Salgın kafaları karıştırıyor

            Salgından toplumu korumak, salgının hızını kesmek için bir takım tedbirler alınıyor ve yasaklar getiriliyor. Ancak, getirilen yasaklar yeni sıkıntıları da beraberinde getiriyor. Söz gelimi salgın sebebiyle kapatılan iş yerleri iflasları, işsizliği gündeme getiriyor. Olay elbette bununla da kalmıyor esnafın bankalara olan borcunun ödenmesine sıra geldiğinde ya devletin meseleye el atarak taksitlerin ertelenmesi söz konusu oluyor ya da devletin salgın sebebiyle darboğaza girmiş olan esnafın imdadına yetişmesi gerekiyor. Kısacası, toplumun önemli bir kesimi adeta hareketsizliğe mahkûm durumda. Denebilir ki, insanlar alınan tedbirlere uyacak olsalar dükkânların kapatılmasına gerek kalmayabilir. Bu yaklaşım düşünce bazında doğru olmakla birlikte uygulamada istenen sonucu vermiyor. İlan edilen tedbirler ve uygulamaya konulan yasaklara rağmen sayıları çok az da olsa bazıları kurallara uymamayı marifet sayıyor. Verilen cezalar bile bu tipleri yanlıştan döndürmeye yetmiyor.

            Yasakların sebep olduğu ekonomik sorunlar ve insanların bir kısmının vurdumduymazlığı tedbirlerden istenen sonucun tam olarak alınamaması sebebiyle salgının önünü kesmek hususunda tüm ümitlerin aşıya bağlanmasına yol açtı. Ne var ki, bunda da bir takım sorunlar ortaya çıktı. Zengin ülkeler ihtiyaçlarının üstünde aşı bağlantıları yaparak bazı ülkelerin aşıya erişimini engeller bir durum oluşturdular.

            Meseleye bu açıdan baktığımızda diyebiliriz ki, salgından korunmak hususunda zenginler avantajlı bir konum oluşturdular. Buna bir de ülkemizde kayak mevsiminin açılması ile kayak merkezlerine koşmaları, buralarda kuralların bir kenara itildiği görüntülerinin medyaya yansıması ister istemez, “Virüs zenginlere bulaşmıyor mu?” ya da “Zenginler yasaklardan muaf mı?” sorularını akla getirdi.

            Hatta özellikle kayak merkezlerindeki kalabalık görüntüler, “Şehirde yasak dağda serbest” yaklaşımının medyada haber başlıklarına yansımasına sebep oldu. Kayak merkezlerindeki otellerin son günlerde doluluk oranının yüzde 80 ile yüzde 100’lere ulaşması yukarıda sıralamaya çalıştığım soruları hatırlattı. Bu görüntüler ister istemez parası olanların kapağı söz konusu merkezlere atarak tüm yasaklardan korunduğunu, atamayanların ise şehirlerde toplu taşıma vasıtalarına bile binmekte güçlük çektiklerini düşündürdü.

Bu noktada bir gazetede yer alan aşılama kampanyaları ve bazı ülkelerin verdikleri yüksek siparişlerle aşının dünyanın her ülkesine ihtiyaç nispetinde ulaşmasını engellemiş olduğunu hatırlatma, buna bir de, “Eşitsizlik virüsü” raporu eklenince ister istemez kapitalist sömürü düzeninin parası olanların yaşama hakkı var olmayanların yok gibi bir görüntünün çıkmasına vesile oldu. Çünkü raporda, “10 zenginin gelirlerindeki 9 aylık artış ile dünyanın aşılanabileceği” belirtiliyor. Kısacası salgından yoksullar daha fazla zarar görüyor. Bu yoksulluk ülke ve şahıs bazında aynı sonucu verdi.

Söz konusu rapordan kısa bir alıntı ile yazımı noktalamak istiyorum:

 “Gezegendeki en zengin bin kişi Kovid-19 nedeniyle yaşadıkları kayıpları sadece  9 ayda telafi edebilirken, dünyanın yoksullarının ekonomik olarak toparlanması 10 yıldan fazla sürebilir.”

İşte medeni dünyanın(!) görüntüsü bu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?