“Vay beee” demeyin deneyin

Merhum Necmettin Erbakan, 28 Mayıs 1996 yılında Bayan Tansu Çiller ile ortak hükümet kurup “Erbakan Başbakan” sloganı gerçekleştiği yıllarda Demirel hayranı olan bir arkadaşım, “Haydi hayırlı olsun, gayenize kavuştunuz” diyerek samimi dille tebrik ederken ben ona, “Tebrikin için teşekkür ederim. Gayemize kavuşmadık. Gayemiz, Rabbimizin rızası ve onun lütfuyla cennetine kavuşmak” anlamında cevap verirken o da ben de samimi idik.

Hâlâ yaşamakta olan o arkadaşımla dostluğumuz devam ediyor.

Rabbimiz, bütün insanlığının hızlı hareket etmesini, kısa ömür içinde çok iş yapılmasını ve hedef olarak Allah’ın afvına ve cennetine kavuşmak için koşmamızı emreder:

“Rabbinizden bir mağfirete ve genişliği gök ile yer genişliği gibi olan, Allah'a ve Peygamberlerine iman edenlere hazırlanan, cennete doğru müsabaka yarışı yapınız. Bu, Allah'ın dilediğine verdiği bir lütufdur. Allah büyük lütuf sahibidir” (Hadid süresi ayet 57/21).

Bu ayetin bir benzeri de Al-i İmran süresinin 133’üncü ayetidir. Orada “Sariu” süratle yarışın anlamınadır.

Nelerde yarış yapacağız sorusuna da, “Hayırlı işlerde yarışınız” buyurur:

“…Öyle ise hayırlarda koşuşun…” (Maide süresi ayet 5/48).

Hayırlı işler nedir?

İslam’ın emrettiği her iş hayırlıdır, yasakladığı da şerdir, haramdır.

Ben, vaizlik yaptığım şehirde tanıdığım bir ilkokul öğretmenini anlatayım sizlere de bir adamın hayırlı işlerinin sayısını siz yapın:

Ali Rıza öğretmen, şehre yaya yürüyüşle bir saatlik uzaklıktaki otuz haneli köyün tek öğretmeni idi.

Ali Rıza öğretmenin okulundan mezun olanlar şehrin en başarılı öğrencisi olurlardı. Köy uzak ve okulun fiziki şartları kötü olmasa şehrin ileri gelenleri çocuklarını o okula göndereceklerdi ama olmuyordu.

Öğretmeni şehre almak istiyorlardı ama öğretmen hakkında iki yıl önce bir şikâyet olmuştu. Öğretmen günlük ders programı bittikten sonra öğrencilere Kur’an okumasını da öğretiyordu.

Şikâyet üzerine ilin başka bir köyüne gönderilmiş, bir sene orada kaldıktan sonra köylüler, vilayete giderek öğretmenlerinin geri gelmesini sağlamışlardı.

Köyün imamı olmadığı için namazlarını kıldırıveriyor. Radyo, motor gibi teknik aletleri bozulduğunda tamir ediveriyor ücret almıyor.

Düğün evinde en iyi türküyü o söyler, ölü evinde en iyi Mevlidi o okur ama ücret almaz.

Camide köylülere dini bilgiler verir. Haftada bir akşam şehre gelir bizim dost toplantılarına katılır ve gece köye döner.

Bir gece arabasıyla köye dönerken kendini, “Okulda Kur’an okutuyor” diye şikâyet eden köylüyü, sarhoş vaziyette köye yaya olarak gittiğini görür. Arabayı durdurur ve binmesini ister. Sarhoş köylü, öğretmeni tanır, şikâyetini hatırlar, gecenin yarısı olması nedeniyle binmez.

Öğretmen, arabadan inince sarhoş kaçmaya başlar. Ali Rıza öğretmen güçlü kuvvetli bir adam. Onu yakalar, zorla arabaya bindirir. Evine getirir. Hanımına, “Bunu sabah namazına uyandır ve camiye gönder” der.

Adam sabah namazına gelir. Namaz kılındıktan sonra öğretmenin eline kapanır ve “Seni şikâyet eden bendim. Beni afvet” der.

Öğretmen, “Bir şartla affederim, işin olmadığı zamanlarda namazını camide kılacaksın” der anlaşırlar, kucaklaşırlar.

