Amerika mor Türkiye morötesi

ABD’nin yeni başkanının yemin töreninde ön sıra kadınlarının mor renkli kıyafetleri tercih etmelerinin yorumlarında, Joe Biden’in birleştirici olacağı iddiası çok yer kaplamakta. Cumhuriyetçilerin kırmızısı ile Demokratların mavisinin birleşimi “Mor” olunca, kıyafetlerdeki moda okumasını bilenler böyle yazmışlar gazetelerinin köşelerine.

Amerikalıların dilinde, kırmızı artı mavi karışımının ötesindeki “morarma” anlatımları var mı; bilmiyorum. Yok ise, Joe Bidenci kadınlar basit bir anlatımla vermişlerdir mesajlarını.

“Morarmak” oralarda da bizde hayat bulduğu kadar canlılığını muhafaza ediyorsa, okunacak ya da alınacak mesajlar gazetecilerin yazdıkları basitlikte değildir.

Amerika’da olanları “Türk” gibi düşünmemizin izahına misaller ararsak, Boğaziçi’nde yaşanmış bir “morarma” çıkar karşımıza.

Yaşanmış yahut üretilmiş olmasında değil önem  kazanması bu misalin. İktidarın, muktedir olamadığının tescilindedir; inşaatçılıkta şaha kalkanların, imalatçılık tezgahlarında bezlerinin yokluğunun ispatındadır.

“Siz zeki çocuklarsınız” diyor Boğaziçi’nin yeni ve tartışılan rektörü, itirazcı öğrencilerle karşılaştığında.

Hard rock ve Metalica dinlememizden kaynaklı mı sanıyor zekamızı; kendi hali ile kıyaslayıp, sorusuna cevap aramakla oyalanmadan karşılanıyor yağa bulanmış bu aferincilik.

“İşte bunun için istemiyoruz sizi!”

Beyni kamaşır mı bilmeyiz, böyle cevaplar alarak “Grogi” durumuna geçmiş iktidarcı kalemcilerin? Lakin ittifakçılarının hali daha acınası bir zayıflıkta.

Bir siyasinin ve birkaç gazetecinin sokaklarda saldırıya uğramasını ittifakçı pati MHP’nin bir yetkilisi “Bu hareketin delisi çoktur. Talimat falan dinlemezler” cümlesiyle izah ederken, kastedilen hareketin partinin adındaki hareket olması, orada da bir “morarma”nın yaşandığının ispatıdır.

Saldırgan darbelerinin kan pıhtılaştırarak oluşturduğu fizyolojik “morarma”lara mazeret bulmaya çalışan deli sahiplerinin morarmaları mahcup olmaktan mı, yoksa bozulmaktan mı kaynaklanmıştır sorusunun cevabı acilen tespit edilmelidir; ülkenin bu tasvip edilmeyen renklilikten kurtulması için.

Joe Biden taraftarı kadınların kıyafetleriyle morarmaları, giden Trump’ın “darbe”yi oynamasına bir tepki değilse, müttefik ülkelerde oluşturulacak rengin mesajıdır.

Amerikalıların “çocuk”larına darbe yaptırdığı tescil edilmiş bir ülkede, sokaklardaki hareket delilerinin darbeleri o tescilin içinde midir, dışında mı?

Madem ki sorular sıralanıyor aklımızda birbiri peşi sıra. Devam edelim anları yaşamaya; konumuz yine “morarma” olsun.

2000 yılı tarihli yazılarında “Erdoğan, bundan sonra Erbakan’ın gölgesinin olduğu yerde dahi olmayacağını söyledi” yazan yevmiyeci AKP katipleri, Rıza Tevfik morarmasından haberli olsalardı akıllarına onun “Sultan Abdülhamit Han’ın ruhaniyetinden istimdat” şiirinden bazı mısraları düşer ve kendi morarmalarına merhem yaparlardı; sayın Erdoğan’ın, rahmetli Necmettin Erbakan’ın mezarını ziyaret ettiğini öğrendiklerinde.

“Bizdik utanmadan iftira atan.”

Halimiz aman Falımız yaman

Amiyane tabirle söylersek, dalga geçmeye, alay etmeye durmuş köşesinde bir iktidar kalemcisi yazar kişi, astrolog sıfatlı falcıların “Danışmanlık Şirketi” adı altında çoğaldıklarını öğrendiğinde.

2023 hedeflerini bir bunlar geçmiş, 2024 yılına randevu veriyorlarmış.

