Reklamı Kapat

Zamana sahip çık!

Bu çağın insanının en büyük dertlerinden biri de kendi değerleri ile kendisine sunulan hayat arasında sıkışıp kalması, kendine ait olan, sahip çıkması gereken ne varsa modern dünyanın ona dayattıkları arasında seçim yapmak zorunda kalmasıdır. İşte bu zorunluluk yüzünden gelgitler yaşıyor ve hayatı anlamlandırmakta zorlanıyoruz. Bunun en büyük tezahürü ise “zaman” algımızda ortaya çıkıyor. Modern dünya bize bambaşka zaman kavramı sunarken, inandığımız ve iman ettiğimiz değerler ise bambaşka bir zaman kavramına sahip. Şüphe yok ki hepimiz inançlarımıza göre yaşamımız gerektiği konusunda hem fikirizdir. Sorun ise inandığımız gibi yaşamak yerine bize dayatılanları kabul ediyor oluşumuzda.

Mümin bir kimse her konuda olduğu gibi zaman konusunda da kendisine rehber olarak Kur’an ve sünneti örnek almalıdır. Zamanı bize göre ve onlara göre karşılıklı olarak incelediğimizde nasıl bir kaosun içinde olduğumuzu daha net anlayabiliriz. Zira İslam’ın zaman anlayışı ile Batı’nın zaman anlayışı arasında kocaman bir uçurum vardır. Zamanı nasıl tanımlarsak tarihimizi de öyle tanımlamış olur yani kendimizi ona göre inşa ederiz. Batı zamanı tanımlarken statik yani doğrusal bir şekilde tanımlar. Zaman, Batı için düz bir çizgidir. Sıfır noktasında başlar ve ileriye doğru gelişir. Geçmiş hep eksik ve noksandır. Medeniyetler düz bir zaman çizelgesinde ileriye doğru gelişir. Batı gelişimini tamamlamıştır ve doğu yani bizler gelişimini tamamlamamış, bunun için de hep Batı’ya muhtaç toplumlarızdır. Ancak İslam’da zaman döngüseldir. Bir insan nasıl doğar, büyür, gelişir ve sonra ölürse toplumlarda, doğarlar, büyürler ve ölürler. Sonra yeni bir toplum döngüsü başlar.

Modern dünya için an önemlidir ve bize sürekli “anı yaşa” der. Bunu derken anı iyi değerlendir demez “hayat kısa dilediğince ye, iç, gez ve harca” der. Anı yaşa, amaç edinme, insanlık için dert edinme… Hâlbuki bizim için zaman bir bütündür. Geçmiş bugünden, bugün ise gelecekten ayrı düşünülemez. Geçmişimiz bizim varoluşumuzken, geleceğimiz bugünü nasıl yaşayacağımızı belirler. Eğer geçmişi yok sayarsak Hz. Adem’den beri inandığımız bütün değerler anlamını yitirir. Gelecek olmazsa ahiret de olmaz. Ahiret olmazsa adil bir düzen için, İslam birliği için, yaşanabilir bir dünya için çalışmamıza da gerek kalmaz. İşte o zaman modern dünyanın emrettiği gibi anı yaşamak kalır elimizde…

Ancak modern dünya “anı” özgürce yaşamamıza da izin vermez. “Özgürce yaşayabilmen için benim kurduğum düzene uymalısın” der. Sadece boş zamanında özgür olabilirsin. Benim için çalıştıktan sonra “boş zamanlarında” istediğince yaşa... Git gönlünce tüket, çılgınlar gibi alışveriş yap, televizyon başında istediğin kadar vakit geçir… Yaptığın tek şey tüketmek olsun. Ve böylelikle boş zamanında da bana çalış. “Önemli işlerini de boş zamanında yap, mesela kitabını boş zamanında okursun” der. Ve böylelikle kitap okumak gibi değerli eylemler modern dünyada boş zaman eylemi olarak durur önümüzde. Gerçi kapitalizmin dişlileri arasına sıkışan insanların çoğunun kitap okuyacak vakti de yoktur. Hâlbuki boş vaktimiz olduğu için değil kitap okumak önemli bir eylem olduğu için bu eyleme özel bir zaman belirlememiz gerekir.

Modern dünyanın aksine İslam’da boş zamanda yoktur. Yüce Rabbimizin defalarca üzerine yemin ettiği bir şeyin boş olması düşünülemez bile. Boş olan şey olsa olsa zamanın kıymetini bilemeyen insandır. Fahreddin Razi, Asr Suresi’nin tefsirinde, “Zaman katıksız, kusursuz bir nimettir. Hüsrana düşüp ayıplanacak olan ise insandır” der. O halde sürekli zamanı suçlayıp durmak beyhude bir çabadır. Zaman her daim kıymetlidir, bizim kıymetimiz ise zamanı hangi eylemlerle doldurduğumuzdur. Elbette yorulacak ve dinlenme ihtiyacı duyacağız ancak bu Rabbimizin emrettiği gibi bir işten yorulduğumuz zaman bir başka işe geçerek bedenimizi ve ruhumuzu dinlendirme şeklinde olmalıdır.

İki dünya arasında sıkışıp kalan bizlere Batı sürekli bazı örnekler gösterir. Başarılı olmak için kim gibi olmamız gerektiğini, nasıl çalışmamız gerektiğini öğretirler güya. Zamanı çok iyi yönetip çok başarılı olan insanların hikâyeleridir bu örnekler. Bu insanların ortak noktası güne erken başlamasıdır. Bizden çok uzakta, bizim medeniyetimizin zaman konusunda yerine getirmemizi istediği kuralları yerine getiren isimlerdir bunlar. Bizler ise onlara hayranlıkla bakar ve iç geçiririz. Bir zamanlar, “Sahibüz-zaman: Zamanın sahibi”, “İbnü'z-zaman: Çağının çocuğu”, “İbnü’l-vakt: Yaşadığı anın gereği ne ise onu yapan”, “Ebu'l-vakt: Vaktinin hâkimi, çağına yön veren” gibi isimlerle anılan büyük bir medeniyetin çocukları için utanç vericidir bu durum. Hâlbuki Peygamber Efendimizden (s.a.v.), sahabe efendilerimizden, birçok âlim ve liderden zamanla ilgili önemli örneklerle doludur tarihimiz. Zamanı O’nlar gibi anlamadığımız, O’nlar gibi yaşamadığımız sürece hüsrandan kurtulmamız mümkün değildir. O halde bir an önce silkelenmeli ve zamana sahip çıkmalıyız.

Selam zamana sahip çıkanların üzerine olsun…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Selime Sümeyye Abatay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?