin olmuş soyadı Pilavoğlu olmamış da Erbakan olmuş ne farkeder? Değil mi ki bu da ‘Dindar’ görünüşü altında Dine en büyük zararı veriyor, değil mi ki dindarları tekrar zindanlara tıkayacak bazı kanunların çıkması için belki sözleriyle değil ama hal ve fiiliyatıyla zemin hazırlıyor. Derviş Mehmet’in o hareketini İslam için zararlı kabul edip de Erbakan’ın bu hareketlerini zararlı kabul etmemek akla, mantığa ve sağduyuya sığar mı?”

“Derviş Mehmet adlı meczup Menemen’de ne yapmıştır? Eline geçirdiği yeşil bayrağı sallaya sallaya arkasındaki üç-beş zibidi ile şeriatı getireceğini bağırmıştır. Bu hareket sonraları yüzlerce cana mal olmakla kalmamış, her inanmışın başında Demoklesin kılıcı gibi duran 163. Madde ve benzerlerini doğurmuştur. ‘Şeriat tehlikesinin mevcut olduğu’ görüşüne haklılık kazandırmıştır. Tamam bu hadise düzmece bir hadisedir, yıllar yılı başımıza ekşitilmek için planlanmış, uygulanmıştır, tabiatiyle Derviş Mehmet meczubu planın bir küçük parçasından ibarettir, Yoksa Erbakan da böyle midir? Doğrusu kesinkes hayır diyemiyor insan.”

12 Eylül’e kadar okuyucularına bir ihtilal olabileceğini hissettirmeyen ve onları Erbakan ve MSP şahsında müslümanlara nasıl bakmaları gerektiğini yukarıya aldığımız örneklerde anlatanların, 12 Eylül’ü İngiltere’de karşıladıklarını birkaç gün sonraki yazılarından öğrendiğimizde neler hissettiğimiz şimdi kimsenin bilinmezi olmamalıdır.

Pilav üstü kuru, 65 üstü yaş

Benim de görüp geçtiğim bir resimdi. Normal şartlar altındaki normal bir yaşanırlık saymış olmalıydım. Ya da hangi haber bombardımanının içine düşmüştüm ki görmüş fakat bakmamıştım.

JuanLucena’nın Korona tablosundan bahsediyorum.

Fatma Tuncer’in 25 Ocak 2021 tarihli gazetemizdeki “Onları ayıran duvar” makalesini okuyunca farkettim ve döne döne baktım durdum.

“Lucena’nın korona virüsten hayatlarını kaybeden büyük ebeveynlerin veda anını özetleyen tablosu kelimelere sığdıramayacağımız hüznü, şaşkınlığı, korkuyu, endişeyi ve hasreti renkler ve mimikler aracılığıyla aktarıyor” diyen Fatma Tuncer’in “Büyük ebeveynler” tanımındaki sıcaklığın, birleşikliğin ve sevginin tadını bilmeyenlerin termometreleri eksi 10 dereceye çeken “65  ve üstü yaş” sesleri düşüncelerimizi soğutmuş, bizi, üretimden uzak, gören fakat bakmayanlar etmişti.

Neden bu ülkede yapılmadı böyle bir tablo, diye soruyorum kendime.

Yoksa aile bağları kuvvetli Türkler biz değil mi idik? Alfabeyi çözmeye başladığımızda ilk hatırladığımız dedelerimizdi hani. “Dedem bana oku, yaz da adam ol dedi. Ben de okudum, yazdım, adam oldum.”

İstanbul sözleşmesinin neresine düşmüştü salgın günlerinde adamlığımız? Kayda geçen başka özelliğimiz olmadığından mı “65 ve üstü yaş” tanımı kapattı bizi torunlarımızdan uzak odalara? Ulaşım kartları iptal edildi haberlerinin yüreğimizde yara açmaması, 65 ve üstü narkozunu benimsediğimizden mi?

Elin Lucena’sının tablosuyla ancak dikkatimiz çekildiğinde ailemizi hatırlayacak ve cep telefonu ekranlarında gidereceğiz hasretimizi.

Cümbür cemaat idik,

Cumhur cemaati saydılar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Şeyma - O yazar Yavuz Bahadıroğlu sanki... Veysel Akpınar müstearını kullanan Yavuz Bahadıroğlu idi. Yani gerçek adıyla Niyazi Birinci...

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 30 Ocak 15:41


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?