Salgın virüsü ile ilişkilerini dahi bunlardan öğrenmek istiyorlar dediği halkını ve bu halka astroloji bilimini kullanarak danışmanlık yapanlar diye anlattıklarını mizahına malzeme yapan demirbaş katip kişi, “Neden böyle oldu” sorusuna ne kendini muhatap yapıyor, ne de savunduğu iktidarı.

Ne oldu da insanlar falcı arar oldular?

Komünist Rusya’nın yıkılmasının bu milletten saklandığı Özallı yıllarda hiç ortalıkta görünmeyenlerin bugün, “Rusya’nın yıkılacağını bilmiştim” övünmelerinden neler kazandığının muhasebesinden habersiz, “Acaba Amerika’nın yıkılacağını da bilecek mi?” şaşkınlığına mahkum edilmelerinin iktidara başarı yazılmasıdır en baştaki sebep.

FETÖ başı hainin “ İsrail 2045 yılında yıkılacak” demesini inanç gereği sayıp, o İsrail’e koruma sempatisiyle yaklaşanların 15 Temmuz’daki rollerinin unutturulmasını da katın, insanlarımızın gelecekten haberli olmak merakına. Ortaya, bu iktidarın 20. yılında oluşturduğu ekmek kuyruklarına paralel falcı kuyrukları çıkar. İsteyen de astroloji biliminin önemini anladık diye sevinebilir.

Bakanlarından belli olur bir iktidar

“Klavye başına geçip sosyal medyada bana her gün tutuklama siparişi verenlere sesleniyorum: Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Burada kanunlar, kurallar, usuller işler; hukuk işler. Bu işleyişi beğenmeyen gider itiraz hakkını kullanır ama yargıya parmak sallayamaz.”

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül demecinin bu başlangıç cümleleridir, insanımızın en son ve en fazla yorum yapmaya çalıştığı iktidar icraatının yansıması.

Bir Adalet Bakanı’na her gün tutuklama siparişi verenler kimlerdir? İnsanlarımızın bir kısmını tutuklattırarak kendilerine rahat hareket edecekleri alanlar mı açmak istiyorlar?

Salgın kısıtlaması ve yasakları dolayısıyla varlıkları neredeyse yokluklarına eşitlenmiş insanlarımızdan kim niçin tutuklanmalarını isteyecek kadar şikayetçidir? Mevcut ittifaklı iktidar neden bu şikayetlerin önünü alamıyor da Adalet Bakanı’nı karşı şikayetçi haline getiriyor?

“Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir!”

İktidarcı ya da muhalif siyasi insanların hangi konuda olursa olsun sözlerine başlarken ya da izahatlarının arasında bu klasik cümleyi tekrarlarının “şüphe” çağrışımı neden milletimizi top yekün rahatsız etmiyor?

Bir Adalet Bakanı böyle bir sorunun endişesini taşıması gerekirken, neden tutuklama siparişi verenlerin listesini okumakla vaktini harcıyor?

Cevabı mevcut hükümetin içindeymiş bu soruların. Sayın İçişleri Bakanı’ndan öğreniyoruz.

“45 gündür anam hastanede.

Annemle fotomun altına küfreden alçak mahkemeye çıkıyor ve adli kontrolle serbest.

Ne yapmalıyım?

Bakan olsam ne yazar.”

Bakan yahut herhangi bir sıfatı olmayan insanımızın annesi ile olan resminin altına hakaret kelimeleri yazanımızın olması, bir kişi dahi olması, niçin böyle olduk acısını yaşatmalı insanlarımıza. Lakin bir bakan tarafından anlatılması da çoğalmasına sebep olur.

“Ne yapmalıyım?” sorusu fazladır. Bir bakanın, bir bakanla görüşmesini şikayet dinleme noktasına itilmiş insanlarımız mı cevaplayacak yahut sağlayacak? Hem de bunu omuz vurduğu bir bakanın kabineden gönderilmesini sağlamış bir bakan söylememeli.

Yoksa “parmak sallama” ikazında bulunan Adalet Bakanı’nı insanlarımız, yaklaşan tehlikeyi görüp tedbir alma hakkı olarak yorumlayabilir.

Hele hele “Bakan olsam ne yazar” diye yazması bir İçişleri Bakanı’nın, herkesin aklına “Artık bir istifa dilekçesi yazar” ihtimalini düşürür. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, sayın Adalet Bakanı’nın dediği gibi bir hukuk devletidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?