Bir Pazar günü arkadaşlarımla beraber beni de köydeki evine davet etti. Gittik. Evini göstererek, “Bu evin yerini ve camlarını alırken para ödedim. Gerisini ben yaptım. Satın aldığım yerin toprağından kerpiç yaptım. Eşimle beraber hem usta hem işçi olduk. Kapı pencerenin kerestesini ormandan izinle kestim kendim yaptım. Yalnız toprağa ve cama para verdim” dedi.

Bir ara bizden ayrıldı ve biraz sonra Göksu’dan yakaladığı birkaç kiloluk balıkla döndü geldi ve bize taze balık ziyafeti verdi.

“Su uyur, düşman uyumaz” derler ya, Ali Rıza öğretmen tekrar şikâyet edilir. Şikâyet konusu yine aynı: “Okulda Kur’an dersi vermek.” Teftiş için gelen İlköğretim Müfettişi, şikâyet sebebini bildirir, doğru olup olmadığını sorar. Öğretmen de doğru olduğunu iftira olmadığını söyler.

Müfettiş, imkânsızlıklar içinde olan okulu, o şartlar içinde tertemiz tutan, çocukların seviyesini şehirlilerin üstüne çıkaran bu öğretmene kıyamaz ve kendince raporunu tutar ve arkasından, “Ben, senin gibi düşünmüyorum ama ben Mersin’de olduğum sürece sana hiçbir zarar gelmeyecektir. Eğitimine devam” der.

Piknik için bir Pazar günü Göksu nehri kenarına gittiğimizde piknikte yapılacak hizmetlerin ağırlığı yine onun üzerinde olurdu. O bütün bunları yaptıktan sonra bulduğu kuru bir ağaçtan hemen bir kaşık oyar ve ayrılırken tahta kaşık hediye etmeyi de ihmal etmez.

Daha sonra Konya’ya tayinini ister. Derse başlar, birkaç hafta sonra çocuklar ve  veliler  ilk defa böyle bir öğretmeni görür ve sevinir. Müdür de memnun. Çünkü Ali Rıza öğretmen okulun bahçesine girerken duvardan bir tuğlanın düştüğünü görse geçip gidemez. Onu alır ve gediğine koyar. Yerde bir kâğıt parçası görse, “Bunu temizlikçi almalıdır” diye düşünmez, hemen onu alır ve çöp sepetine atar.

Kendisini böylece tanıtan Ali Rıza öğretmen, Konya’da da köydeki hizmetlerini aynen devam ettirir.

Onun can arkadaşı Şevket öğretmen, onun düğünü için Kemaliye’ye gider. Ali Rıza’yı gerdeğe katmadan önce konuşurlarken, “Hep geyik avından bahsederdin. Bir geyik eti yemeden sabah ben gidiyorum” der.

Ali Rıza, gerdeğe girer. Hanımına der ki, “Seninle biz çok beraber olacağız. Bana izin ver” der, Silahı alır gecenin karanlığında ava gider ve sabah namazına sırtında bir geyikle gelir ve Şevket hocanın sabah kahvaltısına geyik eti çıkarılır.

Ali Rıza öğretmen emekli olmuş. Çocuklarını okutuyormuş. Yetkililer izin verdikleri kadar şehrin camilerinin ve okullarının  yapılacak yerlerini parasız yapıyor, eksiklerini tamamlıyormuş. Gölgede dinlenirken dostlarına hediye vermek üzere kaşık yapmaya devam ediyormuş.

“Vay beee, ellerde neler varmış” demeyin, deneyin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

04

Mustafa Pekşen - Çalışmayı/işini/yaşamayı/bulunduğun yerde olmayı/merhem olmayı/varlık gayesini/yaratanı sevmek ....Demek ki insan ister ise zaman çok imiş...Benim nefsime alacağım nasihat!!

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 30 Ocak 14:33
02

İbrahim Şenel - Arkadaş keyfi için bir canlı geyiğin katili olmak vay be ne kadar özenilecek bir durum.!

Yanıtla . 0Beğen . 5Beğenme 29 Ocak 11:07
01

İ .ş - Arkadaşının keyfi için bir canlının geyiğin canına kıymak gelde vaybe deme.

Yanıtla . 0Beğen . 5Beğenme 29 Ocak 11:00


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?