Çözüm ne sağda ne de solda -1-

Geçen hafta Kadıköy’de yaşlı bir insanımız donarak öldü... Sami Balaban... Olay vahimdir; hepimizin derece derece sorumluluğu vardır.

Hoca Ahmet Yesevi (k.s.): “Yoklar doymadığında varlar ağlamıyorsa, dünya tez yıkılır.” Bu teşhisten sonra tedaviyi de bildiriyor. Her derdin ilacı İslam’dır. Öyle ya! Şafi Allah’tır. Kur’an-ı Kerim de “Furkan” ve “Şifa”dır. Tüm ilaçlar Kur’an ve sünnet eczanesindedir. Sorunları, çözümleri kim Allah’tan daha iyi bilebilir ki?!

“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” “İnsanların hayırlısı onlara yararlı olanlardır.” “Kendisi için istediğini/sevdiğini başkaları için de istemeyen iyi bir mümin olamaz” (S.A.V.).

-Bir mahallede/beldede birisi açlık nedeniyle ölse, mahalle sorumludur. “Bir mahallede bir yoksul varsa, orada onun hakkını yiyen (zekâtını vermeyen) bir hırsız vardır.”

-Bizim medeniyetimiz vermek, paylaşmak üzerinedir. Vakıflar bunun içindir.

-Hz. Ömer (R.A.) Medine’de dilenen yaşlı bir gayrimüslime maaş bağlatmıştır.-Hz. Ebubekir (R.A.) hilafetinde zekât vermekten kaçınanlara savaş ilan etmiştir.-Bencillik, cimrilik, israf, haset, hırs, vehn haramdır.

“ Hz. İsa ( A.S.): “Dünya sevgisi deniz suyu gibidir. İçtikçe insanı yakar.”

Yokluk/yoksulluk/geçim darlığı ile ilgili “vahiy”lerden bir kısmını paylaşalım ki “ilahi çözümlerle” “beşeri çözümler” farkını görebilelim:

Hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim’de ihtiyacımız olan her şeyin beyanı, misali/örneği var; ekmel (tam, mükemmel, eksiği de fazlası da yok) (Nahl/89, Kehf/54, Maide/3, En’am/38).

Zekât farzı otuz civarında ayeti kerimede namazla birlikte zikredilmiş. Kur’an’da genellikle iyiliklerin sevabı bire on olarak gösterildiği halde, infakın sevabının bire yediyüz olduğu bildirilir (Bakara/261).

Zekâta sadaka denmesinin iki sebebi var: Malın temizlenip artması ve imanda sadakate/kemale delâlet eder.

“Kurtulacak muttakilerin vasıfları arasında ‘infak edenler’ de vardır” (Bakara/3).

“Kurtulacak müminler zekât emrini yerine getirirler” (Müminun/4).

“İmanlarında sadık/doğru olanların, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat edenler...” olduğu bildiriliyor (Hucurat/15).

Müttakilerin, Allah Teala’nın velileri olduğu, onlara korku ve hüzün olmayacağı, dünyada ve ahirette müjdeler olduğu bildirilir (Yunus/62-64).

İlahi hukuk ahlakı da düzeni de adaleti de korur ve sağlar. Hukuk, ahlâk üzerinde vaaz edilmeli. Ahlâk olmazsa, adalet de olmaz. Hem hukuk, hem de ahlâk yoksa vay halimize...

Hümeze/2’de: “Vay o malı toplayıp, durmadan sayanın haline!”

Haşr/7: “Mallar içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet olmasın.”

Tevbe/34: “Altını, gümüşü biriktirerek Allah yolunda sarf etmeyenleri ateşle müjdele...”

Yukarıdaki olay vahimdir; hepimizin derece derece sorumluluğu vardır.

Denir ki zamanın sultanı, BehlülDana’ya sorar: “Bu hırsız hakkında ne dersin?” Behlül der ki: “Hırsızın işi ve aşı varsa hırsızın eli, yoksa sultanın eli kesile...”

Kadıköy’deki ölümden belediye, mahalle, komşular, hepimiz sorumluyuz. Donan insandan değil sadece, hayvanlardan da sorumluyuz. Donan kediden de... Gücümüz kadar sorumluluğumuz var. Varlıkla da darlıkla da sınanıyoruz. Sabır ve şükür gerekiyor.

Rabbimiz şükredildiğinde nimetlerini artırıyor. “Güven”, “huzur” ve “refah” veriyor. Nankörlükle de açlık/geçim sıkıntısı/yoksullukla birlikte “korku” bizi sarıyor/kuşatıyor.

(Nahl/112) Allah, böyle bir memleketi örnek veriyor. İstanbul böyle... Ve her yer İstanbul... Dünya da öyle... Sefahat ile sefalet uçlarında, uçurumun kenarındayız. Gelir dağılımındaki veriler, uçurumlar ürkütücü boyutta. Bu toplumsal bir depreme gebelik demektir. Denge yok. Adalet yok. Ölçü yok. Bu, haset ateşini, düşmanlığı, çatışmayı büyütmez mi? Toplumsal deprem, doğal depremden daha büyük tehdit ve tehlikedir.

Tüm bu olumsuzluklar infak, zekât, sadaka ibadetlerinin hakkıyla yerine getirilmesiyle çözülmez mi?

Nahl/112. ayet ışığında İstanbul örneğine bakalım. Şükürsüzlük/nankörlük zirvede; azgınlaşmışız... Bu yüzden huzur yerine huzursuzuz. Güven yerine korkular bizi kuşatmış durumda. “Can,din, akıl, nesil, mal” güvenliğimiz ne kadar var?! Büyük bir depremde halimiz nice olur?! Belki de İstanbul’daki mülteciler, daha büyük belalara sigorta/paratoner oluyor. “Ensar” olmaya muhtacız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?