Rüzgar eken, fırtına biçer derler

Meslek hayatımda geride bıraktığım 50 yıl boyunca siyaset diline böylesine bir sertliğin hakim olduğunu hatırlamıyorum. Bunu söylerken geçmişte çatışmalar olmadı, liderler hep birbirlerine tatlı tatlı laflar attılar diyor değilim. Ancak, siyasete böylesine sürekli olarak sert bir üslubun hakim olmadığını söylemeye çalışıyorum. Siyaset dilini sertleştirenlerin bundan rahatsız olduğunu sanmıyorum. Eğer rahatsız olsalar biraz olsun dillerini yumuşatabilirler. Ancak,  çok sıradan bir konuşma bile adeta kavga üslubu ile dillendiriliyor. Bunun da ötesinde öylesine bir kamplaşma ve ayrıştırma meydana geldi ki, taraflar özellikle de sadece kendi söylediklerinin doğru olduğunu dile getiriyor,  muhataplarının ülke yararına hiçbir cümle kurmadıkları iddiasını üslupları ile dile getiriyorlar. Böyle nereye varılabilir? Bu üslubun ülkeye ne yararı olabilir? Bunun da ötesinde ısrarla iktidar ile muhalefetin yan yana gelmesini istemek ve beklemek bir hayal olduğu gibi birbirlerinden uzaklaşmayı gündeme getiren tavrı daha nereye kadar sürdüreceklerini de kestirmek mümkün değil.

            Özellikle iktidar sözcüleri muhalefeti adeta köşeye sıkıştırma,  söyleyecek söz bulamayacak hale getirme gibi bir tavır sergiliyor olması, bir yönü ile ülke ile ilgili tüm sorunları sadece kendilerinin bildiği, muhalefetin söyleyecek tek sözü olmadığı havası estirerek, toplum böyle bir anlayışa kanalize edilmeye, estirilen bu hava ile ülkenin ciddi hiçbir sorunu yok ancak,  muhalefet ortalığı karıştırmaya çalışıyor, olmayan sorunlar icat ediyor havası estirilmeye çalışılıyor. Söz gelimi iktidar sözcüleri korona salgını ile mücadelede dünya ülkeleri içinde üçüncü sırada olduğumuzu söylüyorlarsa, bu sözler acaba doğru mu diye düşünülmesini bile ihanet olarak nitelendirip, muhalefete karşı,  “Konuşmayın. Susun” tavrı ortaya çıkıyor.

            Hemen belirteyim ki, iktidarın eleştirilmesi demokratik bir sistemde çok tabiidir. Elbette eleştirmek iftira atmak şeklinde olmamalıdır. Eksik bilgi sebebiyle muhalefet eleştirisinde yanlış bir çizgiye düşmüş ise bunun karşılığı iktidar sözcülerinin işin doğrusunu ortaya koymaları gerekir. Ancak, bir takım sorunları ve bu sorunların çözümü konusunda teklifler sıralandığında o bilinen sert, azarlayıcı, itham edici ve suçlayıcı üslupla yüksek sesle muhatapları azarlar bir tavır takınılıyorsa, yani siyasetin sertleştirilmesinden yarar umuluyorsa bunun iktidara bir faydası olmayacağını, eğer şimdiye kadar iktidar bundan yararlanmış ise artık yolun sonuna gelindiğini, toplumun bu sert üsluptan rahatsız olmaya başladığını görmek gerekiyor. Bu sert üslubun sebebi belki tabanlarını bloke etmek olabilir ama görünen o ki, bir süre sonra sert üslup insanları birbirlerini dinleyemez ve karşılıklı konuşamaz hale getirdiğinde ipin ucu kaçmış olabilir.  Her şeyi ben bilirim, benim dışımdakiler bir şeyden anlamaz yaklaşımı bir süre tabanlarını belki bloke edebilir ama bir süre sonra inandırıcılığı kaybolmaya başlar. Çünkü insanımız ciddi olarak bir sıkıntı içindedir. Bu sıkıntılar ister istemez insanları strese sürüklüyor.  Halbuki siyasilerin birinci görevi,  insanımızı psikolojik sıkıntıya itmek değil, huzur içinde yaşamalarını sağlamaktır. Özellikle de ekonomik bakımdan salgın dönemini en iyi atlatan üçüncü ülke olduğumuz söylemi hepimizi memnun etse de çevremizdeki pek çok işyerinin kapandığını, küçük esnafın kirasını ödeyemez hale geldiğini görmek ve bunun da ötesinde yapılan desteğin de esnafı sıkıntıdan kurtaracak düzeyde olmadığını görmemek mümkün değil. Sonuç olarak, bir süre sonra söylenen sözler inandırıcılığını kaybedecek, sıkıntılar dayanılamaz bir noktaya gelecektir. Bunları söylerken derdimin felaket tellallığı yapmak olmadığını belirtmek isterim. Çünkü bu ülke sadece iktidar mensuplarının değil hepimizin, yan komşumuzun çektiği sıkıntı hepimizi rahatsız eder, etmesi gerekir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?