Sömürdüm, hâlâ sömürüyorum; ben kapitalizm!-4

Kaldığımız yerden devam ederken tavsiyem şu; önceki üç yazı ile birlikte okuyunuz…

Medeniyetin damarlarında dolaşan kan misali bugün her şeyimizi üzerine kurduğumuz petrol tükenmek üzere. Artık toprağın altında petrol çıkartmanın maliyeti gittikçe artıyor. Yakında bir varil petrol çıkartmak için bir varil petrol harcamak gerektiğinde petrol üretmenin bir anlamı kalmayacaktır. Çok uluslu petrol şirketlerinin ve gözü doymaz küresel Sermaye’nin dünya batana kadar kârları azami düzeyde tutma isteği, alternatif enerji kaynakları üzerindeki araştırmaları baltaladığı gibi, sıradan insanların durumunun ne kadar vahim olduğunu anlamalarını da engellemeye devam ediyor. Sermaye’nin emrindeki büyük medya organları da tüm dünyada maalesef bu açık bilimsel sonuçlara adeta sağır ve dilsiz gibi tepkiler veriyor.

Çok sevdiğimiz ve sürekli büyümesi ile övündüğümüz ekonomilerimiz, temel yakıtı olan küresel Sermaye’den mahrum kaldığında ne yiyip ne içeceğimiz gibi temel bir sorunla karşı karşıya kalacağız ve bu konuda hiçbir çözüm planımız da yok gibi duruyor.

Tabii sadece kıt kaynaklardan dolayı aç kalmaya başlamayacağız; bugün alıştığımız savurgan yaşam düzeyini sürdürebilmek için birbirimizin kaynaklarına musallat olacağız ve sonuçta çıkacak savaşlarda belki de milyonlarca insanı kaybedeceğiz.

İnsanoğlu diğer canlılardan farklı olarak yaşadıkça çevresini değiştirip belli düzeylerde kirletiyor. Bu özellik insanın tabiatında var. Arkasında bıraktığı geri dönüşümsüz değişikliklere de insanoğlunun ekolojik izi diyoruz. İşte bu ekolojik ayak izi her yıl onlarca atom bombası kadar dünyamıza zarar veriyor.

Küresel baronlar tüm insanlığı kendileri için bir müşteri olarak görüyor. Gıda ve ilaç terörü ile insanları kendine bağımlı ve yönetilecek bir köle gibi görmek istiyor. Kurdukları sözde kuruluşlar ile (Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Tarım Örgütü, IMF, Dünya Bankası) tüm dünyayı tekeline almış durumdadırlar.

Yaşadığımız küresel Covid-19 virüsü sadece bir sonuçtur. Bu sonucu doğuran SEBEP doymak bilmeyen bu baronların kasalarını doldurmak ve tüm insanlığı kendilerine bağımlı kılmak için tüm insanlığa karşı açtıkları mikrobiyolojik bir savaştır.

Atmosfere salınan karbondioksit çoktan iklimimizi değiştirmeye başladı. Dünyanın ortalama sıcaklığındaki artışlar artık geri dönülmez noktayı aştı. Kutuplarda eriyen buzullar, kuzey ve güney denizlerinde dünyanın ısı dengesini sağlamak üzere sürekli devr-i daim yapan açık deniz akıntılarının yönünü değiştirmek, hatta onları tamamen ortadan kaldırmak üzere. Geçmişte defalarca gelip gittiğini bildiğimiz buzul çağları da böyle geldi ve etkileri yüzyıllarca sürdü. Fakat bugün bu tabii döngüyü kendi aleyhine olabildiğince erkene çekmeye çalışan bir garip canlı türünün yani insanoğlunun yaşadığı bir zamandayız. Ayrıca öleceğini bilip de umursamayan bireyler gibi gözümüzün önünde sonumuzu getirme potansiyeline sahip bu hadiseler çoğumuzun kılını bile kıpırdatmıyor!

Tohumlarımız, tarım alanlarımız, bitki çeşitliliğimiz, biyolojik donanımımız hızla tükeniyor. Sadece canlı bedenlerde hızla ve kontrolsüz büyüyen kanser hücrelerinde görülebilecek bir “ekonomik büyüme” takıntısı bizi çoktandır bu dünyanın en tehlikeli “kanserine” dönüştürmüş durumda. Üretebildiği kadar üreten bir ekonomi ile tüketebildiğince tüketen bir insan topluluğu, sözde yeni dünya düzeninin ya da düzensizliğinin de temelini oluşturuyor ve bu şekilde farkında olmadan kendi kendimizi hızla tüketiyoruz.

Dünyadaki herkesin ortalama bir Amerikalı gibi yaşamak istemesi halinde, üzerinde yaşadığımız dünya gibi en az 4-5 tane daha ilave dünyaya ihtiyacımız olduğunu biliyoruz ama “yetim hakkı yemeyi” yasaklanmış bir dinin mensubu olsak da, bir Amerikalı gibi yaşama özlemini ve refleksini içimizden atamıyoruz. Sınırlı bir dünyada sınırsız büyümek gibi “delice” bir isteğimiz var; kimse de bu nasıl olacak bu iş diye sormuyor.

Büyük felaket için geri dönülmez noktayı geçeli çok oldu. Şu anda tüm dünya insanları derviş gibi kıt kanaat yaşasa bile artık bu çöküşü geri döndürme şansımız yok gibi görünüyor...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reşat Nuri Erol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?