Reklamı Kapat

Kan tutulması

Bir canlının kanının akışı üstüne methiyeler düzmek doğrusu psikopatlık olsa gerektir. Yazık ki hamasete dönük her edebiyat kandan beslenir. Kastedilen kan, kişinin kendi damarlarında akıp durmakta olan değil, bir başkasının damarlarını terk eden, yaşamsal faaliyetlerini sonlandırmaya işaret eden kandır. Bunun üstüne cümleler kurulur, methiyeler düzülür, duygular coşturulur, şiirler düzülür. (Şiirler düzülür; şiir söylenmez, zira başkasının kanının akışkanlığı için kurulan hiçbir cümle şiir falan olamaz!) Bu topraklarda kan tam da bu bağlamda bayraklara rengini verendir. Hatta kan değmemişse, üstüne kan falan bulaşmamışsa bayrak nasıl bayrak olsundur! Toprak nasıl ki birer birer, biner biner canları yutuyorsa güya insanları bir arada tutan hamaset de öylece kanla beslenir. İtiraz edilemez, karşı konulamaz. Yerinde rahat edemeyen bir kan varsa derhal dökülmelidir ve hem de akacak kan damarda durmaz!

Doğruluğu, dürüstlüğü tartışma konusu bile olmayan tarih, özellikle anlı şanlı tarihler, kanla yazılmıştır. Yazılırken sentetik yan kesik fırça mı, akrilik yahut yağlı boya fırçası mı kullanılmıştır bilinmez. Belki de divit falan kullanılmıştır da mürekkep temininde sıkıntı çekildiğinden kanla iktifa edilmiştir. Dolayısıyla milletlere göre tarih harika yazılmıştır. Gerçi biraz etnosantrik olmuştur ama etnosantrizm Microsoft Word’ün yazı tiplerinden biri olamamıştır. Muhtemelen modern zamanlarda yazım olanakları arttığından kan da yazı için kullanışsız olmuştur. Yoksa tıpkı şanlı tarihler gibi kanla yazmak gibisi var mıdır?

Kanın fazlaca döküldüğü her olay, özellikle savaşlar, bir şekilde haberdar olanın canını acıtmadığı sürece izlemelik üründür. Orada canı yanan, kanı akan kendisi olmadığı için duygudan uzak ve sırasında heyecanlanarak bakmaktan çekinmez. Ünlü savaş esteti ErnstJünger’in saptadığı gibi ‘fotoğrafsız savaş olmaz; bir nesneyi çeken kamera ile bir insana ateş eden silah arasında önüne geçilmez bir özdeşlik şekillenmektedir.’ Şöyle söyler Jünger: “Düşmanı bir anlığına donduran ölümcül bir silah ile büyük bir tarihsel olayı en ince ayrıntısına kadar korumaya çalışan fotoğraf makinesi, aynı aklın ürünüdür.” (Susan Sontag, Başkalarının Acısına Bakmak, Agora Kitaplığı, 2004) Doğrusu bu bakış acımasızlığı söz konusu fotoğrafa şahit olan için de böyledir. Silah, cinayet, kavga, savaş, kaza vb. her tür olay, şahit olan için anlatısını besleyen malzemedir. Ve tüm bunların vazgeçilmezi elbette bir başkasından akmış olan kandır.

Bir insanın bedensel bütünlüğünün bozuluşunu göstermek görsel adına nasıl pornografiden kabul ediliyorsa, kan üstüne edebiyat geliştirmek, hamaset döktürmek de öylece pornografidir. Heyhat ki cümle âlem bu türden bir söyleme tav olmaktan kendini alamaz. Şehit kanlarıyla suladığımız bu topraklar diye başlanan cümlenin nasıl devam ettiği hiç mi hiç önemli değildir. Kandan söz edilmişse muhatap alınan insanlar çoktan kopmuş demektir. Yani damarındaki kanın akmasıyla birileri hayattan koparken birileri aynı kan dolayısıyla hayata bağlanır. Doğrusu aşırı ilginç bir yaklaşımdır ama genel olarak bunun sorgulanması insanlarca ilginç karşılanır. Zira insanlık kan akışı dolayısıyla başka bir şeyde hiç yakalayamadıkları kadar coşkuya kapılır. Yine ilginçtir ki o coşku en olmadık yanlışları tercih etmelerinde başrol oynar. Söylemin pornografisine kapılmaktan kendilerini alamadıkları gibi bunu adam akıllı doğallaştırıp zıt yönden sorgusu söz konusu olduğunda işkillenirler. Nedendir? Bir başkasının kanının akışı niye bir insanın işine gelsindir? Neden coşkuya yol açsındır?

Mevzu üstüne en güzel cümlelerden biri ünsüz Türk düşünürü Mahmut Örün’e aittir: “Bir de kimsenin kanı damarından başka bir yere akmasın!” diye söyler kendisi. Elbette bu akışkanlık imkânı biraz zenginleştirilebilir. Mesela ihtiyacı olan birine kan bağışlanabilir. Kızılay’ın her hafta düzenli olarak gelen kan bağışı davetine icabet edilebilir. Buradan bir şiddet görünümü çıkmayacaktır ama belki bir garibin yaşamsal ihtiyacı giderilecektir. Elbette böyle bir eylem heyecana, coşkuya, cuş-ı huruşa yol açmaz. O halde diyebiliriz ki insanları heyecanlandıran, kanın fuzuli akması sonucu bir canlının yaşamını yitirmesidir. Yani bir başkasının üstünde şiddetin etkisini görebilmek, acısına şahit olabilmektir. İbret nazarıyla yahut acıma hissiyle de değil, basbayağı bir başkasının acısını coşkuyla seyretmektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?