Koronanın hatırlattığı nefes

İnternette yaşlı bir İtalyan vatandaşının pandemi/salgın hastalığında, hastahanede kendisine verilen oksijen karşılığında 500 dolar istenmesiyle ağlamaya başlaması ve neden ağladığı sorulduğunda, “Bu yaşa kadar bana parasız nefes veren Allah’a şükretmediğime ağlarım” dediği bir çok kişi tarafından yayınlanması mayamızın daha tam bozulmadığını gösteriyor.

Nefesin değerini en iyi filmlerde gördüğümüz mafyanın, eziyet edeceği ve istediğini alacağı adamın kafasını suya sokarak kısa yoldan sonuç almasıyla öğreniyordu millet.

150 kadar üniversite öğrencisine konuşurken, “En çok sevdiğiniz üç nimeti hatırlayın” dedikten bir dakika sonra, “Nefes alırken soluduğumuz havayı hatırlayanlar el kaldırsın” dediğimde kaç kişinin el kaldırdığını 22.02.2013 tarihli yazımda yazmıştım buyurun okuyun:

Bir an durunuz ve aldığınız nefese yoğunlaşınız.

Nefesin yerini tutabilecek dünyada başka bir nimet var mı onu düşününüz.

Oruç tutarken bir müddet yiyecek ve içeceklere ara verebiliyoruz.

Ama nefese ara veremiyoruz.

Şeyh Sadi Şirazi’nin Gülistan isimli eserinin önsözündeki, “Her nefeste iki nimet vardır. Her nimet için de şükür lazım” hikmetini, Bizim şair Nahifi,

“Şükreyleyemem bir nefesin nimetine

Her bir nefes etsem sana bin hamdü sena” diye şiirleştirmiş.

Muallim Naci Bey de her nefesin şükrünü yerine getirmeye çalıştığını ifade etmek için,

“Hak-perestim arzı ihlas ettiğim dergah bir

Bir nefes tevhidden ayrılmam Allah bir” demiş.

Aldığınız her nefeste canınızda, teninizde kanınızda ne güller, ne sümbüller, ne karanfiller açtığını göremeseniz bile. Nefes alırken tattığınız ferahlık ile verirken tattığınız mutluluk  nefesinizin can ve teninizde meydana getirdiği bahar havasıdır.

“Ama ben bu tadı almıyorum” diyorsanız hemen ağzınızı kapatınız, elinizle burnunuzu kapatınız ve nefes nimetini içinize bir müddet almayınız.

Yüz elli kadar üniversite öğrencisiyle güzel bir salonda sohbet ederken kendilerine, “En çok sevdiğiniz üç nimeti hatırlayın” dedim.

Bir dakika sonra, “Nefes nimetini hatırlayanlar parmak kaldırsın” dediğimde üç kişi parmak kaldırdı.

Nefes nimeti neden hatırlanmaz?

Parayla satın alınmadığından.

Kimsenin tekeline verilmediğinden.

Kanuni Sultan Süleyman anlamış nefesin ne demek olduğunu.

Yemen’den Viyana’ya kadar dünyanın nimetlerine sahip bu kudretli sultan,

“Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” diyerek hiç bir devletin, saltanatın bir nefes sıhhat gibi olamayacağını yaşayarak söylemiş.

Okullarda canımızın bilgi gıdasını aldıktan sonra tenimizin taze gıdasını da almak için teneffüse çıkarız.

En değerli, en kıymetli, en lezzetli yer, mal veya eşyayı anlatırken kullanılacak en güzel kelime de “Nefis” kelimesidir.

Aldığınız her nefes, kanınızda güller açtırırken verdiğiniz her nefes size ferahlık verir ama çıkanı bir görebilsek içinde neler vardır neler.

Nefs ile nefes aynı kökten türemişler.

Nefsimizi şeytani havalara kaptırırsak bizi cehenneme uçurur.

Nefesimizi kirli havalara kaptırırsak bizi hastahanelere düşürür.

Nefes tüketerek kazandığımız koltukları insanların nefesini kesmekte kullanırsak da düşeriz cehennemin en dibine.

Edebiyatta dini içerikli “Nefes”ler söylerken nefesi yaratana isyan edilmez.

Nefesiyle para kazananlar, nağmelerinde bülbül gibi Hakk’ı söylemelidirler.

Yoksa cehennemde cezası, zehirli dumanlar içinde nefesinin kesilmesi olur.

Hava durumunu öğrenerek çıkar yola hava ve deniz araçları.

Havanın şiddetli esmesi her şeyi alabora ediverir.

En büyük gemileri karpuz kabuğu gibi sallar, en büyük uçakları yaprak gazeli gibi gökten yere çarpar.

Ama ben size en tehlikeli kasırgalardan daha tehlikelisini söyleyeyim, o bizim boğazımızdan gelen nefesin anlamlı sese dönüşmesidir.

Bush, boğazından gelen, “Haçlı Seferleri başlasın” havasının sesi iki milyon insanın ölmesine sebep olduğu gibi hala öldürmeler devam ediyor.

Dünyadaki milyarlarca “Boşboğaz”dan daha tehlikeli oldu, Bush boğazından gelen bu ses.

Tsunamide bu kadar insan ölmemişti.

Her haber saatinde gönül açıcı haberler yerine her gün her saat politikacıların zehirli nefesleri solutuluyor kulaklarımızdan.

Kavga çocuklarıyız hepimiz.

Cumhurbaşkanı, başbakanlar, hepimiz karakol eğitiminden geçtik.

Düşmanımızı kendi halkımızdan seçmeyi öğrettiler okullarımızda.

Gül devrini göstermediler ki, halkımızı güldürelim.

Ağzından kan gelirken “Kızılcık şerbeti içtim” diyerek acısıyla sevdiklerini acıtmama edebi öğretilmedi.

Rakipleri överek de yükselebileceğimiz tavsiye edilmedi.

Danışmanlar, “Rakibi ne kadar alçaltırsan sen o kadar yükselirsin” dediler, adamların ayaklarını yerden kestiler.

İkisi de tehlikeli.

Nefesler sayılı.

Her insanı yükseltmekle görevliyiz biz.

Hayvanlık derekesine düşenleri insanlık derecesine yücelteceğiz.

İsa (Aleyhisselam) nefesli olamayız ama canlı cenazeleri diriltebiliriz.

Bu konuda en değerli ve geçerli sermayemiz Rahmani eğitimden geçmiş nefeslerimizdir.

İsraf etmeyelim, iyi kullanalım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder

# Dolar

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?